• Aleviler olarak tarihsel misyonumuzla kendimize yönelmemiz, iç ve dış dinamiklerin farkında olmamız bizi geleceğe taşıyacaktır.

DEMİR ÇELİK

Trump’ın ikinci dönemi ile birlikte ABD stratejik değişikliğe gitti. Hegemonyasını vekil savaşçılar yerine, devletli sistem üzerinden yayma ve kapitalist sistemi yeniden dizayn etme stratejisine dönüştürdü.

İşte 6 Ocak 2026 Paris Toplantısı, bu stratejinin uygulamaya konulması kararlaşmasıydı. Bu toplantı, bir yönüyle küresel ve bölgesel dizaynın yol haritasının belirlenmesine yol açtı. Diğer yönüyle QSD şahsında Kürt Siyasal Hareketi’nin tasfiyesi hedeflendi. Türkiye ve Suriye’nin örtüşen stratejik çıkarları daha da pekişti. Bunun üzerine Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallerinde Kürt soykırım uygulanmaya başlandı. Kürtlerin Fırat’ın batısından zorla göçertilmesi dayatıldı. QSD bünyesindeki Arap aşiretlerinin HTŞ’ye biatı sağlandı. QSD’yi askeri anlamda tasfiye etmeyi amaçlayan bu toplantı, Kürt dinamiğinin kendi coğrafyasında ve Ortadoğu’da yeni fırsatlar ve olanaklar sahibi olmasının da önünü açma potansiyeli taşıyor.

Sadece Ortadoğu’da değil, tüm dünyanın en seküler ve kadın özgürlükçü devlet dışı hareketi olmanın meşruiyeti ile tarih sahnesindedir. Bu demokratik ve seküler dinamik, aynı zamanda tıkanan ve çözüm üretemeyen kapitalist moderniteye karşı demokratik ortak yaşam seçeneğini halklara ve inançlara sunmuş, Rojava’da toplumsal farklılıklarının birlikte mücadelesini siyasal sisteme kavuşturmuştu. Halkların ve inançların gelecek tahayyülünün siyasi öznesi olması dinamizmiyle yerel bir güç olmaktan çıkmış, bölgesel ve küresel düzeyde değişimin en temel dinamiği olma konumundadır. Kürt dinamiğinin bu hakikatini terörize eden Türkiye’nin derdi, çatışmasızlığı sağlamak değil. Aksine başından beri desteklediği İslamcı çetelere hamilik yaparak ve onları kendi jeo-stratejisi için kullanmak, Rojava’yı dağıtmaktı.

Rojava’yı sınır güvenliği gerekçesiyle işgale kalkışarak savaşı yaygınlaştırıp Kürdistan’ı bir bütün ilhak etmek amacıyla yıllar yılıdır bu barbar çeteleri örgütlemekte, organize ederek Rojava üzerine saldırmaktaydı. Fırat’ın batısından başlayıp El Bab’tan Halep’in kuzeyini sınır alarak İdlib, Efrîn’i Reyhanlı, Yayladağ ile birleştirerek Akdeniz koridorunu denetiminde tutarak Kürtlere bu alanı kapatmak istiyordu. Türkiye bu nedenle hem HTŞ ile iş tutmuş, SMO’yu harekete geçirerek Fırat’ın batısındaki Kürtleri Rojava’ya sürmek istemişti. DAİŞ, El Kaide, El Nusra ve diğer Selefist Türkmen gruplarından oluşan HTŞ’nin güç biriktirerek Halep ve Hama’yı işgal etmeleri, ABD’nin Suriye tahayyülü ile Türkiye’nin Kürdistan karşıtı stratejisinin örtüşmesi sayesinde mümkün olabilmişti. Türkiye, bunu kendi egemenlik alanına dönüştürmek isterken, geçmişte Suriye ve İran’ın kısmi direnci ile karşılaşıyordu. Esad rejiminin, Rusya ve İran’ın direnci kırılınca, fırsattan istifade eden Türkiye, Fırat’ın batısını tamamen Kürtlerden arındırmak istedi.

ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail’in Suriye’nin geleceğine ilişkin stratejisi ile Türkiye’nin mevcut koşulları fırsata çevirme hamlesi bugünkü Suriye tablosuna neden oldu. Ortadoğu’da yüzyıl öncesinin dengeleri ve statülerinin çatırdadığı, yeni dengeler ve statülerin şafağında olduğumuz bu sürecin karmaşık ve girift ilişkiler yumağında biz Alevilerin çok daha örgütlü ve bilinçli hareket etmesi başka bir gerçekliktir.

Her şeyden önce Türkiye‘nin demokratik hukuk devleti olmasının biricik yolu; Kürt sorununun diyaloga dayalı demokratik çözümden geçtiğini çok iyi bilmemiz gerekiyor. Kürt sorununun çözümü demek, Alevi sorununun da çözümü demektir. Eğer bu iki kadim sorun, eşit ve özgür yurttaşlık temelinde çözüme kavuşabilirse Türkiye’nin demokratik cumhuriyete evrilmesinin yolu da açılmış olur. Bugün Avrupa’da milyonlarca Alevi, diaspora toplumu konumundadır. Bu nedenle Türkiye ve Ortadoğu’da olup bitenlere çok duyarlı değiller. Ülkede ise milyonlarca Alevi, birden fazla örgüt ve hareket içinde farklı duyarlılıklarla Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne ve Kürt sorununa yaklaşıyor. Çoğu da Kürt sorununun çözümü konusunda tarihsel hakikat ile hareket etmek yerine, devletin hassasiyeti ile soruna ve sürece yaklaşıyor. Halbuki inancımızın tarihsel misyonu; egemene, zalime ve haksıza karşı mazlumun ve haklının yanında olmayı bizlere söylüyor. Aleviler olarak tarihsel inancımızın misyonuna göre hareket edip ‘Yol Bir. Sürek Binbir!’ düsturu ile özgünlüklerimizi koruyarak çatı örgütünde birlikte olmayı başarabilirsek açığa çıkan sinerji ile III. Dünya Savaşı koşullarında büyük fırsat ve olanakları yakalayabilmemiz mümkündür. Bu anlamda mevcut koşullarda, Aleviler olarak sürecin olanak ve imkânlarını, aynı zamanda risklerini doğru tespit edebilir, milyonlarca Aleviyi sorunun çözümünde ortaklaştırabilirsek eşit ve özgür yurttaşlık mümkün olur.

O nedenle bugün içinde bulunduğumuz koşulların analizi çok önem arz ediyor. İster devlet ve halk olsun, ister hareket, parti ve kurum olsun, her birinin önceliği kendisini sürdürebilir kılmaktır. Siyasal hareketler ve toplum dinamikleri, amaçlarına ulaşabilmek için sürekli yeni sistemler geliştirmek, yeni arayış ve yeni anlayışlar içinde olmak durumundadır. İletişim ve bilgi çağında bu ihtiyaç daha fazla kendisini gösteriyor. Nitelikli ve kazandıran yeni ilişkiyi sağlamaya dönük araştırma ve analizler yapmak, siyasal yapıların ve toplum dinamiklerinin dış faktörlerden çok kendine yönelmesi, kendisini nitelikli analize tabi tutması, zayıf ve güçlü yanlarının farkındalığıyla hareket etmesi hayati önemdedir. Kendi potansiyelinin ve açmazlarının farkında olan hareketler ve siyasal aktörler, büyük fırsatlar ve değerli olanaklar sahibi olabilirken, bilinçli ve örgütlü hareket etmeyenlerin de büyük kaybettiklerine tarih tanıktır. Aleviler olarak tarihsel misyonumuzla kendimize yönelmemiz, iç ve dış dinamiklerin farkında olmamız bizi geleceğe taşıyacaktır. Bu anlamda Alevilerin sürecin öznelerinden biri olmalarının yolu; nitelikli analizler yaparak sürecin ruhuna uygun pozisyon içinde olmalarıdır.

Kürtlerin haklarına saygı duymak, Kürt sorunu ve sorunun çözümsüzlüğünün yol açtığı toplumsal çürümeyi ve çöküşü konuşmak yerine, İmralı’da yapıldığı söylenen konutu konuşmak ve İmralı notlarını manipüle ve çarpıtmaya çalışmak, objektif analizlerden uzak niyet okumasıdır. Bölgesel ve küresel bir sorun olan Kürt statüsünü getirip konutun kaç metrekare olduğuna indirgemek, barış ve demokratik toplum yönlü müzakereyi karartmak ve itibar suikastına uğratma amaçlıdır. Alevi aydınları tarafından kaleme alınan bildiride güdülen amaç; Kürtleri kendi içinde Alevi ve Sünni-Şafii Kürtler diye ayrıştırmak ve karşıtlaştırmaktır. Aynı zamanda da Alevi Hareketleri ile Kürt Siyasal Hareketi’nin birlikte mücadelesinin önüne geçme amaçlıdır.  

Aleviler olarak Kürtlerin egemenlikçi sistemin nesnesi olmaktan çıkıp kendi statülerini şekillendirmeye çalıştıkları bu süreçte, Barış ve Demokratik Toplum’un tarafı olmamız bize de kazandıran tek yol olmaktadır.