Bizim gibilerin yaşama biçiminde tatil yoktur. Bilmeyiz de. Tatil diye okumaya ve birikmişleri bitirmeye dalarız. Benim bir aylık "tatil" de böyle bitiverdi.

Bu arada, Howard Fast’ın, 1970’lerde okuduğum "Hürriyet Yolu" adındaki kitabı elime geçti. Yeniden okudum. Ancak, bu kez kafamda değişiklikler yapıp Gideon’un yerine Kürt seçilmişleri, Ku Klux Klan terör örgütünün yerine de, sokakların "galeyancı efendileri" Türk milliyetçilerini koyarak…
Baktım ve gördüm ki, kölelerin göreceli olarak daha yeni yeni özgürleştiği 1860’lardaki Amerikan ırkçılığı, günümüz Türk ırkçılığının yanında, son derece "insani" kalıyordu. Beyaz adam, 1860’larda, parlamento üyesi Gideon’a ev vermiyordu. Kürt Ahmet Türk, aynı muameleyi görüyor, kiraladığı ev 'Türk hassasiyeti'yle elinden alınıyordu.
K.K.Klan, 1860’larda Gideon’un da bulunduğu kalabalığa saldırıyor, 2013 yılında Kürt parlamenterlerin kafası yarılıyor, bedenlerinde yaralar açılıyordu.
Amerika’nın 1800’leri aratılıyor, kardeşlik üzere…
Amerika’da, kara derili köle, kendi hayatının efendisi olurken, her şeye rağmen toplumsal vicdan vardı. Kürt, kendi yurdunda kendisi olarak, insanca yaşamak isteyince, ırkçı paçuz ve dangalak hassasiyetin onuru kırılıyor, "külhane mukimi" (lümpen aydın, çapul entelektüel) "Kürt milliyetçiliği yükseliyor" davulları çalmaya başlıyordu.
Amerika'daki Klan’ın karşılığı, TC’de "galeyancı Türk milliyetçileri"ydi. Kürtleri çalıştıran müteahhit, sıra ödemeye gelince, galeyancı Türk oğlu Türk milliyetçileri linç hücumuna geçiyor, devlet "insaniyetin huzuru için" devreye girip, Kürtleri şehir dışına atıyor, emek talanı kar olarak cepte kalıyordu. Mahallede Kürt evleri, iş yerlerine göz dikilince de galeyancı atağa geçiyor, boşaltılan alan derhal dolduruluyordu.
Gerçekçi romancılığın efendilerinden Fast’ın hikayesine dönersek:
Abraham Lincoln, köleliğin yasaklayacağını açıklayarak Başkan adayı oluyor ve 1861 yılında seçiliyor, fakat dört milyon köle çalıştıran Güney isyan edip, bağımsızlığını ilan ediyor ve iç savaş başlıyordu. İkiyüzbin köle, bu savaşta Lincoln’un yanında yer alıyor ve Başkan 1863 yılında birçok eyalette köleliği yasaklayan kararı açıklıyor. Bu arada kara derililer seçme, seçilme hakkına, okuma yazma öğrenme, okula gitme özgürlüğüne kavuşuyordu.  
Kitapta olaylar bundan sonra başlıyordu. Köleliğin yasaklanmasıyla, kara derili insanların yük hayvanı niyetine ve her türlü ihtiyaç için kullanılması, öldürülmesi, evlerinin yakılıp yıkılması da suç sayılıyor, bu da beyaz adamın "hassasyeti"ne dokunuyordu.
Oysa beyaz adamların çoğu, Avrupa'nın tutunamayan göçmenleri, geçmişi kirli, aralarında sabıkalı eski suçlular pek çoktu. Yeni kıtada, ellerinde yerlilerin kanı vardı.
Ama güç onlarda ve dolayısıyla, onlar gibi yerli olmayan, Afrika'da avlanarak getirilmiş pazarlarda satışa çıkarılmış insanların özgürlüğü, "hassasiyetleri"ni kabarttıyordu. Siyahilere yine köle muamelesi yapıyor, onları ırkçı hassasiyetle baskı altında tutmak için Ku Klux Klan çeteleri kuruyor, cinayetler, yangınlarla terör rüzgarları ekiyorlardı.
Kitapta anlatılan Amerikan gerçeğiyle, harfiyen çakışan bu hikayedir.
Şimdi, tam bu kertede parantez açmak gerekiyorsa eğer, Amerikan Başkanı Lincoln kölelere verdiği sözü yerine getiriyor, Kürtlerse dolandırılmışlıklarıyla kalıyorlardı.
TC oluşurken, Kürdistan özerk, devlet de Türkler ve Kürtlerin ortak egemenliği olacaktı. Fakat, Kürtler güçsüzlükleri yüzünden kandırıldıklarıyla kaldılar. Kendi yurtlarında esir muamelesiyle; dilleri dahil, sahip olduları her şeylerini kaybettiler.
 Amerika’da eski köleler hayatları ve mülklerinin sahibi fakat, Kürtleri bu hak ile özgürlükleri hala kağıt üzerinde. "Eşit vatandaş" Kürtlerin köylerini yakmak, cinayetler işlemek serbestti. Zilan’dan başlayıp, Dersim’den çıkılan kırımları saymıyorum. 1990’lardan 2000 yılına kadar dört bin Kürt köyü yakılıyor, 18 bin kişiyi kapsayan katliamın adı faili meçhul cinayet oluyordu. Kürt yurttaş olmayı beklerken, kimilerin gözünde insan da sayılmadılar.
Polisin ezdiği, kurşunladığı Kürt, kaçarken kazaya uğradı, oluyordu. 12 yaşındaki çocuk (Uğur Kaymaz), olmamış çatışmada silahıyla birlikte ölü olarak ele geçirilmiş, Ceylan Önkol çocuk, tepelerden gelip bedenini parçalayan roketle oynarken kaza çıkarıyordu.
Askerler, Lice’nin Daralan Köyünü yakarken, henüz yürüyemeyen bir yaşındaki Şehriban ve ona bırakmayan bir yaş büyük bacısı Gurbet de tutuşuyor, Gurbet sonra alevler arasından çıkıyor, ama küçüğü kül olurken çığlıkları susuyordu.
Örneğin, İsrail ambargo ilan etmiş, kıyıya izinsiz yanaşan gemilere düşman muamelesi yapacağını açıklamış, kabadayılanma ile "rest" çeken TC’yi uyarmış, buna rağmen insan dolusu gemi gönderince, dokuz kişinin ölümüyle sonuçlanan el koyma yaşanmıştı. TC, özür dilenmesi ve ölüler için tazminat ödenmesinde direniyor.
Gelelim Kürtlere, Roboskî köylüleri askeri kışlaların önünden gidip gelerek sınır ticareti yapıyorlardı. 34 kişinin katledildiği grup da yola çıkarken, pazar yeri ve dönüş boyunca havadan takibe alınıyor, sınır boyunca top atışlarıyla bir araya toplanıyor, sonra uçaklara vur emri veriliyordu. İsrail’den özür bekleyen Türk devleti, Kürtlere "pardon" bile demiyor, parlamento komisyonu kararıyla da katiller "kusursuz" ilan ediliyordu.
Gideon, eşitlik ve adalet isteyince, "ben devletim lan" diyen biri, kara derililerin köyüne gidip, tehditler savurmuyor, "ya sev, ya da terk et" çıkış yolunu göstermiyordu.
İsteyenin huzur içinde çıkıp gitmesi için yol açıktı.