
İsviçre’nin Bern kentinde Mizgin Kürt Kadın Meclisi tarafından “Şiddet ve Özsavunma“ konulu bir panel gerçekleştirildi.
Etkinlik, bir kadın grubunun Capoeira dans gösterisiyle başladı. Capoeira’nın Brezilya’da Afrika asıllı kölelerin 16. yüzyılda kendilerini savunmak için geliştirdikleri sporu ve müzii de içeren bir savaş sanatı olduğu, bugün Brezilya başta olmak üzere dünyanında 48 ülkesinde resmi olarak yapıldığı ifade edildi.
İlgiyle izlenen dans gösterisinden sonra panele geçildi. Panele Bern Kadın Evi'nden sosyal danışman Anna Tanner ve KNK Kürdistan Ulusal Kongresi Yürütme Konseyi üyesi Songül Karabulut katıldı.
'Şiddet katlanılmaz hale gelince başvuruyorlar'
Tanner konuşmasında İsviçre’de kadınların maruz kaldığı şiddete değinerek, Kadın Evi olarak şiddete karşı neler yaptıklarını aktardı. İsviçre’de her on kadından birinin şiddete maruz kalmasına rağmen şiddetin görünür olmadığına dikkat çeken Tanner, Bern Kadın Evi'nin kadın ve çocuklara sosyal, hukuki danışmanlık ve barınma imkanı sağladığını aktardı.
Aile içi şiddetin toplumda genel olarak fiziksel şiddet biçiminde algılandığını ancak şiddetin öteki formu olan ve derin izler bırakan psikolojik şiddetin görmezden gelindiğine değindi. Tanner, şöyle konuştu: “2016 yılı resmi verilerine göre İsviçre’de 17 bin 687 kadın şiddete uğradığı için polise başvurmuş, bu kadınların yarısı ya eşleri ya da sevgilileri tarafından şiddete maruz bırakılmış. Ancak bu veriler gerçekliğin kısmi bir boyutunu yansıtıyor, çünkü kadınlar, şiddet katlanılmaz hal aldıktan sonra kurumlara başvuruyor. Kadınların sözlü şiddeti bu kategoride değerlendirmemeleri, polise ya da kadın evlerine başvurmamalarına sebep oluyor. Çocukların 'geleceğinin etkilenmemesi', göçmen kadınların iletişim sorunu gibi etkenler de kadınların şikayet etmesini engelliyor.“
Şiddetin bireysel değil toplumsal boyutunu görmek gerektiğini vurgulayan Tanner, birçok kadının günlük yaşamında sokakta cinsel şiddete maruz kaldığını da aktardı.
Paradigması şiddete karşı bir cevap
Konuşmasında Kürt kadın hareketinin mücadelesinin ve paradigmasının şiddete karşı bir duruş ve cevap olduğunu söyleyen Tanner, Abdullah Öcalan’ın “kadın devrimi” adlı almanca broşürden kadının yeni yaşamın sembolü olduğu tespitini alıntılayarak, Kürt Kadın Hareketi’nin özgürlük mücadelesinin önemli ve etkileyici bir model olduğunu aktardı.
Mücadelesi çok yönlü
Songül Karabulut ise, konuşmasında kadına yönelik şiddetin bireysel değil, sistemden ileri gelen bir sonuç olduğunu tarihsel örnekleriyle anlattıktan sonra Kürt Kadın Hareketi'nin şiddete karşı çok yönlü mücadelesini aktardı. Karabulut şöyle dedi: “Kürt Kadın Hareketi'nin şiddete karşı duruşunu 'Xwebûn' mücadelesi ile sürdürüyor. Çünkü dışarıdan bir tanımlama kadını bir objeye dönüştürüyor. Kürt Kadın Hareketi'nin bu muazzam örgütlenmesi tesadüf değildir. Çünkü Kürt kadını hem ulus hem kadın olarak iki tür bir sömürüye maruz kalmıştır, kalmaktadır, dolayısıyla verilecek mücadele de hem sömürgeciliğe, faşizme hem de patriarkaya karşı olmak zorunda. Bu yüzden de Kürt Kadın Hareketinin mücadelesi tek yönlü değil, çok yönlüdür.”
Özsavunma mücadelenin sadece yüzde 5'ini kapsıyor
Demokratik konfederalizmin inşasında kadının çok dinamik bir rolü olduğunu söyleyen Karabulut, şöyle devam etti: “Kürt kadını sadece silahlı öz savunma çerçevesinde algılandı. Oysa bu, mücadelenin sadece yüzde beşini kapsıyor. Toplumsal zihniyeti değiştirme, diğer organizasyonlara aktif dahil olma ve ekonomik kooperatifler gibi alanlarda da kadın mücadelesi yürütülüyor. Rojava’da Kürt kadınlar, kendi anayasalarını çıkardılar. Eğitim müfredatına Jineoloji alındı. Bu da toplumsal değişimin bir motorudur. Demokratik federalizm paradigmasının asıl vurgusu, insanların devlet olmadan nasıl yaşayabileceğidir. Bu noktada komünler, toplumun yapılanmasında önemli bir yerde duruyor. Komün ve meclisler yoluyla kadınlar kendilerine ilişkin kararları kendileri alıyor, bu da irade olma durumudur. Kadın Hareketi meclislere adaylar sunuyor, politik alanda örgütlü bir gücü temsil ediyor, meclislerde yer alan kadınlar, kadın eksenli bir siyaseti bilincini esas alıyor.“
Kürt Kadın Hareketi'nin özgürlük anlayışının temelinde iktidar ve gücün olmadığını, aksine örgütlenmenin tabandan geliştiğini yineleyen Karabulut, sözlerini 'Kürt Özgürlük Hareketi kadın özgürlüğünü merkezine koymasından dolayı günbegün güçlenmektedir“ diyerek bitirdi.

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA/BERN