Önünde hiç bir engel yok. Çünkü, o otorite (dikta) özlemini "bize Atatürk gibi biri lazım" iç çekişleriyle anlatan toplumsal alt tarafların gönlündeki kurtarıcıdır. "Atatürk gibi üç-beş kişiyi sallandıracaksın, bak nasıl düzelecek her şey" diyenlerin gönlündeki hakiki ruh ve beden…
Bu özlem ruhu General Kenan Evren'i de kucaklamıştı. Evren, Atatürk’ün sarsılıp kalıbından çıkmış, laçkalaşarak oynamış ilke ve inkılaplarını yerli yerine oturtmak için darbe yapmış, sonra düşmanı sıraya dizip, ceza biçtikçe alkışlanmıştı. "Yani onları asmayıp, besleyelim mi?" dediğinde ise alkış ve brova sesleri yeri göğü doldurmuş, taşmıştı.
Ancak o dönem bitti. Sehpalı, seyircili idam ayinleri geride kaldı. Şimdi Kürdistan'dan taşınma alışkanlıkla kaçana kurşun, kapsül sıkma dönemi, destan günleri...
Recep Tayyip, gönüllerde otorite (dikta) gülüdür. Atatürk’ün aranan ruhu bulunmuştur. Kararları Kenan Evren’ınkinden de keskindir. Çünkü Evren, "ben imamım" demiyor, "babam da imamdı" diyordu, meydanlarda. Gerçekte babası, devletin din memuru imam değildi. Ekmeğini, Fransızların tütün şirketinde bekçilikten kazanıyordu.
Ama Recep Tayyip İmam Hatip okulu mezunudur. Anlaşılmayan mırıltı şeklinde de olsa, Kuran’ın "Bakara suresini" ezbere söyleme gösterisine çıkacak kadar cesurdur. O nedenle inandırıcı ilahi otoritedir. Yandaş kitle, kendine pay çıkaran mesutlar kalabalığıdır.
Yandaş kitle nezdinde, o nedenle daha kuvvetlice inandırıcı ilahi otoritedir. O kuvvetlice alkışlayıp, öldürülmüş düşmanları yuhalanarak kahretmeleri, bundandır.
Polisçe öldürülenleri, cezayı hak edenler ilan ettiğinde ve "ölen ölmüştür, anması mı olur?" dediğinde, Evren’in, "asmayıp besleyelim mi?" narası canlanıyordu, belleklerde. Akıp ötede birleşiyordu.
"Asmayıp besleyelim mi" sürecinden, "ölen ölmüştür, polis nasıl sabrediyor, anlamıyorum" günlerine geçiş oluyordu.
Aralarında başka fark var miydi? Darbeci Türk Generaller düşmanlarını yakalamak için şehirleri (İstanbul dahil) kuşatıyor, sokağa çıkışı yasaklıyor, sonra içeriye dalıp evleri, delikleri, bacaları tek tek arıyorlardı. Kürdistan’da, (Silvan örneği) esirlere yat, kalk talimleri de yaptırılıyordu.
Recep Tayyip otoritesindeki ülkede, Kürdistan'dan seçim hileleri ayuka çıkınca Ağrı ve Ceylanpınar'a namlular çevriliyor, bir tek kadınlara, çocuklara yat kalk talimleri yaptırmak eksik kalıyordu. Soma’da ise "katiller nerede" sesleri çıkınca bir yasak kuşatma da oraya…
Recep Tayyip, sokağa çıkma yasaklarını, Erbakan’ın "kanlı mı olacak, kansız mı onu bilemem" naziresiyle, "bu iş çözülecek, ama şöyle, ama böyle" diye açıklıyor, dün sabah uyandığımızda İstanbul’un Okmeydanı semtini helikopterler, zırhlı savaş araçlarıyla sarılmış esir şehri görüyorduk.
Bu müjdenin verildiği Köln Arenası ise dev ayin alanıydı. Orada Cemalettin Kaplan yok, yerine geçen oğlu hapiste, ama boşluk da yoktu. Manzarayı gören, Cemalettin Kaplan fetih seferine hazırlanıyor sanıyordu.
Ayinde kürsüye çıkan Recep Tayyip ise olayların gelişi ve eski ortağıyla giriştiği paylaşım meydan savaşında ortalığa saçılan yolsuzluk, hırsızlık iddialarıyla yaralar almış cengaver değildi.
O, "baba polis geldi", "oğlum kaç polis geliyor", "oğlum evdeki paraları sıfırla polis baskında" çığlıkları arasında ortalığa saçılan milyon dolarların darbesini "öldürücü" sananları şaşkına çevirmişti. Arena gösterisinde, üstünü başını silkeleyip, boyun kırarak, melul, mahsun bakarak, "hepsi komplo, tümü darbe girişimi" gösteriyor, "dik duracağız, yıkılmayacağız" naralarını haykırarak, "mağdur olmuş kabadayı" rolünü oynuyordu. Dolar yağmuruyla ıslanıyordu, Arena. Tayyip bey, "ben diktatör değilim" diyordu. Ayıp yok, utanma duygusu ölü, dinen günaha girme korkusu derin uykuda, din, iman, Kuran, ezan Recep Tayyip’in propaganda yollarında, devletin maaş verip, beslediği imamlar, ortalıkta koşturan görevliydi. Tayyip bey ise "ben diktatör değilim" diyordu.
Devlet bazında, Avrupa’da bu bir ilkti. Eski kabadayıların raconuyla, "Adanalı Celal, bu yollar sana helal" ki, gösterinin dünyada eşi, benzeri yoktu. Hiç bir parti, hiç bir devlet ve hiç bir diktatör, bugüne kadar kitlesel dini ayinle, siyaset, kin, nefreti bu denli ustalıkla iç içe geçirememişti.
Tayyip Bey'in misafiri olduğu ülke Başbakanı yuhalanıyor, kendisi dünyaya parmak sallıyor, biat etmemiş, teslim olmamış halkını iç düşman ilan edip aşağılayarak, hain, komplocu, darbeci diye mahkum edip yandaşlarının önüne atıyor, onlar da yuhalıyor, alkışlarını efendilerine yolluyorlardı.
Tayyip, orada hem muhalefet lideri, hem de iktidardı. Çünkü, Türk muhalefetinin zaten adı var, kendisi yoktu. Karşısında muhalefet gibi duran CHP ve MHP, o geçerken at toynaklarının altından fırlayan milliyetçi, bayrak üzere şovenizm çakıllarını toplayıp, ona savurmakla yetiniyorlardı.
'...besleyelim mi?'den, 'ölmüş, gitmiş' dönemine
Recep Tayyip Erdoğan, rakibi olmayan koşu pistinde, kendisiyle yarışarak, vaaddedilmiş "tek lider" nimetine koşuyor.