- Lozan Antlaşması, ne Türkiye Cumhuriyeti’nde halklar arasındaki barışa ne de Ortadoğu’da devletler arasındaki barışa hizmet etti; savaşlara ve krizlere yol açtı.
- Türkler içindeki Lozan savunuculuğu, aslında Lozan Antlaşması savunuculuğu değil, Kürt halkına karşı bir savunuculuktur.
- Halbuki Türk devleti, artık bölgede hegemonya peşinde ve Misak-ı Milli programını bölgesel emperyalist hegemonya amacıyla savunuyor.
- Kürt tarafında ise değişen bir şey yok; Lozan Antlaşması'na itirazları, Kürdistan’ı parçalamasına ve Bakur’u, Türk devletinin “insafına” terketmiş olmasınadır.
VEYSİ SARISÖZEN
Lozan Antlaşması, I. Dünya Savaşı'nın galipleriyle mağlup Osmanlı Devleti’nin “devamı” olan Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalandı.
Siz ulusalcıların Lozan Antlaşması'nı “zafer” olarak efsane haline getirmesine bakmayın. Galip devletler, Sevr Antlaşması'nın yerine Lozan’da kendi çıkarlarından değil, Türkiye ile savaştan yenik çıkan Yunanistan’ın çıkarlarından vazgeçti. Fransa ve İtalya, zaten Lozan öncesinde Anadolu’dan çekilmişti. İngilizler ise İstanbul’un işgaline Kemalistlerin Sovyetler Birliği'ne daha öte yakınlaşmasını önlemek için Türk ordusunun zoruyla değil, kendiliğinden son verdi. Buna karşılık Musul’u İngilizler, Halep’i ise Fransızlar işgal etmiş; Galipler, Boğazlar’da kontrol kurmuş, Türk devletinin 12 Adalar’da ve kimi Balkan topraklarında hak iddiaları geri çevrilmişti. Aynı zamanda kapitülasyonların devamı anlamına gelen Osmanlı borçları, yoksul Türk halkının sırtına yüklenmişti. Galipler, bu ağır şartların Türk devleti tarafından kabul edilmesi karşılığında Sevr Antlaşması'yla Kürdistan’a tanınan self-determinasyon (kendi kaderini tayin) hakkını tanımaktan vazgeçti. Aynı zamanda Mondros Mütarekesi gereği Osmanlı topraklarında kalan Musul’u mütareke şartlarını çiğneyerek Bakurê Kurdistan'dan kopardılar.
Tek sütunlu olmayacaktı
Mütarekeye uyulsaydı Kürdistan parçalanmayacaktı, buna karşılık Başûrê Kurdistan, Bakur ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yer alacaktı. Eğer böyle bir sonuç ortaya çıksaydı su kaynaklarına ve enerji kaynaklarına sahip “Büyük Kürdistan’ın” kaderi belli ki bugünden çok farklı tecelli edecekti. Büyük ihtimalle Kemalist iktidar, 1921'deki Anayasa'da Kürdistan’a tanıdığı özerklik hakkından 1924'teki Anayasa ile birlikte vazgeçme gücüne sahip olamayacaktı. Cumhuriyet, o gün “iki sütun” üzerine inşa edilecek ve tarihi Türk-Kürt ittifakına dayanacaktı. 100 yıl boyunca süren inkar ve asimilasyon ile buna karşı itirazlar/isyanlar katliam ve soykırımla bastırılmayacaktı. Savaşlar yaşanmayacaktı. Lozan Antlaşması'nın işte Türk ve Kürt halkının kaderinde, şimdi geriye baktığımız zaman ne kadar dramatik bir rol oynadığını anlayabiliyoruz.
'Hayır' diyen Türkler
Aslında Lozan Antlaşması'na yalnız Şêx Seîd ve Kürt halkının itiraz etmediğini, TBMM’deki Kemalist milletvekilleri arasından 14 vekilin de Misak-ı Milli programı gereği itiraz ettiğini hatırlayalım. Bu 14 vekil, şimdi “Türk devletinin tapusu olan" Lozan Antlaşması'na 'Hayır' dedikleri için 'Hayır' diyen şu andaki Kürtler gibi düşman ilan ediliyor mu? Ne münasebet! 'Hayır' diyenlerden Kılıç Ali, Lozan Antlaşması'ndan sonra isyan eden Kürtlerin yargılandığı ve idam edildiği İstiklal Mahkemeleri Başkanı'ydı. 'Hayır' diyenlerden biri, Türk muhafazakarlarının “milli şairi” Yahya Kemal Beyatlı’ydı. Bunlara Erdoğan’ın mürşidi Necip Fazıl’ın “Lozan hezimettir” dediğini de ekleyeyim. Lozan Antlaşması'yla kurulan Cumhuriyet'in başındaki kişi, Necip Fazıl’a ne diyor acaba?
Kürtlere karşı savunuluyor
Şimdiki Lozan Antlaşması mücahidi ulusalcılar ile 1923'teki 'Hayırcılar' arasındaki ilişki nasıldır? Çok gariptir: Lozan Antlaşması'na, hem de Atatürk’ün huzurunda 'Hayır' diyen ve gerekçelerini bağıra çağıra dile getiren Tekirdağ Mebusu Faik Öztrak’ın aynı isimli torunu şu anda işgal altındaki CHP’de Kılıçdaroğlu’ndan sonraki makamda oturuyor. Lozan Antlaşması’nın en ateşli savunucusudur. Lozan Antlaşması'na dedesi gibi 'Hayır' diyen İstiklal Mahkemeleri Başkanı Kılıç Ali gibi Lozan Antlaşması'na 'Hayır' diyen Kürtleri, elinde fırsat olsa darağacına çekecek kadar müfrit bir ulusalcıdır. Yine de bu Lozan savunuculuğu, aslında Lozan Antlaşması savunuculuğu değil, Kürt halkına karşı bir savunuculuktur.
Türk devleti sınırları aştı
Türk devletinin kendisi Lozan Antlaşması’na karşıdır. Misak-ı Milli programı, Lozan’ın intikamını alma program ve stratejisidir. Lozan’da çizilen Türkiye sınırlarını, Türk devleti kabul etmiyor. Suriye’den Hatay’ı 1938'de koparıp ilhak etti. Kıbrıs'ı 1974’te işgal etti, kuzeyine fiilen el koydu. Başûrê Kurdistan topraklarına 1990 başından itibaren girdi; Musul’a, Kerkük’e, Hewlêr’e ordusuyla, MİT’iyle, tekelleriyle yerleşti. Rojavayê Kurdistan nice şehrine 2015’ten itibaren DAİŞ çetesiyle birlikte girdi. Ege’de ve Akdeniz’de bugün “Mavi Vatan” adıyla hak iddia ediyor.
Bölgesel emperyalist
Lozan Antlaşması'na 1923'te itiraz eden Türkler, bugünkü Türkler değildir. Onlar, yıkılmış bir ülkenin “topraklarından Musul’un koparılmasına” itiraz etmişti. Bugünkü Türklerin devleti ise artık bölgede hegemonya peşinde koşuyor ve Misak-ı Milli programını bölgesel emperyalist hegemonya amacıyla savunuyor. Kürt tarafında ise değişen bir şey yok. Onların Lozan Antlaşması'na itirazları, Kürdistan’ı parçalamasına ve en büyük parça olan Bakur’u Türk devletinin “insafına” terketmiş olmasınadır. Evet, Lozan Antlaşması, hem Türkler hem de Kürtler tarafından sorgulanıyor, çünkü ne Türkiye Cumhuriyeti’nde halklar arasındaki barışa ne de Ortadoğu’da devletler arasındaki barışa hizmet etti. 100 yıldır savaşlara, darbelere ve krizlere yol açıyor.
Kürtler saygı bekliyor
Kürt Özgürlük Hareketi'nin bugün Cumhuriyet, devletin toprak bütünlüğü ve sınırlarının dokunulmazlığı, Türklerin önderi Atatürk, bayrak, ezan ve laiklikle sorunu yoktur. “Tekçi” otokrasi, darbeler, Kürt halkına karşı yürütülen asimilasyon ve soykırımla sorunu vardır. Kürt halkı, Türk halkının değerlerine saygılıdır ve onlardan da Kürt halkının değerlerine saygı bekliyor.
Başkan Öcalan, yıkımın eşiğine gelen Cumhuriyet’in yıkılmaktan kurtulması için Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni başlattı. Lozan Antlaşması'nın olumsuz sonuçlarını, “Türk-Kürt tarihsel ittifakı"nı kurmak, sınırlar değişmeksizin Kürdistan parçalarında Kürt ulusunun demokratik birliğini sağlayarak dört sömürgeci devletteki savaşların, isyanların, darbelerin ve krizlerin sebeblerini yok edip ortadan kaldırmaya çalışıyor.
Tüm halkların çıkarına
I. Dünya Savaşı sonrasında Ortadoğu haritasını cetvelle çizen emperyalistler, Lozan Antlaşması'yla Kürdistan’ı parçalayarak, Ortadoğu’da istikrarsızlığın temellerini attı, bölgeye her fırsatta müdahale etme imkanını kazandı. Bugün Ortadoğu’da yaşanan savaşların temelinde Kürdistan’ın dört sömürgeci devlet tarafından işgal altında olması yatıyor. Çözümsüz Kürt sorunu savaşların sebebi oldu.
Lozan Antlaşması'nın ağır olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmak, Türk-Kürt-Fars-Arap halklarının ortak çıkarınadır. Bu olumsuz sonuçlar ortadan kalktığı zaman Türkiye Cumhuriyeti'in yanı sıra Irak, İran ve Suriye de isterseniz Atatürk’ün ifadesiyle söyleyeyim: “İlelebed payidar olacaktır.”
Payidar oldukları zaman bu devletler barış içinde yaşayacak, aralarındaki sınırlar silikleşecek, günün birinde “konfederal Ortadoğu ortak evinde” birleşerek karşı konulmaz bir barış, demokrasi ve refah etkeni haline geleceklerdir.