Fransa Gündemi
Paris’in tarihi semtlerinden biri olan ve ağırlıklı olarak Yahudiler ile Fransızların yaşadığı Place De Fête son bir aydır alışık olmadık bir durumla karşı karşıya. Onlarca kuşağın eğitimini sağlamış Jean-Quarré Lisesi daha önce La Chapelle semtinde polisin sürekli saldırısına uğrayan göçmenler tarafından işgal edilmiş. "Biliyoruz ki 'Hoşgelmediniz' diyorsunuz ama bu bizim seçimimiz değildi" yazılı pankartın asıldığı lisede yüzün üzerinde göçmen kalıyor.
Binaya yerleşen göçmenlere destek olmak için çok sayıda insani kurum, Fransız gönüllü seferber olmuşken, semt halkı ise Suriye ve Afrika ülkelerinden gelenlere karşı tepkili. Geçtiğimiz hafta bir grup Fransızın "Biz çalışıyoruz siz tüketiyorsunuz" pankartı ile Jean-Quarré Lisesi önünde eylem yaptığı söyleniyor. Bu tarz tepkilere karşın birçok semt sakini ise elinde meyve, sebze ve kuru baklagillerden oluşan paketleri usulca okulun giriş kapısına bırakmaya devam ediyor.
Gönüllü öğretmenler okul bahçesine kurdukları tahta üzerinde göçmenlere Fransızca öğretmeye başlamış. Günlük olarak France Terre D’asile adlı göçmen kurumundan iki gönüllü iltica başvurusu ve gerekli işlemler için göçmenlere yardımcı olmaya çalışıyor. Tercüman sıkıntısı, yiyecek, giyecek ve insanlık dışı koşullar derken göçmenlerin lise dışında başka bir yere naklinin de pek mümkün olmadığı görülüyor. Diğer taraftan her gün nöbet tutuluyor. Çünkü polisin müdahele edip göçmenleri liseden çıkarma olasılığı oldukça yüksek.
La Chapelle’den sonra Jean-Quarré Lisesi’nin de 'işgalcisi' olan Suriyeli Abdullah, 5 aydır Fransa’da olduğunu söylüyor. Ailesinin geri kalanı ise Türkiye’deki bir kampta yaşıyormuş. Kendisi de 1 yıla yakın bir sürede Türkiye’de kalmış olan Abdullah, Avrupa’ya 2 ayda ulaşabilmiş.
Birlikte yola çıktıkları 5 arkadaşından üçü yolda hayatı yitirmiş. Abdullah, diğer iki arkadaşının ise İngiltere’ye geçmek için Calais denilen bölgeye gittiğini söylüyor.
Tercüman aracılığıyla kendisine Fransa’yı neden tercih ettiğini sorduğumuzda, "Ben tercih etmedim. Hayat beni buraya getirdi" diyor. Savaş koşulları içerisinde ne Esad, ne de DAİŞ’in kendilerinin talebi olmadığını ama yaşananlardan sonra Esad’ı arar olduklarını belirtiyor.
Özgür bir Suriye’nin artık mümkün olmadığını düşündüğünü ve "sonunda özgürleşse de ülkemizden bizden geriye bir şey kalmamış olacak" derken gözleri doluyor. Kendisi gibi yüzlerce göçmenin Avrupa’nın değişik ülkelerinde insanlık dışı koşullarda yaşam mücadelesini verdiğinin altını çizen Abdullah, "Fransa ya da diğer Avrupa ülkeleri bizi istemiyor ama bizim de başka gidecek yerimiz yok" diyor.
Abdullah savaştan kaçanlardan sadece biri. Ailesinin 17 ferdini son iki yılda savaşta kaybetmiş. Geriye kalan 4 kişi ise şu an Türkiye’de. Kendisi ise Place De Fête Meydanı’nda 'işgal' ettikleri okulun karşısında bulunan ortaokula giden çocuklara bakarak, "Bizim çocukların bunlar gibi hiç şansı olmayacak" derken acısını yüzünden okuyabiliyor insan.
Avrupa'da artık her yerde göçmenleri görmek mümkün. Kimi Macaristan’ın tel örgülere takılmış, kimi İtalya sınırlarında ölü bedeniyle karaya vurmuş, kimi Yunanistan’daki kamplarında diğer AB ülkelerine gitmeyi bekliyor, kimi İngiltere’ye geçmek için tren raylarını işgal etmiş durumda.
Tüm yaşanan acı tablonun faturası da göçmenlere yükleniyor. Fransızlar, "Biz çalışıyoruz siz tüketiyorsunuz" derken on yıllardır Afrika ve Ortadoğu’nun zenginliklerini sömüren ülkelerinin kalkınma payının kimin sırtından olduğunu hatırlamıyor. Şimdi yüzyıllardır kanları emilen Ortadoğu ve Afrikalılar Avrupa’nın vebalıları olarak Avrupa’nın her yerine dağılmış durumda.