Ortadoğu’da başdöndüren gelişmeler yaşanıyor. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, gelişmelerin merkezinde Kürtler, Kürdistan ve özellikle Rojava Kürdistanı'nın bulunduğu herkesçe kabul gören bir gerçeklik. Onlarca yıllık özgürlük ve demokrasi mücadelesine dayanan Kürt özgürlük mücadelesinin halklar için cendereden kurtulma umudu haline gelmesinin bunun temel kaynağı olduğu da herkesin kabulü. 

Hal böyle olunca bölgede at koşturmak isteyen her güç, politikalarını buna göre belirliyor. Ancak ortaya çıkan iradeyi tanıma çerçevesinde değil, kendi çıkarlarına ters ve hedeflerinin gerçekleşmesinin önünde bir engel olarak gördükleri için onu etkisizleştirme, bertaraf etme temelinde yapılıyor bu. 

Batılı güçler, Rusya, Türkiye, İran, Arabistan gibi güçlerin yaklaşımları biliniyor. Ancak dikkat çekmek istediğim nokta, söz konusu güçlerin kıramadıkları iradeyi yıllardır başvurdukları yöntem ile, yani parçalama, köleleştirerek kendine bağlama ile başarmak istemesidir. Bunu da Kürt kimliği, dili ve kültürü için mücade ettiklerini ileri süren kimi çevreler yoluyla gerçekleştirme gayretindeler. 

Bu politikaların gerçekleştirilmek istendiği alan ise Rojava olmaktadır. Çünkü Rojava Devrimi artık tek çözüm seçeneği ve yaşamın her alanında kalıcılaşmaktadır. Türk Dişişleri Bakanı Sinirlioğlu’nun Hewlêr ziyaretinin ardından, Türkiye Başbakanı Ahmed Davutoğlu’nun "Biz Kürtlere karşı değiliz, PYD’ye karşıyız, pêşmergeler gelirse destek veririz" şeklindeki açıklaması zaten her şeyi açıklıyor. 

Dikkat çeken bir nokta da bu gelişmeler yaşanırken Rojava’da PDK (KDP) çizgisinde hareket eden ENKS’ye bağlı kimi partilerin de özerk sisteme karşı eylemlere girişmesi oluyor. Ancak daha da önemlisi ve üzerinde durulması gereken konu ise söz konusu partilerin özellikle anadilde eğitime karşı çıkıyor olmalarıdır. 

Elbette ki siyasal açıdan tüm partilerin tek reng olması söz konusu olamaz, fakat Kürt dili, kimliği ve kültürü için mücadele ettiklerini iddia eden grupların, dil eğitimine karşı çıkmasının hiçbir gerekçesi olamaz. 

Kabul etsin etmesin herkesin kabul ettiği bir gerçeklik var ki o da Rojava devriminin uğruna binlerce bedel ödenerek gerçekleştiğidir. Binlerce yıllık rüyaları yaşam bulan Kürtler ve doğal olarak da diğer etnik yapılar, yarattıkları eğitim sistemi ile artık kendilerini dünyaya anlatma imkanı elde ettiler. Bunca haksızlığı, katliamları, işkenceyi yaşamış ancak diline kilit vurulduğu için kendini ifade edemeyen Kürtler artık dünyaya haykırabiliyor. Hz. Mevlana’nın dediği gibi, "Aklın güzelliğini dil ile, dilin güzelliği söz ile" açıklıyor. 

Demokratik Özerklik Sistemi’nin anayasası olan Toplumsal sözleşmesinin 9. Maddesinde Cizre Kantonu’nda Kürtçe, Arapça ve Süryanice’nin resmi dil olduğu, ancak tüm etnik yapıların da anadillerini öğrenilmelerinin garanti altına alındığı vurgulanmakta. 

91. maddede ise eğitim sisteminin şoven ve ırkçılıktan ve ayrımcılıktan uzak, insanlık değerleri, toplumun çok kültürlü, çok renkli değerleri üzerine inşa edileceği kaydediliyor. 

Mevcut durumda Derîk’ten Kobanê ve Efrîn’e kadar binlerce okulda onbinlerce öğrenci anadillerinde eğitim görmekte. Takip ettiğimiz kadarıyla yine, yaptığımız görüşmeler sonucunda çocuklar kendilerini daha rahat ifade ederek, güvenleri artarken, aileleri de ilk defa çocukları kendi dilleri ile eğittikleri için mutlular. Daha da ötesi Kürt çocuklarının yanı sıra, zorunlu olmamasına rağmen, Arap aileler de kendi çockularına Kürtçe öğretmek için başvuru yapmakta. 

Peki durum böyle olunca ENKS nasıl oluyor da Derik, Girkê Legê gibi yerlerde anadilde eğitime karşı gösteri yapmaya kalkışıyor. Halkın buna rağbeti olmadığı gibi, gösterilerde anadille ilgili tek bir kelime edilmiyor ve PDK yanlısı sloganlar atılıyor. 

Bu da gösterileri kendilerinin yapmadığını bölgeye yönelik politikaların bir parçası kapsamında yaptıklarını gösteriyor. Nitekim Derik’teki gösteride kendi aralarında kavga çıktı ve Asayiş müdahale etmek zorunda kaldı. 

Sözün kısası kendisi olmaktan çıkma, başkasının dikenini bahçesindeki güle tercih etme hali yaşanıyor. Bunu da Seydayê Cegerxwîn’nin dizeleri ile ifade edip yorumunu topluma bırakalım;

"Parlak bi güle uzanarak eşeğin burnunun önüne koydum

Gülü biraz koklayan eşek, "kelbeş (eşek dikeni)" diye anırdı

Ne anlar gülden, eşeklere kelbeş lazım"