- Yemen, artık bir sınır savaşını aştı. Petrol güvenliğidir; Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb meselesidir; hava savunmasının sürdürülebilirliği ve ABD'nin taahhüdünün sınırlarıdır.
MİHRAC URAL
Ortadoğu’da bazı savaşlar başladıkları yerde kalmaz. Yemen savaşı da böyle bir aşamaya giriyor. Yemen’in batısında ve Kızıldeniz kıyısında Husilerin (Ensarullah) elde ettiği askeri kazanımlar, savaşın etkilerini Suudi Arabistan’a kadar taşıyor. Bab el-Mendeb çevresindeki askeri hareketlilik, Kızıldeniz, Aden Körfezi, enerji taşımacılığı ve Süveyş güzergâhı açısından önem taşıyor. Yemen’deki gelişmeler, böylece bölgesel sınırları aşan bir güvenlik sorununa dönüşüyor.
Riyad’a yönelik 19 Eylül’deki balistik füze saldırısı, Suudi makamlarınca doğrulandı ve füzenin önlendiği açıklandı. Ensarullah ise aynı gün Yanbu ve bazı enerji hedeflerine saldırılar düzenlediğini ileri sürdü. Bu iddiaların tamamı bağımsız biçimde doğrulandı. Tablo, Yemen savaşının Suudi Arabistan’ın doğrudan güvenlik meselesine dönüştüğünü gösteriyor. Riyad, savaşı sınırlarının dışında tutmaya çalışıyordu. Şimdi füzeler ve İHA’lar, Suudi şehirlerini, enerji tesislerini ve kritik altyapıyı tehdit ediyor. Soru şu: Suudi Arabistan hava sahasını ve enerji altyapısını bu yoğunlukta ne kadar süre koruyabilecek?
Washington’ın sınırı
Bu soruda ABD belirleyici aktörlerden biri. Washington, Suudi Arabistan’ın başlıca güvenlik ortaklarından, ancak savunma desteği vermekle doğrudan savaşa girmek aynı şey değil. Washington, aynı anda İran, Körfez güvenliği, İsrail, enerji yolları ve deniz ticaretiyle uğraşıyor. Asıl mesele, Washington’ın Riyad’ı korumak için ne kadar ileri gideceği. Amerika’nın, Umman’da Husiler ile görüşmeler yaptığı açıklandı. Amerika, Suudi Arabistan’ın yaşam olanaklarını kaybederek avuç içine düşürmeyi planlıyor; ezilsin istiyor, İsrail’le anlaşması sağlanabilir, bunun sonucunda Abraham Anlaşmaları’na imza atabileceğini düşünüyor.
Mısır, Türkiye ve Pakistan
Mısır’ın Suudi Arabistan’ın yanında büyük bir kara gücüyle Yemen’e girdiğine ilişkin güvenilir bir doğrulama bulunmuyor. Buna karşılık Kahire’nin Riyad’dan uzaklaştığını söylemek de mümkün değil. 15 Eylül’de Muhammed bin Selman ile Abdülfettah es-Sisi arasındaki görüşmelerde Kızıldeniz’in güvenliği ve bölgesel istikrar öne çıktı.
Mısır’ın hesabı açıktır: Kızıldeniz’de istikrarsızlık, Süveyş Kanalı’nı ve ekonomisini doğrudan etkiler. Bu nedenle Riyad’ın güvenlik kaygılarını desteklerken yeni bir Yemen kara savaşına girmek istemiyor.
Türkiye ve Pakistan konusunda da tablo benzer. Suudi Arabistan’ın destek araması başka, bu ülkelerin Yemen’e doğrudan asker göndermesi başka bir konudur. Mekke merkezli güvenlik beklentileri, askeri bir koalisyona dönüşmüş görünmüyor.
Bin Selman’ın sınavı
Muhammed bin Selman döneminde karar alma mekanizması büyük ölçüde merkezileşti. Bu nedenle başarı kadar başarısızlık da aynı siyasi merkeze yazılıyor. Yemen savaşı uzar, petrol tesisleri tehdit altında kalır ve hava savunmasının maliyeti yükselirse mesele dış politika sorununu aşabilir. Suudi yönetiminin yakın zamanda çökeceği sonucunu çıkarmak için kanıt yoktur. Asıl mesele, güvenlik stratejisinin maliyeti ve sürdürülebilirliğidir.
İsrail'in devreye girmesi
İsrail de yeni güvenlik denkleminde önemli bir aktör. Riyad için İsrail’in istihbarat ve hava savunma kapasitesi önemli. Tehdit yalnızca Yemen füzelerinden ibaret değildir; İHA’lar, petrol tesisleri, limanlar ve enerji hatları da güvenlik hesabının parçası. İsrail’in savunma desteği, Yemen’deki siyasi ve askeri sorunu tek başına çözmez. Riyad’ın karşı karşıya olduğu sorun daha geniştir. Yemen savaşı, İran’la bölgesel rekabet, Kızıldeniz güvenliği ve petrol altyapısının korunması aynı denklem içinde birleşmektedir.
Irak cephesi
Riyad’ın güvenlik hesabına Irak da giderek daha fazla giriyor. Irak’taki İran yanlısı silahlı gruplarla bağlantılı olduğu bildirilen saldırılar, Suudi enerji altyapısı açısından yeni bir risk oluşturuyor. Böylece Riyad, güneyde Yemen, kuzeyde Irak ve daha geniş bölgede İran kaynaklı tehditlerle karşı karşıya.
Hava savunmasının maliyeti de artıyor. Riyad, füze önleme kapasitesini güçlendirmek için Fransa, İngiltere, Pakistan ve Mısır dahil çeşitli ülkelerden destek arıyor. Bu ülkelerin Yemen savaşına doğrudan gireceğine ilişkin doğrulanmış bir durum bulunmuyor.
Suriyeli savaşçı arayışı
Son dönemde Suriye’den savaşçıların Suudi Arabistan’a getirildiği ve Yemen’de kullanılmasının planlandığı yönünde haberler çıktı. Bazı kaynaklar, yüzlerce Suriyeli savaşçının Suudi Arabistan’ın güneyine getirildiğini ileri sürüyor. Bu hazırlıklar, Riyad’ın Yemen’de yeni insan gücü arayışına girdiğini gösterir. Farklı silahlı grupları taşımak ise komuta sorunları yaratabilir ve savaşı daha fazla uluslararasılaştırabilir. Riyad açısından, ne olursa olsun savaşacak adam ihtiyacı açıktır.
Asıl mesele Yemen
Bütün gelişmeler, Riyad’ın yalnızca Ensarullah ile mücadele etmediğini gösteriyor. Riyad füze savunma faaliyetini sürdürüyor, petrol altyapısını koruyor, Washington’ın tutumunu hesaplıyor, Mısır’ın desteğini arıyor, İsrail’le güvenlik temaslarını geliştiriyor ve dışarıdan insan gücü arıyor. Bütün bunların merkezinde Yemen var. Yemen, artık yalnızca bir sınır savaşı değildir. Petrol güvenliğidir; Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb meselesidir; hava savunmasının sürdürülebilirliği ve Amerika’nın Körfez’deki güvenlik taahhüdünün sınırları meselesidir.
Yeni dönemin kapısı
Savaşın büyümesi, petrol tesislerinin sürekli hedef alınması ve ABD’nin doğrudan müdahaleden uzak durması halinde Riyad’ın Yemen politikasını yeniden değerlendirmesi gündeme gelebilir. Bu, Suudi Arabistan’ın yarın çökeceği anlamına gelmezse de güvenlik denkleminin değiştiğini gösterir.
Yemen’den başlayan savaş, Riyad’ın kapısına ulaştı. Belirleyici olan yalnızca Yemen’in (Ansarullah) askeri gücü olmayacaktır. Washington, Mısır, Körfez ülkeleri, İsrail’le güvenlik ilişkileri, Irak cephesi ve Suudi Arabistan’ın iç dengeleri birlikte önem taşıyacaktır. Asıl soru artık şudur: Riyad, bu yeni döneme nasıl cevap verecek? Eğer güvenlik dengesi daha da bozulursa Suudi Arabistan’ın iç ve bölgesel yapısında yeni kırılmaların ortaya çıkması ihtimali olacaktır. Böylece Suudi Arabistan’ın farklı bölgelerinde farklı siyasi oluşumlar belirecektir.