Ahmet Hakan "Halkların demokratik canlı bombası" başlıklı yazısında iyice cıvıklaştı.
"Parlamentoda ballı maaşlar alıp gel keyfim gel diyeceğinize...
Gidip kendinizi patlatsanıza... Alçaksınız anladık, bari "hem korkak hem alçak" olmayın."
Türkiye’nin en ağır meselesi karşısında bu adamın takındığı tavır ve yukarıdaki üslup, büyük bir ahlaki düşkünlük işaretidir.
HDP’li vekillerin Ankara’da kendisiyle birlikte "askeri hedef" olarak seçtiği araçları patlatan kişinin ailesine taziyede bulunmasına "alçaklık" diyen bu adam bilindiği gibi, İmam Hatip okumuş bir kişidir. Ta’ziye’nin ne olduğunu bilir. Bildiği için yukarıdaki sırnaşık, cibilliyetsiz, cıvık, tiksindirici, kerih ifade, onun kişiliğindeki düşüşün en berbat örneğidir.
Ta’ziye ne demektir?
Ta’ziye, İslam’da yakını her hangi bir nedenle ölen "Müslüman"a karşı ahlaki bir görevdir. İslam dininin kimi yorumcuları, bu "ritüeli" değişik şekillerde yorumlamışlardır. Ahmet’in de itikadına göre, "ta’ziye üç günlük" bir tür yastır. Fazlası olmaz.
Ta’ziye "ölenle" ilgili bir ritüel değildir. Ölenin yakınlarına "sabır" telkin etme amacı güder. Yani her 10 Kasım'daki gibi ölenle ilgili "ihtiram duruşu" anlamına gelmez. Mezar ziyareti değildir. Ta’ziye’de "ölü için" değil, ölenin yakını için şu dua okunur:
"E'zemellahu ecrekum ve ehsene âzaekum ve ğefere limeyyitikum"
Meali, "Allah ecrinizi artırsın, taziyenizi en güzeli etsin ve ölünüzü bağışlasın" demektir.
İmam Hatipli’ye soralım:
Ankara’da bombayı patlatan kişi, senin amcanın oğlu olsaydı, sen amcana "ta’ziye" de bulunacak mıydın, bulunmayacak mıydın?
Patlamayı yapan kişinin babası ve annesine "ta’ziye’de bulunmak" haram mıdır, sevap mıdır? Başlarına gelen bu büyük felaketten dolayı, onların acılarını paylaşmak, onlara başsağlığı ve sabır dilemek Müslüman’ın Müslüman karşısındaki görevi midir, değil midir?
Bombayı patlatan kişinin babası ve annesi nedir?
Önce birer "mü’mindir".
Ayrıca "felakete uğramışlardır."
Ölen kişi oğullarıdır.
Ama aynı zamanda HDP’li vekillerin, özellikle Van’dan seçilenlerin "seçmeni" dir…
Vekiller "seçmenleri" olan ve büyük bir felakete uğrayan anne, babaya "ta’ziyede" bulunmuş ve "E'zemellahu ecrekum ve ehsene âzaekum ve ğefere limeyyitikum" duası ederek, ailenin acılarını paylaşmış, onlara sabırlar telkin etmiştir.
İtirazın var mı?
Şimdi gidildiğinde provokasyon olmayacağına dair güvence verilsin; ölen her polisin ve subayın ailesine tüm HDP’li vekiller ta’ziyeye gidecektir. Ama en büyük misafirperverlikle karşılanacakları kesin olan AKP’liler tek bir gerillanın ailesine "ta’ziyede" bulunmayacaktır.
Oysa Müslüman, Müslüman’ın acılarını paylaşır, ölüsü olanın ta’ziyesine gider. Duasını okur.
Şunu da kafacıığının bir yerine iliştir:
Savaş devam ettiği sürece, hiç kimse, savaşan tarafların birbirlerinin "askeri hedeflerine" saldırmasına itiraz edemez. Bu hedeflere ister "fırtına obüsüyle" saldır, ister "intihar bombacısıyla" hedefi vur, fark etmez. Ha mağarasında uyuyan gerillayı kazan bombasıyla yok etmişsin, ha otobüsüne binen askeri canlı bombayla öldürmüşsün. Bunlar "hukuken aynı şey olmasalar" bile, var olan savaşın kanlı ve elbette istenmeyen, bir an önce bitmesi beklenen sonuçlarıdır.
Eğer savaşan tarafların sivilleri, yalnızca savaşın kendilerine yönelen olumsuz yanlarını lanetler ve karşılıklı intikam yeminleri ederlerse, savaş sona ermez. Savaşta ölümlere çare yoktur. Çare savaşa karşı çıkmaktadır, barış için çalışmaktadır. Bunu yapmayanın hiçbir ölüme ağlama hakkı bile yoktur.
Şurası da önemlidir:
HDP "askeri hedef" bile olsa, "sivillerin meskun olduğu yerlerde" askeri operasyon yapmaya karşı çıkıyor. O nedenle Ankara’da "askeri hedefe" karşı yapılan bombalama olayını da, orada sivillerin meskun olması nedeniyle eleştiriyor.
Sen de Sur’da, Cizre’de, Silopi’de, İdil’de "askeri hedefleri" vururken, yüzlerce sivilin bombalanmasına, yaralıların yakılmasına, gazetecilerin öldürülmesine itiraz etsene…