- Kürt halkının siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik sorunlarını çözüme kavuşturmanın demokratik siyasal mücadele yoludur komün ve meclis.
- Her tür inançsızlık, kendini katmama, keyfiyet, devletli ve iktidarcı zihniyeti aşamama, meclis örgütlenmesinin önündeki en büyük engeldir.
DEMİR ÇELİK
Komün ve meclise, devlet dışı toplumun ya da bir halkın kendi kendisini yönetmesinin temel ve stratejik örgütlenme organları olarak görülüp yaklaşıldığında inşasında başarı mümkün olur. Meclis inşası mantığının ve zihniyetinin anlaşılması, kavranması ve özümsenmesi, devlet dışı sisteminin ete kemiğe bürünmesinde oldukça önemlidir. Meclis sistemi; doğrudan demokrasinin uygulanma mekanı ve pratize edilmesi faaliyetlerinin tümünü kapsar. Bu anlamda ideolojik perspektifini, devlet ve iktidar dışı insan toplumsallığının hiyerarşiye dayanmayan hakikatinden alır. Yani sürecin ve mücadelenin ihtiyaçlarını karşılamayı, örgütsel genişlemeyi sağlamaya dönük dönemsel/taktiksel bir sistem değildir. Aksine tarihte hep varolup yaşanan devlet ve iktidar dışı komünaliteden beslenir, temelini insanlığın kök hücresi değerlerinden alan kapitalist modernite alternatifi sistemin en temel organlarıdır komün ve meclis.
Neolitik Tarım Devrimi değerlerini devletli sisteme karşı sahiplenen, koruyan ve onu bugünlere taşıyan Kürtler, bunu öz güçlerine dayanarak (Ocaxlar sistemi ve aşiretler konfederasyonu) başarmıştır. Kom ve komünaliteden beslenen komün ve meclis, tarih boyunca Mezopotamya ve Kürdistan'da hep vardı. Mîtra, Zerduştî, Êzîdî ve Raa/Reya Heq inancından Kürtler, bu hakikatlerini devletli sistemin her tür kuşatmasına karşı sürdürebilmiştir. Kürtlerin devlet dışı gerçekliklerine dayanarak sorunlarını çözdükleri, dayanışıp ortaklaştıkları, barışı ve ortak yaşamı toplumsallaştırdıkları bu organların tarihsel misyonlarına uygun yeniden inşa edilmeleri halinde, ulusal demokratik taleplerinin elde edilmesi ve toplumsallaştırılması çok daha mümkün olur. Kürt halkının siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik sorunlarını, kısacası yaşamın her alanına dokunmanın ve çözüme kavuşturmanın demokratik siyasal mücadele yoludur komün ve meclis. Dolayısıyla da demokratik toplumun inşası ve örgütlenmesi çalışmalarının başarısı; komün, meclis ve kongre zihniyetinin, bilinç ve mantığının anlaşılması; Kürt ve Kürdistan tarihselliğinin içselleştirilmesine bağlıdır.
Önündeki engeller
İdeolojik ve siyasal perspektifini devletsiz toplum paradigmasından alan komün ve meclis, bizi bir halk ve ulus olarak onca kuşatmaya rağmen bugünlere taşıran kurumlardır. Dolayısıyla devletli iktidarcı sisteme rağmen ve onun yanı başında ulusal demokratik hakları toplumsallaştırmanın en temel kurumları işlevini görmüşlerdir. Bu gerçekliğe rağmen her tür inançsızlık, kendini katmama, keyfi yaklaşma, devletli ve iktidarcı zihniyeti aşamama, meclis örgütlenmesinin önündeki en büyük engel olmaktadır. Başka bir yanlış yaklaşım; meclis pratikleşmesini bugünden yarına gerçekleşmesi gereken kısa erimli, hazır bir sistem olarak görme yanlışlığıdır. Tecrübe ve insan eylemselliğinin birikimleri ile gelişen, ilerleyen, insanın yeni yapım ve yaratım faaliyetleri ile yeniden kendisini üreten, değiştiren ve dönüştüren uzun soluklu bir süreç olarak meclise ve meclisleşmeye yaklaşmamak, başarısızlığın en önde gelen nedeni olmaktadır.
Hiyerarşi sorunu
Halbuki meclisler, ilgili toplumsal kesimin her tür sorunundan birinci derecede sorumlu olup toplumsal kesimin doğrudan kendi kendisini örgütlemesinin zeminidir. Özgürlük, adalet, eşitlik başta olmak üzere işsizlik, yoksulluk, sürgün, sosyal ve psikolojik sorunlar, kent-çevre, doğa–insan ilişkisinin yeniden şekillenmesi ve çözüm parametrelerini geliştirmenin, paylaşmanın, ortaklaşmanın zemini olarak yaklaşılır; iradeleşmenin meşru zemini olarak görülürse başarı kendiliğinden gelir. Kendi öz gücüne güvenmek yerine, devleti ve iktidarı dolayısıyla hiyerarşikçi sistemi esas almak nasıl ki tarih boyunca insanlığa kaybettirmişse bugün de kaybettiren olur.
Başarmanın yolu
Neolitik Tarım Devrimi’nin neden olduğu bolluk ve berekete el koyan egemenlerle başlayan insanlıktan sapma süreci, 6 bin yıldır insanlığa kaybettirmekle kalmadı, doğayı ve eko-sistemi de çürüten oldu. Kent devletinden krallara ve imparatorluklara, oradan ulus devlete dönüşen devletli sistemde egemenler değişti, ancak baskı, zulüm ve sömürü değişmedi. Sömürüye, baskıya, yoksulluğa, açlığa, sefalete, toplum ve eko-kırıma neden olan devletli sistemin kendisidir. Soruna neden olandan çözüm beklemek yerine, toplumun politik süreçlerde özne olması, kendi kaderini ve geleceğini olduğu kadar, özgürlüğünü ve doğal demokratik yaşamı da örmesi ve örgütlenmesinin siyasal projesine güvenmesi, başarmanın tek yoludur. Meclisler, eğer siyasal ve sosyal faaliyetler aracılığıyla toplum dinamiklerinin kendi kendilerini yönetmelerinin yolunu açarsa siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik, sağlık, eğitim vb. konularda çözüm geliştirebilirlerse toplumsallaşabilirler.
Özgünlükle var olma
Meclis toplum dinamiklerinin tümünün kendisini görebildiği, bulabildiği, doğrudan demokrasinin gereği olarak doğrudan katıldığı, söz, karar ve yetkinin tüm toplumun ve toplulukların olduğu, insan toplumsallığının iradesini kattığı zemin olduğunda alternatif seçenek olarak ilgi görür, çekim merkezi olur. Nispi temsili parlamentarizmin demokrasi söylemi yalanına karşı, her toplumsal kesimin kendi öz ihtiyaçlarını doğrudan karşıladığı; topluluğun üyesi her insanın, meclis pratiğine aktif olarak katıldığı, denetlediği, eleştirdiği ve değişim süreçlerinde söz alıp, inisiyatif sahibi olduğunda meclis doğrudan demokrasiye giden yolda önemli eşiği aşmış olur. Meclislerde özgünlükler ve karşılıklı bağımlılık ilişkisi esastır. Birinin diğeri üzerinde olma, ya da daha altta olma durumu yaşanmaz. Mecliste dikey olmayan, yatay örgütlenme söz konusudur. Meclisin bünyesinde bulunan her toplumsal kesim, kendi özgünlükleri ile var olma hakkına sahiptir. Pratikleşme, kararlaşma ve dolayısıyla iradeleşme süreçlerinde özgün ve özerklik, parça-bütün ilişkisinin doğal seleksiyonu ilkesi esasıyla yaşanır. Kaos ve kriz hali yerine, parça bütün ilişkisinin çokluk içinde birlik, eşgüdüm ve koordinasyonu esastır. Parçayı bütünle ilişkilendiren, bütüne karşı parçanın özgünlüğünü güvencede tutacak olan, meclisin programı, tüzüğü ve iç işleyiş mekanizmalarıdır. Toplumsal kesimler ve kategoriler birbirleriyle hiyerarşikçi bir bağ ile değil, karşılıklı bağımlılık ve eşgüdümle yürütülen çalışma esasıyla demokratik ilişki içinde olurlar.
İktidarlaşma yaşanmaz
Meclis pratikleşmesinde iktidarlaşma yaşanmaz, çünkü birinci ve ikinci doğada esas olan çokluğun ve çeşitliğin karmaşası olduğu gerçeğidir. Bu gerçeklikle hareket eden meclis, devlet ve iktidar dışı toplum dinamiklerinin kendi öz ihtiyaçlarını karşılamanın, onlara ulaşmanın yol ve yöntemlerini oluşturur. Devletçi, iktidarcı örgütlenme ise üstten alta doğru örgütlenmeyi, bir kesimin egemen ve yönetici olmasını, diğer bir kesimin ise yönetilen ve sömürülen konumda kalması esasına dayanan birinci ve ikinci doğadan sapmanın kendisi olmaktadır.
Yerelden üste doğru
Komün, meclis ve kongre paradigması, her tür iktidarlaşmayı, her tür milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi zihniyeti reddeder. Buna karşın tüm özgünlüklerin ve farklılıkların birbiriyle birlikte eşit haklar sahibi olmasının, eşit ve özgür ortak yaşamı savunur. Bunu gerçekleştirmek için toplum kesiminin en küçük biriminden başlanarak her kesin ve her kesimin kendi öz ihtiyaçlarına ulaşmasının, toplumun yatay ve doğrudan sivil demokratik örgütlenmesi olan meclisleşmede yerelin kararı ve insiyatifi esastır. Yerelden üste doğru, daha genele gidildikçe yetki ve karar mekanizmaları daralan karakterde olmak durumundadır. Yani komünden mahalle meclisine, mahalle meclisinden kent meclisine, oradan da bölge ve ülke meclisine gidildikçe inisiyatif, karar ve yetki yereldedir. Eşgüdüm ve koordinasyon merkezde, başka bir ifadeyle kongrededir. Bölge, ülke ve kıta meclisi, koordinasyon ve eşgüdümü sağlamanın zeminleriyken eylem, faaliyet ve pratikleşme ise yerelde yaşayanlar tarafından gerçekleştirilir.