• Farklı tarihlerde şehit düşen PKK gerillaları için İstanbul’un Bağcılar ilçesinde kurulan taziyede Ronî Sîpan’ı (Vural Yılmaz) tanıdım. Fotoğraflarının bırakıldığı yer adeta bir mabede dönerken o mabedin başında uzun uzun oğlunun resmine bakan Adil Yılmaz ile böyle tanışıyorum.

  • Adil Yılmaz, eşi vefat etmeden önce oğlu Vural ile ilgili söylediği tek şeyin “Eğer bir gün Vural’ı görürsen benden ona selam söyle ve sıkıca sarıl” olur. Baba Yılmaz, “Belki yıldızlar ana ve oğlu yeniden buluşturmuştur. Belki ikisi yılların hasretini gideriyordur” ifadelerini kullanıyor.

ERDOĞAN ALAYUMAT

Bazı insanlar öldüklerinde toprağa verilir. Ardından bir mezar kalır; başına gidilir, adı okunur, bir taşın önünde susulur. Çiçek bırakılır, dua edilir, bazen hiçbir şey söylenmeden uzun uzun oturulur. Kaybın bütün ağırlığı, hiç değilse bir yerin üzerinde toplanır. Ama bazı kayıpların ziyaret edilecek, üstünde dua edilecek ve çiçek bırakılacak mezarı yoktur. Bir annenin yıllarca beklediği, bir babanın her telefonda oğlundan gelecek bir haberi umduğu, evin içinde adı hiç eksilmeyen ama kendisi bir türlü geri dönmeyen insanlar vardır. Ölüm ile yaşam arasındaki o belirsiz yerde yıllar geçer. Ronî Sîpan’ın (Vural Yılmaz) hikayesi de böyle bir yokluğun hikayesi.

Adil Yılmaz

Fotoğraf ve anılar

Farklı tarihlerde şehit düşen PKK gerillaları için İstanbul’un Bağcılar ilçesinde kurulan taziyede Vural Yılmaz’ı tanıdım. Fotoğraflarının bırakıldığı yer adeta bir mabede dönerken o mabedin başında uzun uzun oğlunun resmine bakan Adil Yılmaz ile böyle tanışıyorum. Baktığı fotoğrafa bakıp “neyin oluyordu” diye sorunca gözyaşları içinde sessizce “oğlumdu” diyebiliyor sadece. Anma boyunca Yılmaz ve çocuklarının fotoğrafına bakan diğer aileleri izliyorum. Anmaya gelen anne ve babaların gözyaşları bir an bile durmuyor. Dile kolay yıllarca kendi çocuklarını görmeyen ve onlardan bir haber dahi almayan ailelerin ellerinde kalan tek şey ise sadece bir fotoğraf ve anılar. Adil Yılmaz ile partinin üst katına çıkıp sohbet etmeye başlıyoruz. “Oğlun Vural nasıl biriydi?” diye söze başlıyorum. Adil Yılmaz, oğlu Vural’ı anlatırken zaman zaman ağlıyor. Bazen cümlesinin ortasında duruyor, uzun süre konuşmuyor.

Yıllarca merak ettim

Gözleri karşıdaki bir noktaya takılıyor; sanki yıllar önce özgürlük saflarına katılan oğluna bakar gibi ağır ağır söze başlıyor. “O nasıl anlatılır bilmiyorum. Yıllarca onu hiç görmedim hep bir gün yeniden görürüm diye umut etmiştim ama hiç böyle hayal etmemiştim” diyebiliyor. Sonra yine ağır bir sessizlik çöküyor ortama. O ağır sessizliği Adil Yılmaz, bozuyor: “Yıllarca onun yaşayıp yaşamadığını, hangi dağda olduğunu, ne yaptığını, bir gün karşısına çıkıp çıkmayacağını bilmeden yaşadım.”

Uzun süre gözyaşları içinde sessizliğe bürünen Adil Yılmaz, derin bir nefes aldıktan sonra yeniden başlıyor anlatmaya: “Oğlum Vural Yılmaz, 2013 yılında İstanbul’dan özgürlük saflarına katıldı. 2 hafta önce de, 2023 yılında Kandil’de şehit düştüğü haberini aldım. Bize verilen bilgiye göre Kandil’deydi. Ancak nerede, nasıl ve hangi koşullarda şehit düştüğüne dair kesin bir bilgimiz yok.”

Üniversite yılları onu politikleştirir

Vural Yılmaz, Bitlis’in Hizan ilçesine bağlı Oğuz köyünde dünyaya gelir. Baba Yılmaz ise daha çok gençken İstanbul’a gelir. Aile, ekonomik nedenlerle İstanbul’a taşınmak zorunda kalır. Aile İstanbul’a taşındığında Vural henüz bir buçuk yaşındadır. Çocukluğu ve gençliği İstanbul’da geçer. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi burada okur; ardından İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Çalışma Ekonomisi Bölümünü kazanır ve buraya gider. Bir yıl hazırlık toplam beş yıllık eğitimin ardından üniversiteden mezun olur. Adil Yılmaz, “Oğlum üniversiteye gittikten sonra çok büyük bir değişim yaşar. Burada bizimleyken kendi halinde bir çocuktu ama üniversite yılları onu olgunlaştırdı, daha politik ve duyarlı bir genç haline geldi” diyor. “Bu dönüşüme neden olan şey üniversiteye gitmesi miydi?” diye soruyorum. Bir süre düşünüp “Hayır” diyor ve devam ediyor: “Orada gördüğü ırkçı yaklaşımlar ve baskılar onun politik hayatında belirleyici oldu. Yani devletin ona ve onun gibi Kürt gençlerine yaklaşımı onun hayatında ciddi bir dönüşüm yarattı.”

Mektup bırakıp gitti

Vural Yılmaz mezun olduktan sonra İzmir’de kalmaya devam eder. Ta ki 2013 yılının sonlarına kadar. Vural annesi Besra Yılmaz’ın hasta olduğunu öğrenir ve bu yüzden İstanbul’a gelir. Gelir gelmez babasıyla birlikte annesini hastaneye götürür ve o gün Besra Yılmaz’ın kanser hastası olduğunu öğrenirler. Baba Adil Yılmaz, o anı yıllar sonra bile bütün ayrıntılarıyla hatırlıyor. Doktor, “Eşiniz ölümcül kanser hastalığına yakalanmış. Ameliyat masasından kalkmayabilir” der. O andan sonra Adil Yılmaz, oğlu Vural’a işe gidip izin alacağını, bu sırada oğluna annesiyle ilgilenmesini ister. Vural’ın cevabı ise, “Baba, işten çıkma, ben anamla ilgileneceğim” olur. Baba Yılmaz konuşmasına şöyle devam ediyor: “Ben hastaneden çıkıp işyerine geldikten bir süre sonra oğlum aradı. ‘Baba burada diğer akrabalar var ben İzmir’e gidip geri geleceğim’ dedi. O gün oğlumla yüz yüze yaptığım son konuşma bu oldu. Onun İzmir’e gittiğini biliyorum ama aradan bir hafta geçtikten sonra ondan bir mektup aldım ve o mektupla onun özgürlük saflarına katıldığını öğrendim.”

Son veda

“Mektupta ne yazıyordu?” diye sorduğumda baba Yılmaz kafasını kaldırır ve yine aynı boşluğa bakarak mektupta yazılanları şöyle söylüyor: “Baba kendinize iyi bakın. Kardeşim Muhammed’e iyi bakın. Bana gösterdiğin ilgiyi Muhammed’e gösterin. Ben artık yokum. Ben gidiyorum, kusura bakmayın.” Vural, özgürlük saflarına katıldığı ilk dönemlerde babası ile arasında telefonla iletişim sürer. Fakat zamanla bu da kesilir. Adil Yılmaz’ın oğluyla son telefon görüşmesinde “Oğlum bari nerede olduğunu söyle” demesine rağmen oğlundan, “Ben neredeysem oradayım siz ailemsiniz. Sizi çok seviyorum ama ne yazık ki benim gittiğim yer bana göre çok daha önemli. Beni merak etmeyin. Kendinize iyi bakın” yanıtını alır.

Sonra telefonlar susar. Adil Yılmaz’ın hayatında bundan sonra yıllarca sürecek bir bekleyiş başlar. Ancak bu bekleyişin en ağır tarafı, oğlunun nerede olduğundan çok, hayatta olup olmadığını bilememektir.

Yıldızlar buluşturmuştur

Vural Yılmaz özgürlük saflarına katıldıktan 6 yıl sonra Besra Yılmaz hayata gözlerini yumar. Besra anne, diğer çocuklarının hayatlarındaki değişimi de göremez. En küçük oğlu Muhammed’in mezuniyetini, ortanca oğlu Özgür’ün evlendiğini, eşi Adil’in emekliliğini göremez. Altı yıl boyunca oğlundan gelecek bir haberi bekleyen Besra anne o haberi de alamadan aramızdan ayrılır. Adil Yılmaz eşi ölmeden önce oğlu Vural ile ilgili söylediği tek şeyin “Eğer bir gün Vural’ı görürsen benden ona selam söyle ve sıkıca sarıl” olur. Baba Yılmaz, pencereden gökyüzüne bakarak, “Belki yıldızlar ana ve oğlu yeniden buluşturmuştur. Belki ikisi yılların hasretini gideriyordur.”

Şehadet zamanı

Vural’ın şehadet haberi babaya yakın zamanda verildiğinde ilk sorduğu şey, oğlunun ne zaman şehit düştüğü olur. “Neden bu soruyu sordunuz? Zamanın bir önemi var mı?” diye sorduğumda ise “Evet var” yanıtını veriyor ve devam ediyor: “Çözüm ve demokratikleşmenin konuşulduğu böyle bir süreçte oğlum şehit düşmüş olsaydı belki bugün yapılan taziyeye gelmezdim ama ‘üç sene önce şehit düştü’” dedikleri zaman, biraz rahatladım.”

Annesinin yanına defnetmek istiyor

Üç yıl önce şehit düştüğünü öğrenmek, yıllardır taşıdığı belirsizliği de sona erdirmiştir. Baba Yılmaz biraz düşündükten sonra, “Çünkü yıllardır Vural’ın yaşayıp yaşamadığını bilmiyordum şimdi en azından oğlumun akıbetini biliyorum ama bu duyguda çok eksik. Çünkü Vural’ın bir mezarı hâlâ yok. Evet belirsiz bir dönem sona erdi ve şimdi yasın başlangıcını yaşıyorum. Ama bu da eksik çünkü oğlumun yasını tutacağım bir mezarı bile yok.”

Yeni şehadetler olmasın

Odada oluşan ağır havayı dağıtmak için sözü Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne getiriyorum. “Türkiye’de yeni bir çözüm sürecinin konuşulduğu döneme bu haberi aldınız. Sizde nasıl bir duygu yarattı?” diye soruyorum. Baba Yılmaz’ın cevabı, Vural’ın şehadetine ilişkin kişisel acıyla bugün kurduğu siyasal beklenti arasındaki bağı adeta gösteriyor. Adil Yılmaz: “Bu sürecin başlaması bizde büyük umutlar yarattı en azından yıllardır görmediğimiz çocuklarımızı görebiliriz diye ama bunun yerine çocuklarımızın şahadet haberini aldık. Onların şehadeti barış ve demokrasiye hizmet etmesi bizim tek tesellimiz olur.”

Adil Yılmaz’ın beklentisi, yıllardır taşıdığı acının artık başka ailelerin kaderi olmaması. “Hiç kimse dört dörtlük istediğini alamaz. Dünyanın hiçbir yerinde mücadele edenlerin bir anda bütün talepleri karşılanmıyor bunu biliyorum. Onun için bugün önemli olan, geçmişteki şehadetler gibi yeni şehadetleri  engelleyecek bir demokratik zeminin kurulması. Bu kadar insanın toprağa düşmesi barış, demokrasi, özgür bir ortam içinse ben şahsen buna sevinirim. En azından bizden sonra hiçbir ana ağlamayacak.”

Başka anneler ağlamasın

Adil Yılmaz dört çocuk babası. Vural en büyük oğlu. Bugün üç çocuğu, iki gelini ve dört torunu var. Vural’ın ardından hayatını sürdürmesini sağlayan şeyin de onlar olduğunu söylüyor. Tüm bu olanlardan sonra kendisine güç veren şeyin yeni hayatlar olduğunu ekliyor, ceketinin cebinden torunlarının resmini çıkarıyor, "Torunlarım, geride kalan oğullarım, gelinlerime tutundum. Onlar için yaşamak zorundaydım” diye özetliyor. Vural’ın hikayesi ise onun için hâlâ tamamlanmış değil. Çünkü şehadet haberini öğrenmiş olsa da oğlunun mezarını bilmiyor. Bütün bu hikayenin sonunda, yıllardır içinde taşıdığı tek dileği yeniden söylüyor: "Vural’ın ve onunla aynı dönemde hayatını kaybedenlerin ardından artık başka anneler ağlamasın."