Önce havuz medyasının nefret söylemine, yargısız infazına maruz kaldı. Baskılardan, hedef haline getirilmekten, tehditlerden korkmadı. Doğru bildiği yolda yürümekten geri durmadı.
"Ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Eğer ülkenize ve halkınıza karşı görevinizi yerine getirmişseniz huzur içinde yatabilirsiniz" diyen Mandela’nın sözünü paylaşmıştı bir tivitinde. Görevini eksiksiz yerine getirdi ve vuruldu. "Bu kadim topraklarda savaş istemiyoruz. Çatışma istemiyoruz. Operasyon istemiyoruz." Derken, barış çağrıları yaparken vurdular O'nu. "Artık savaşlar, katliamlar olmasın" derken ensesinden vurularak katledildi.
Bir barış ‘Elçi’siydi. Ömrü mazlumların haklarını aramakla geçti. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın kurucularındandı. İnsan Hakları Derneği üyesiydi. 90’lardaki faili meçhul ve köy yakma davalarından Roboskî kıyımı dahil birçok davada halkın savunucusu oldu.
***
Muhaliflere karşı İktidarın ve devletin bildik politikası devam ediyor. Toplum, şiddetin her türlüsünün hakim olduğu bir süreçten geçiyor. Bunca vahşet, susturma, gözdağı ve sindirme amaçlıdır. Toplumsal muhalefete karşı psikolojik bir harekat yürütülüyor. Kürt muhalefetini bitirmek ve ona destek veren aydınların sesini kısmak istiyorlar.
İşlenen cinayeti savaş politikalarının haklılığını göstermek için kullanmaya çalışıyorlar. Yine toplumsal zihniyet haritasında da fay hatları giderek etkinleşiyor. Yine en yetkili ağızlardan savaş naraları yükseliyor. Yeni stratejiler belirleniyor, gözdağı veriliyor, savaş tamtamları çalınıyor.
Tahir Elçi gerçeği ve hakikati söylediği için katledildi. Gerçekler çarpıtılıyor. Gerçekleri gündeme getirmeye çalışanlar baskı görüyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor ya da hedef haline getirilip katlediliyor.
Söylemler aynı, replikler ve tepkiler aynı. Aynı paradigmanın ezberleriyle yorumlanıyor herşey, aynı at gözlükleriyle bakılıyor olan bitene, aynı volümden ve aynı perdeden konuşuluyor. Yalanı gerçekmiş gibi, gerçeği de yalanmış gibi sunuyorlar. Yalanlar sahibinin sesi kimi kalemşorların köşelerinde parlatılıp cilalanıyor.
Hükümetin volümü yüksek ama içi boş hamasetinde bir "Yeni Türkiye" lafıdır gidiyor. Kimi yalaka köşe yazarları, gazeteciler filan da kullanır oldu. Politika "yeni" adı altında eski ezberleriyle devam ediyor. Yani ülke cephesinde "yeni" bir şey yok. Sadece kavramlar değişti, isimler yenilendi. Beyaz toroslar geçmişte kalmış-mış… Bu ‘Yeni Türkiye’de Olağanüstühaller yok ama hergün olağan sokağa çıkma yasakları var. Faili meçhuller yok açıktan suikastlar var. JİTEM yok şimdi, duvarlarda da keskin nişancılar tarafından koca yazılarla belirtildiği gibi 'Esedullah Timi' var. 'Ya sev ya terk et' yok belki ama 'Türksen övün, değilsen itaat et.' Var. Delik deşik edilen bir gecekondunun duvarına; "Devlet geldi" diye yazmak var. 'Kurdun dişine kan değdi' yazıları var. Her sokağın başında da kirpi, kobra, akrep araçları var.
Siz de çok iyi biliyorsunuz ki; eski veri tabanlarıyla ‘yeni’lenmek mümkün değildir. Çünkü değişimin ve ‘yeni’nin ima ettiği zihinsel sıçrama, bildik zihniyetlere format atmayı, zihinde bir dönüşüm yapmayı gerektirir. Yoksa bu yalanlarınızla ve katliamlarınızla zihinsel gevişin ötesine geçemezsiniz.