'Ekonomist' diktatörün ekonomisi

Forum Haberleri —

.

.

  • Erdoğan’ın ve sarayda yaşayanların bir ekonomik korkusu olmadığı gibi, büyük bir lüks içinde yaşıyorlar. Halkın yaşadığı ekonomik kriz, Erdoğan'ın ve çevresine aldığı dalkavukların umurunda değil. 

Robert  PEKÖZ

''Avrupa ekonomisi battı'', ''Avrupa bizi kıskanıyor’. Erdoğan'ın birkaç yıldır diline doladığı, sıkça tekrarladığı iki cümle. Bunları hangi cesaretle kullandığını anlamak gerçekten zor. Tamam Erdoğan’ın politik mücadelede yalan söylemeyi bir ilke olarak benimsediğini biliyoruz. Ama bu kadar da olmaz diyecek kadar bizi düşündürüyor. İlke haline getirdiği yalan söylemeyi sınırsız kullanmaya başladı. Son on yıldır ağzından bir tek doğru cümle çıkmıyor. Son iki yıldır yalanın ölçüsünü kaçırdı. Yalan söylemediği, Türkiye halklarını manipüle etmediği bir tek konu kalmadı.

Bu diktatör tam bir paranoyak olmuş. Yani Erdoğan mitomani bir kimlik kazanmış. Erdoğan'ın gelecek korkusu onu psikasteni hastalığına sürüklemiş olduğunu görüyoruz. Söylediği yalanları soğukkanlılıkla yalnız başına dinlese, utanma ve ayıp duygusu kalmışsa, bir daha halkın karşısına çıkmaması lazım. Ama Erdoğan son 20 yıldır öylesine yalanlar söyledi ki, halkın en halis duygularını öylesine rencide etti ki, artık geriye dönüşü olmayacak bir durumda. Diktatörün geleceğini acıklı bir hikaye bekliyor.

‘Ekonomist’ diktatörün, ekonomi politikası iflas ettiğinden beri, halkı aldatmak için müjdelerin, sürprizlerin pozitif bir getirisi olmuyor. Her üç beş ayda bir asgari ücrete % 50 zam yapıyor. Ama yine de halkın desteğini alamıyor. ''Ekonomik olarak batan Avrupa'' da ise, asgari ücrete en fazla % 5 civarında bir zam yapılır. Bu çelişki ortadayken, Erdoğan’ın 'Almanya, İngiltere, Fransa ve Hollanda ekonomik olarak battı' demesi, bir demagojinin ötesinde, tam bir sahtekarlık. Erdoğan halkın yaşadığı ekonomik krizi hafifletmek için akılla ve mantıkla açıklanamayacak yalanlar söylüyor. Ekonomik krizi derinden yaşayan bir halk, boş ve kalitesiz iddialarla ikna olmaz. Çünkü halk yaşadığı gerçeğe inanıyor, yalanlara değil. Trollerin meydanlarda söylediği masallara halkın tepkisi çok büyük.

Avrupa ile  ilgili Erdoğan ne iddia ederse etsin, hangi demagoji ile halkı aldatmaya çalışırsa çalışsın, halk diktatörün yalan söylediğini biliyor. Kapitalist dünya var olduğundan beri muhafazakar, cumhuriyetçi, milliyetçi ve faşist liderler varola geldi. Bunların hikayelerinin her zaman bir mantıklı açıklaması oldu. Bu diktatörler tarihe daha kötü miraslar bıraktı. Fakat bazı diktatörler vardır ki, tarihe asırlarca söz edilecek ve unutulmayacak kötü bir miras bıraktılar. Hitler kendi iktidar serüveni için, tarihe not düşen çok kirli ve çok kötü bir hikaye bıraktı. Erdoğan söz konusu olunca, 21 yıllık bir tarihin politikası bazen gizli, bazen açık bir şerri felsefe içinde ilerledi. Erdoğan'ın totaliter rejimi inşa ederken, işlemediği suç ve günah kalmadı. Şimdi tamamen tıkanmış görünüyor ve düşündüğümüzden çok daha zor durumda. Erdoğan'ın her tarafta sıkışması kendi pratiği ile ilgilidir. 21 yıl boyunca kötülük üreten bir diktatörün bugünkü çıkmazı anlaşılır bir durumdur. 

“Almanya bizi kıskanıyor, Avrupa bizi kıskanıyor” lafazanlığı halk arasında fıkralara dönüştü. Mister’ın şu 'dış güçler' manipülasyonu halkın dilinde 'saraydaki iç güçler' söylemi ile buluştu. Türkiye'de yaşanan ekonomik kriz derinleşerek yoksulluğu açlık sınırına kadar zorluyor. Sokaklarda ve meydanlarda 'açız' diyen sesler büyük bir kitle oluşturuyor. Demagoji ve manipülasyon gerçekleri gizlemeye yetmiyor. Erdoğan hesap vereceğinden korkuyor. Halkın gelecek korkusu, yarın ne yiyeceği ve çocuklarının ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağı endişesi artıyor. Bu iki korku birbirinden taban tabana zıttır. Erdoğan’ın ve sarayda yaşayanların bir ekonomik korkusu olmadığı gibi, büyük bir lüks içinde yaşıyorlar. Halkın yaşadığı ekonomik kriz, Erdoğan'ın ve çevresine aldığı dalkavukların umurunda değil. Saray’da organize edilen kiralık troller ordusu, Erdoğan’ın manipülasyonlarını doğrulamak için inanılmaz demagojiler yapıyor. Meydanlara bırakılan troller ordusu bilerek Avrupa'daki durumu çarpıtıyor. ‘Avrupa iflas etti, biz ekonomik olarak çok iyiyiz’ gibi gerçeğe aykırı söylemler halk arasında tepkilere yol açıyor. Bazı kiralık troller ise, Avrupa’da günde 12 saat çalışıldığını, buna rağmen aç kaldıklarını iddia ediyor. ‘Ailede üç kişi çalışıyoruz yinede zor geçiniyoruz’ yalanını söyleyecek kadar alçalan kiralık troller Erdoğan’a puan toplayamaz.

Avrupa’da sosyal yardımın olmadığını, Türkiye'de herkesin sosyal yardım aldığı yalanını cesurca konuşuyorlar. Saray’da örgütlenen bu şarlatanlara Erdoğan ne kadar ücret ödüyor. Açık açık yalan söylemenin bir bedeli olmalı. Ayrıca troller yalan söylerken yüksek perdede halkı da tehdit ediyor. 'Türkiye kimsenin bir ekonomik sıkıntısı olmadığı, işsizlik yok, sadece gençler çalışmak istemiyor' türünden absürt saçmalıklar uyduruyorlar. Bu manipülasyonlar, demogojiler seçim tarihi boyunca Erdoğan’ın kiraladığı trollerce söylenmeye devam edecek.  

Erdoğan'ın bir başka taktiği seçim boyunca provokatörleri kullanmaktır. Meydanlarda, sokaklarda anket ve röportaj yapan sosyal medya çalışanlarının sesini kısmaya çalışacaktır. Tutuklamalar, tehditler, para cezaları, kavgalar ve muhalif anketçilere saldırılar Erdoğan tarafından  örgütlenecek. 

Eskiden Türkiye çok mu iyiydi. ''Biz günlerce kuyruk bekliyorduk. Aç kaldık. Bankalarda para yoktu'' diyen troller seçim sürecini ve yaşanan ekonomik krizi manipüle etmek için yalan mekanizmasını güçlü bir şekilde alanlarda gösterecektir. Trollerin dün ve bugün arasında kurdukları analoji bugün ki krizin gerçeğini gizleyemez.

Erdoğan’ın seçimi kazanma şansı yok. Ama Erdoğan bu seçimi ne olursa olsun kazanmaya çalışacak. Ne kadar kirli ve sorunlu enstrüman varsa seçim meydanlarında göreceğiz. Ama Erdoğan 20 yıllık iktidarında ilk defa kaybetmeye çok yakın görünüyor. Onu hırçınlaştıran, bu gerçeği kendisinin de görmüş olması. 

Anlayacağımız,  karşı karşıya olduğumuz tehlike düşündüğümüzden çok daha büyük  risklerle doludur. Erdoğan bir yolunu bulup önümüzdeki seçimi almış gibi göstererek zor kullanmayı deneyecektir. Başka türlü Erdoğan’ın kazanma şansı yoktur. Muhalefet böyle bir duruma müsaade etmemelidir. Kararsız ve pısırık bir politika Erdoğan'ın kazanmasına neden olur. Erdoğan ve çetesinin kazanmak için ne kadar gözü dönmüşse, muhalefet de bir o kadar kararlı ve korkusuz olmalı. İç savaş çıkar korkusu mutlaka aşılmalıdır. Şayet Erdoğan zorla kazanma stratejisi dayatırsa  muhalefetin güçlü ve kararlı bir direnişten başka seçeneği bulunmuyor. 

 Diktatörlerin en büyük korkusu kitleyi kandıracak yalanların kalmamasıdır. Şimdi Erdoğan’ın yalanları artık eskisi gibi inandırıcı olmaktan çıkmış durumda. Biliyor ki, her geçen gün kitlesel desteği azalıyor. Bir diktatör için kaybetmek ölüm gibi birşey. Çünkü diktatörlerin tarihi büyük suçlarla doludur. Erdoğan’ın 21 yıllık politik geçmişine bakın. Türkiye’nin neresinde bir kumpas, komplo, katliam, yasak varsa Erdoğan’ın mutlaka parmağı var. Diktatör şimdi İslamcı terör üzerinden Avrupayı tehdit ediyor. İslamcı terörü elinde bir koz olarak kullanıyor. Erdoğan yeni yaptığı bir konuşmada, beni desteklemezseniz, yaşanacak terör sonuçlarına katlanacaksınız diyor. Korkudan beyni kötüye odaklanmış bir diktatörle karşı karşıya olduğumuz bilinmelidir.

Bugün hızla çöküşe giden bir Erdoğan gerçeğiyle karşı-karşıyayız. Böyle birinden rasyonel ve mantıklı politik çıkışlar beklemek fazla saflık olur. Dış politikada yaşanan tıkanıklık, ekonomide görülen kriz, şeriatçı faşist rejimi düşündüğümüzden daha büyük problemler bekliyor. Dolaysıyla Türkiye halkları daha önce görülmemiş bir baskıcı rejimle karşı karşıya gelecekler.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.