
Erkeğin kadına yönelik şiddeti sadece bizim coğrafyamızla sınırlı değil. Yeryüzündeki birçok ülkede bu sorun var. Birleşmiş Milletler verilerine göre 2017 yılı itibariyle bir yıl içinde tüm dünyada erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 87 bin. Yine Dünya Bankası araştırmalarına göre 1 milyar kadın erkeğin kadına yönelik şiddetine karşı yasal olarak tamamen korumasız bir durumda. Bu demek oluyor ki, şu anda yeryüzünde tam 1 milyar potansiyel katil yaşamakta.
Geçtiğimiz hafta Hindistan'da 27 yaşındaki genç bir veteriner kadın dört erkek tarafından cinsel saldırıya uğradıktan sonra öldürülmüş ve cesedi yakılmıştı. Bu vahşet kadınları isyan ettirirken, diğer taraftan eril zihniyet tarafından kadınların tecavüze direndiği için öldürüldüğü öne sürüldü ve “tecavüz cezası kaldırılsın, kadınlar boyun eğmesini öğrensin ve erkekler öldürmek zorunda kalmasın” diye açıklamalar yapıldı.
Veteriner kadını öldüren dört katil, cinayeti nasıl işlediklerini göstermeleri için polis tarafından hiç bir güvenlik önlemi alınmadan olay yerine götürülmüş, polislerin silahlarını çalmaya ve kaçmaya çalıştığı gerekçesiyle de orada polisler tarafından öldürülmüştü. Bu olay Hindistan'da, kadın örgütleri dışında öyle büyük bir sevinçle karşılandı ki, katilleri öldüren polisler çiçek yağmuruna tutuldu. Gören de sanır ki adalet yerini buldu. Halbuki katiller yargılanmadı, hak ettikleri cezayı almadı ve bir dava dahi açılmadan konu kapandı. Üzerinden bir hafta geçmeden de cinayet unutuldu.
Dikkat ederseniz, her kesimden insanların tepki gösterdiği bu cinayetleri işleyen katillerinin çoğu bir şekilde ölüyor, ya hastalık, ya intihar sonucu. Bazen de polis veya koğuştaki başka bir suçlu tarafından öldürülüyor. Paris'te katledilen üç Kürt siyasetçi ve Özgecan Aslan vb. cinayetlerde olduğu gibi katiller adalet önünde hesap vermeden ortadan kaldırılıyor.
Türkiye'de de yarı açık cezaevinden “izinli” çıkan bir katil, bir kadını öldürdü. Polisler çok özenli bir şekilde güvenliğini sağladığı katili sabahın çok erken bir saatinde kalacağı cezaevine götürürken ne üstünü aramış ne de ellerini kelepçelemiş. Katilin polis aracında dahi suç işlediğini okuduk gazetelerde. Hakkını gaspettiği seçilmiş Kürt siyasetçileri ters kelepçeleyen zihniyet, kadınları öldüren katillere pek toleranslı davranıyor. Katiller sorgulanmadan, yargılanmadan medyada hemen “psikopat”, “hasta ruhlu” vs. denilerek korumaya alınıyor.
Öyle bir zihniyetle karşı karşıyayız ki, okul müdürlerine öğrencinin etek boyunu ölçme hakkını tanıyor. Bu okullarda eğitim gören hakim bu nedenle savunma avukatının etek boyunu ölçtürmeye kalkışıyor. Yine bu zihniyetin eğitiminden geçen “kadın” savcı, cinsel saldırıya uğramış veteriner hekime, “Ben burada oturuyorum. Ben de kadınım sen de kadınsın. Ben neden tecavüze uğramıyorum da sen uğruyorsun?” diyebiliyor.
Uğur Işılak adındaki faşist “kadının tabiatı bağlanmaktır, ait olmaktır. Erkeğinki öyle değildir. Erkek kadına ait olmaz, sahip olur. Aradaki fark bu” diye konuşabiliyor. Büyük bir tepkiyle karşılaşınca da hemen geri adım atıp özür diliyor ve konunun kapandığını zannediyor. Özür dilemekle bir anda büyük bir değişim yaşamış olduğunu düşünmemizi bekliyor. Zihniyet aynı, oysa ki zerre değişim yok.
Şili'de Les Tesis adlı kadın örgütü 25 Kasım etkinlikleri kapsamında erkeğin kadına yönelik şiddetine karşı “Asla yalnız yürümeyeceksin” marşı eşliğinde danslı eylemler düzenledi. Bu eylemler dünyanın her yerinde yankı buldu. Birçok ülkede kadınlar eylemde söylenen marşı kendi diline çevirerek söyledi ve hiçbir yerde eylemlere müdahale edilmedi. Ancak Türkiye'de eylem yapan kadınlar devlet şiddetiyle karşılaştı ve ne üzücü ki, erkek şiddetine karşı eylem yapan kadınlar bilinçli bir politikayla “kadın” polislerin şiddetine maruz bırakıldı. Ertesi gün ise Türk Adalet Bakanı dalga geçer gibi “yeni insan hakları eylem planı” hazırladıklarını açıkladı.
Türkiye'de yetkili biri ne zaman insan haklarında bahsetse, daha beter hak ihlalleri oluyor. Özellikle de kadınlara karşı. O nedenle kadınlar “Asla yalnız yürümeyeceksin” diyerek örgütlenmeye ve birbirine güç vermeye devam ediyor. Bu da iktidar güçlerini çıldırtıyor. Zira onları iktidar yapan kadınlardı, yıkanın da kadınlar olacağını çok iyi biliyorlar.