- Halk Savunma Merkezi Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, 'çerçeve yasa'nın, Rêber Apo'yu kapsamamasını, 'Kürt' kelimesinin bile geçmemesini, demokrasiden bahsedilmemesini ve meseleyi silah bırakmaya indirgemesini eleştirdi.
- "Şüphesiz bu dar yaklaşım, sorunu çözüme kavuşturamaz" diyen Karayılan, şunların altını çizdi: "Bu sürecin mimarı zindandaysa bu iş yürümez. 'Çerçeve yasa'nın eksik yanları giderilmelidir. Böyle olursa üzerimize düşeni yerine getiririz."
Süreci Rêber Apo’nun yürütmesi gerektiğini söylediklerini hatırlatan Murat Karayılan, "Biz şimdi de aynı şeyi söylüyoruz; süreci Önder Apo’nun yürütmesi gerekiyor. Ben daha önce 'eğer Önder Apo zindandaysa kimseye silah bırak ve git diyemem' dedim. Şimdi de aynı noktadayım. Eğer Önder Apo devreye girer, arkadaşları karşılar, toplantılar yapar ve ikna ederse olur. 'Değerli yoldaş, git Önder Apo seni karşılayacak. Dönem perspektiflerini Önder Apo sana verecek' diyebilirim. Biz, bu mücadeleyi savaş ve silah zemininden çıkarıp siyaset ve hukuk zeminine taşımaya hazırız" dedi.
Halk Savunma Merkezi Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, 15 Ağustos Diriliş Bayramı vesilesiyle halka ve gerillaya seslendi. Kuzey Kürdistan’da serhildanların bastırılması ardından çok derin ve kapsamlı bir asimilasyon geliştiğini; 1970’li yıllarda bu asimilasyonun çok ilerlediğini ve Kürt halkının eriyip yok olmanın eşiğine geldiğini hatırlatan Karayılan, "Öylesi bir dönemde Önder Apo’nun çıkışı, tarihi bir çıkıştı. O dönemde devreye giren özgürlük mücadelesi, çeşitli adlarla geliştirildi ve bu, halkımıza bir nefes oldu" dedi.
Askeri cuntanın darbesi
Hemen ardından 12 Eylül 1980’de askeri-faşist cuntanın, Türkiye devrimci hareketini ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmek için iktidara geldiğini belirten Karayılan, şunun altını çizdi: "Aynı zamanda Kürdistan’da, Şark Islahat Planı’nı hayata geçirmek için devreye girdi. Yani 1925'teki Şark Islahat Planı’nı tamamlamak için çabalarda bulundu.
Kürdistan’ı zindana çevirdiler
Kürdistan’da gündüz çocuklara, geceleri ise kadın ve erkeklere zorla Türkçe öğrettiler. Kürtçeyi yasakladılar. İnsanlar evlerinde bile Kürtçe konuşamaz oldu. Köy meydanlarını işkencehaneye çevirdiler. Kürt insanlarını, kadın-erkek demeden çırılçıplak soyarak aynı meydanda sıraya dizdiler. İnsanlarımıza dışkı yedirdiler. Bu biçimde bir vahşet yürüttüler. Sadece zindanlarda bunları yapmadılar; bütün Kürdistan’ı adeta zindan haline getirdiler."
Sessizlik, insanlıktan çıkmaktı
"Hiç kuşku yok ki o vahşete karşı sessiz kalmak, insanlıktan çıkmaktı" diyen Karayılan, önce Diyarbakır Zindanı’nda Mazlum Doğan, Ferhat Kurtay ile yoldaşları ve 14 Temmuz eylemcilerinin bu duruma karşı çıkış yapıp sessizliği kırdığını ve direniş geliştirdiğini vurguladı. Rêber Apo'nun, bu insanlık dışı uygulamalara karşı sessiz kalmamak için yoğun çabaları olduğunu ve hazırlıklar geliştirildiğini kaydeden Karayılan, "Mahsum Korkmaz yoldaş öncülüğündeki 15 Ağustos Hamlesi, bu temelde devreye girdi" dedi.
Başka yolu da yoktu
"Zaten o vahşete karşı durabilmenin başka bir yolu da yoktu" diyen Karayılan, 15 Ağustos Hamlesi'nin silahla başlamış olsa da anlamının silahtan çok daha büyük olduğunu vurguladı. Topluma bir müdahale olarak gelişip toplumun sessizliğine karşı da bir çağrı olduğunu belirten Karayılan, şöyle devam etti: "Halkımız, önce kuşkulu ve kaygılı yaklaştı, çünkü o zamana kadar Kürt halkı nerede başını kaldırdıysa başı kesilmişti. Onun için halk sürece kaygıyla yaklaştı. Ne zaman gördü ki; gerilla farklı bir yöntemdir, yenilmiyor, ciddi, kararlı insanlardan oluşuyor ve her gittikçe büyüyor, o zaman özgürlük ve kurtuluşun yönteminin gerilla mücadelesi olduğunu benimsedi. Ondan sonra onu sahiplendi, gençler katıldı ve böylece Kürt halkında bir değişim yaşandı.
Halk ayaklarının üzerinde
Güvensizlik güvene, korku cesarete, karamsarlık umuda dönüştü. Ölü bir halk dirildi, ayaklarının üzerine kalktı. Bu temelde önce Nisêbîn ve Cizîr, sonra ise Kürdistan’ın birçok yöresinde Kürt halkı sokaklara döküldü. Halkımız, kahramanlarının cenaze törenlerini yapabilmek için sokaklara çıktı. Bu biçimde serhildan (başkaldırı) hareketi başladı. Bu, toplumda çok büyük değişimlere yol açtı. İşte Diriliş Devrimi, böyle gerçekleşti.
Toplumsal devrimi de
Diriliş Devrimi, düşünsel, siyasi, kültürel ve toplumsal bir devrim oldu. Kadın devrimi oldu. Kürt kadını, Bêrîvanların, Saadetlerin, Havvaların öncülüğünde bu devrime katıldı. Bu biçimde 15 Ağustos Atılımı, kendisiyle birlikte toplumsal devrimi yarattı. Gerçek devrim böyle gerçekleşti."
Kürt realitesini tanıdılar
Türk Başbakan Süleyman Demirel'in 1992'deki ‘Kürt realitesini tanıyoruz’ açıklamasına dikkat çeken Karayılan, 1984’ten 1990’a kadar yürütülen gerilla stratejisinin sonuç aldığını, 1993’e gelindiğinde ise başarısı kesinleştiğini söyledi.
Siyasi çözüm stratejisi
Bundan dolayı Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın, YNK Lideri Celal Talabani aracılığıyla yeni bir sürecin başlaması için ateşkes ilan edilmesini talep ettiğini kaydeden Karayılan, "Önder Apo, bu temelde 1993 Newrozu’nda ilk ateşkesi ilan etti. Bu, mücadelemizde yeni bir dönemin, yeni bir stratejinin, siyasi çözüm stratejisinin başlangıcı oldu. Savaş, artık rolünü oynamış, yapması gerekeni yapmıştı. Gizli kılınan Kürt sorununu açığa çıkartıp masaya koydu. Bu yüzden siyasi yol ve yöntemlerle çözümün gelişmesi gerekti" şeklinde konuştu.
Devletin içindeki çatışma
Bunun hemen sonrasında Türk devleti içindeki çatışmaya işaret ederek, Turgut Özal'ın öldürüldüğünü; 'Kürt sorunu siyasi yöntemlerle çözülmelidir' diyerek Turgut Özal’ın yanında duran General Eşref Bitlis ve Kürdistan’da özel savaşı en çok yürüten Cem Ersever gibi birçok kişinin tasfiye edildiğini hatırlatan Karayılan, "Bu biçimde devlet içindeki bir el, bu sorunu bir kördüğüm haline getirdi" dedi.
Savaşla yok etme çabası
Rêber Apo'nun, savaşın durması ve siyasi çözümün gelişmesi için hep yol ve yöntemler geliştirdiğini; şu ana kadar 9 defa ateşkes ilan ettiklerini anımsatan Karayılan, "Geçen 42 yıllık savaş sürecinde 11 yıl ateşkeslerle, 31 yıl da savaşla geçti, çünkü devlet içindeki bir zihniyet, bizi şiddet ve silahla yok etmek istiyordu. Her saldırdığında 'kazandık ve sonuç alıyoruz' diyordu. Böylesi psikolojik ve özel bir savaş, çok kapsamlı bir biçimde yürütüldü" diye konuştu.
Bizi yok edemediler
Son 10 yılda ise Hareket'in büyümesini kendilerine bir tehlike olarak görüp “Türkiye’nin beka sorunu var” diyen devlet içindeki bütün damarların birleşerek savaş ilan ettiğini söyleyen Karayılan, şunları dile getirdi: "Bizi, şiddet ve silahla yok etmek istediler. Ağır ve kapsamlı bir savaş süreci yaşandı. Bize karşı her türlü modern silahı kullandılar. Yasaklı silahlar da kullandılar. NATO’nun desteğiyle, hatta komşu devletlerin ve yine kimi Kürtlerin de desteğiyle bizi yok etmek istediler. Bizi yok edemediler. Zap ve Metîna’da tıkanıp lerleyemediler. Böylece bizi yok edemeyeceklerini anlayınca, tekrar çağrı oldu. Devlet Bahçeli’nin çağrısı böyle okunmalı. Bilindiği gibi Önder Apo da olumlu cevapladı ve şimdiye kadar süreç yürüdü."
'Çerçeve yasa', çok eksik
Türkiye Meclisi'nin 10 Ağustos'ta kabul ettiği 'çerçeve yasa'nın, kurulduktan bu yana Kürt iradesini tanımayıp Kürtleri öldürerek yok etmek isteyen Cumhuriyet tarihinde yeni bir şey; bu anlamda değerli bir adım olduğunu teslim eden Karayılan, 'fakat' diyerek, halka ve gerillaya seslenişini şöyle sürdürdü:
* Bu kanunun çok eksiği ve yanlışı vardır. Her şeyden önce bu sürecin mimarını, Önder Apo’yu kapsamadı. Halbuki, bu süreci başlatan Önder Apo’dur.
* Yine, içinde 'Kürt kelimesi bile geçmiyor.
* Demokrasiden hiç bahsedilmemiş.
* Halkımızın hassasiyetleri, Hareketimizin görüşleri ve hatta Önderliğimizin bile görüşleri fazla dikkate alınmamış.
* Meseleyi sadece gerillanın silah bırakmasına indirgemiştir. Oysa bu sorun, yüzyıllık büyük bir sorundur.
* Dar bir yaklaşım vardır. Şüphesiz bu dar yaklaşım, sorunu çözüme kavuşturamaz. Gerilla, neyin sonucunda tarih sahnesine çıkmıştır? Bu eğer iyi açılmazsa sorunun köklü çözümü de olmaz.
Şimdi de aynı noktadayım
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ilk çağrısında Rêber Apo için “savaşı durdursun, örgütünü feshetsin, Meclis'e gelsin, DEM Parti Grubu'nda konuşsun ve 'umut hakkı' sonuna kadar tanınsın” sözünü hatırlatan Karayılan, şunları söyledi: "Doğrusu, biz de 'Fesih Kongresi' kararlarını bu temelde aldık. Süreci Önder Apo’nun yürütmesi gerekiyor, dedik. Biz şimdi de aynı şeyi söylüyoruz; süreci Önder Apo’nun yürütmesi gerekiyor. Yani Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünün olması gerekiyor. Bu olmazsa olmaz. Ben daha önce 'eğer Önder Apo zindandaysa kimseye silah bırak ve git diyemem' dedim. Şimdi de aynı noktadayım. Eğer Önder Apo devreye girer, arkadaşları karşılar, toplantılar yapar ve ikna ederse olur. 'Değerli yoldaş, git Önder Apo seni karşılayacak. Dönem perspektiflerini Önder Apo sana verecek' diyebilirim.
Biz taşımaya hazırız
Biz, bu mücadeleyi savaş ve silah zemininden çıkarıp siyaset ve hukuk zeminine taşımaya hazırız. Önderliğimiz bunun için 33 yıldır çabalıyor ve biz de ona güveniyoruz. 33 yıldır yürütülen savaş, fazladan yürütülen bir savaştır. Kendini tekrar olduğu gibi, aslında yerinde olmayan bir savaştı fakat bizi yok etmek isteyenlere karşı bu savaşı yürütmeye mecbur kaldık. Her daim böyle oldu. Biz bu savaşı sona erdirmek istiyoruz ve samimi yaklaşımımız budur.
Herkesin bilmesi gereken
Rêber Apo'nun “İdam sehpasından diyalog masasına geçtik. Bu, önemli bir süreç için bir başlangıç, ilk adım olabilir” dediğini ve kendilerinin de böyle yaklaştığını belirten Karayılan, "Fakat bu sürecin mimarı zindandaysa bu iş yürümez. Bunu herkesin bilmesi gerekiyor. İnanıyorum ki devlet yetkilileri de bunu biliyor, çünkü hakikat budur.
Eksik yanları giderilmeli
'Çerçeve yasa'nın eksik yanları giderilmelidir. Kalıcı bir barış sağlamak istiyoruz. Kimse kimseyi kandırmamalıdır. Şayet dile getirdiğimiz çerçevede yaklaşılırsa biz de bu süreçte üzerimize düşeni yerine getiririz fakat biz değerlerimize bağlıyız ve bizler Kürdistan Özgürlük Davası’nı demokratik siyasetle yürütmek, bu biçimde başarıya ulaştırmak istiyoruz. Bunun için de imkan olması gerekir." HABER MERKEZİ
***
Kim kazanmış, kim kaybetmiş?
Kullanılan psikolojik savaş dilinin değişmediğini, sürekli olarak “vurduk ve kazandık” denildiğini kaydeden Karayılan, bunun böyle olmadığını "Kim kazanmış, kim kaybetmiş?" diye sorarak, şu hatırlatmalarla izah etti:
* 15 Ağustos Atılımı gerçekleştiğinde Türkiye Cumhurbaşkanı Kenan Evren, 'bu suçu işleyenler kim olursa olsun, hangi deliğe girmişse, hangi taşın altında saklanmışsa, 72 saat içerisinde ordumuz onları kulaklarından tutar, adaletin önüne getirir' dedi. O 72 saat, şimdi 42 yıl oldu ve halen de gerçekleşmiş değil.
* Önder Apo tek başına yola çıktı. Şimdi milyonlarız; on binlerce kadromuz var.
* Ölüm döşeğindeki bu halk, bugün ayağa kalkmış. Bölgede en özgürlükçü, demokratik ve mücadeleci halktır. Kadın özgürlüğü temelinde demokratik ve özgür bir sistem yaratılması konusunda tüm halkların umududur.
* NATO'dan 2016'da teknolojik destek aldıktan sonra İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, '2017’nin Nisanına kadar PKK ortada kalmayacak ve artık kimse PKK’nin adını anmayacak' dedi. Birçok kez bu tür söylemlerde bulundular.
* Şubat 2021'de Garê’ye, karargahımıza dönük bir saldırı gerçekleştirdiler. O zaman, Irak devleti ve bazı Kürt kesimlerinin desteğiyle üç ay içerisinde bir bütün olarak tek fert kalmayacak şekilde bizi Başûrê Kurdistan’da yok etmeyi ve çıkarmayı planlamışlardı. Bu temelde saldırıya geçtiler fakat sonuç ne oldu? Geçen yıl devlet yetkililerin talebi üzerine antlaşma ile arkadaşları Zap’tan çıkardık.
* Arkadaşlarımız halen Metîna’da ve arkadaşlarımızı Metîna’dan çıkarmamız için bizden talepte bulunuyorlar. Madem yendiniz niye bizi Zap’tan çıkaramadınız; neden Metîna’da hâlâ gerilla arkadaşlarımız var? Demek ki ortada bir güç ve irade var. Açık ki; Türk devlet güçleri, o alanlarda tıkandı ve ilerleyemedi.
* Biz kimsenin hakkını yemiyoruz. Türk ordusu güçlü bir ordudur. NATO’nun ikinci ordusudur; elinde modern silahlar var ve savaşıyor fakat kadını ve erkeğiyle Apocu Kürdistan Özgürlük Gerillası da sıradan bir güç değildir. Savaşta fedai ve uzman bir güçtür. Kimse onları yenemez. Bunun son ispatı da Zap direnişidir. Sezar’ın hakkı Sezar’a verilmelidir.
Henry Kissinger’in birçok uzmanın da ortak görüşü olan ‘şayet egemen bir devlet, kendisine karşı kalkmış olan isyancıları yok edemiyorsa o devlet yenilmiştir. Şayet ayaklanan isyancılar bırak yok olmayı, bir de kendilerini topluma kabul ettirmişse, o zaman isyancılar başarılıdır' sözlerini hatırlatan Karayılan, "Şimdi Kürdistan’daki durum da bu değil mi?" diye sorarak, artık o psikolojik savaş dilinin durdurulmasını istedi.
***
Bunları kim yaptı?
Sanki gerilla suç işlemiş gibi bir yaklaşımın varlığına dikkat çeken Karayılan, gerillanın Kürdistan toplumunda en sorumlu ve onurlu kişi olduğunu altını çizdi. Sorumlulukları temelinde karşılıksız olarak inandığı dava ve halkı uğruna kendini feda edip şerefli ve onurlu bir biçimde savaşı yürüten gerillanın, şerefli ve onurlu bir biçimde barışı da sağlayacağını vurgulayan Karayılan, "Başı dik bir biçimde barış yürüyüşünde yer alacaktır. Her bir gerilla bunu hak etmiştir" dedi.
Elbette eksikliklerin yaşandığını, Rêber Apo'nun diyalog masasındaki elinin, gerektiği gibi güçlendirilemediğini; bunun için öz eleştiri verdiklerini söyleyen Karayılan, "Ancak Önderlik ve halkımız dışında kimseye öz eleştiri vermeyiz. Görev tam yerine getirilmemiştir; biz bunun öz eleştirisini veriyoruz. Bu böyledir" şeklinde konuştu.
Şêx Seîdlerin, Geliyê Zîlan Katliamı'nın ve Dêrsim Tertelesi’nin çocukları olduklarını; tarihin derinliklerinden geldiklerini vurgulayan Karayılan, "Bize neler yapıldığını herkes biliyor" diyerek, şunları sıraladı:
* Halk olarak onlarca katliamdan geçtik.
* 5 bine yakın köyümüz yakılıp yıkıldı.
* 17 bin 520 insanımıza 'faili meçhul' adı altında saldırı gerçekleştirildi ve çoğu katledildi.
* Cizîr'de 2015'te 271 silahsız gencimizi bodrumlarda üzerlerine benzin dökerek yaktılar. Mehmet Tunç ve Asya Yüksel’in elinde silah mı vardı?
"Bunları kim yaptı, kim suçlu" diye soran Karayılan, şunun altını çizdi: "Eğer eski defterleri açarsak kimin suçlu kimin suçsuz olduğu ortaya çıkar. Bundan dolayı biz, Adalet ve Hakikati Açığa Çıkarma Komisyonu oluşturulmasını öneriyoruz. Araştırma yapıp gerçekleri açığa çıkarsın ve hesap sorsun. Biz bunu bir gereklilik olarak görüyoruz ve buna hazır olduğumuzu belirtiyoruz.
100 yıllık devlet terörü
Biz gerçekten Türkiye ile anlaşmak, düşmanlığı sonlandırmak istiyoruz. Yeni bir sayfa açmak istiyoruz. Biz düşmana değil, demokratik cumhuriyete katılacağız. Beklentimiz buydu fakat bakıyoruz ki; karşı tarafın yaklaşımı böyle değildir. Halen bizi 'terörist ve suçlu' sayıyorlar. 'Terör' diyorlar ama siz yüzyıldır halkımıza terör uyguluyorsunuz. Yani terazinin bir tarafını ağırlaştırırken diğer tarafını boş bırakmak olur mu? Bu konuda adil bir yaklaşım lazımdır."