Recep Tayyip Erdoğan, 2011’de artık foyasının cilası dökülmeye başlamış, altından el çabukluğuna dayalı becerileri sırıtmaya başlamış onbir yıllık Başbakan, ama o hala devlet sofrasına buyur edilmemiş mağdurların bağrı yanık mağdur temsilcisiydi.  

Oysa, "mağduriyet" büyük bir yalandı. Çünkü temsil ettiği kitle ve onun dünya görüşü 1950’den beri iktidardaydı. Kendisinin de içinde yer aldığı kitle DP, Demirel’in AP, Özal’ın ANAP’ının oy deposu, ihtiyaç hissedildiğinde ise yüksek himayeye karşılık (6-7 Eylül, Faşistlerin sol üstüne seferi, Çorum’dan Maraş'a Kürt Alevilerin kırımla yerlerinden sökümü ve Sivas yangını) devletin çapul sopasıydı. Erdoğan'ın partisi 1970’lerden beri iktidar ya da ortağı, kendisi ise Başbakanlıktan önce Türk burjuvazisinin kalbi İstanbul Dükalığı'nın efendisiydi...

O, zuhur etmiş son dindar olarak, siyasetten hakkı yenmiş bir mağdurdu. Ama yaradana hamd olsun ki, Fethullah Gülen’le iş ve güç birliği halinde, tutuklama furyası, yargılama maratonu etaplarında çarpışa çarpışa bütün düşmanlarını etkisiz kılmış, ordu ve adliyeyi de yanına almıştı.

AKP iktidarı, "açılım" ve "süreç" diyerek ağzını tıkayıp, elini, ayağını bağlamak istediği Kürtlerden istediğini alamayınca, 2011 yılında hadlerini bildirmek üzere, Kemalistleri esir alma yöntemiyle üstlerine yürümüş, gece yarısı, gün ortası baskınlarında 10 bine yakın kişiyi tutuklatmıştı. Kürtler, isyancı ruhla karşılık verip sokaklara çıkmış, İstanbul’daki gösteriler sırasında bir belediye otobüsü atılan molotof kokteyliyle alevlenmiş ve yolculardan Serap Eser yanarak ölmüştü.

Başbakan Erdoğan aradığı mağduriyeti, bu olayla yakalamış, bir gün, on gün, bir ay değildi, bütün bir seçim kampanyası boyunca meydanlarda, televizyon ekranlarında "vatan haini bölücüler, 18 yaşındaki Serap kızımızı diri diri yaktılar" diye feryat etmiş, tirol ve tırtıl kalemler de, bağrı yanık baba rolündeki adamın çığlıklarını duymayanlara duyurmuş, bu arada polis, yakaladığı Kürtlerden bir kaçını Serap’ı yakanlar suçlamasıyla "Kürtlere karşı doğuştan yansız" AKP ile "iyice bağımsızlaşmış" Türk adliyesine teslim etmişti.

Polis ve asker çemberi arasında esir titrekliğiyle adliyeye getirilen sanıklar, boş yere nefes tüketip, şahitler de göstererek masumiyetlerini savunmuş, öbür yanda Kürt görüntüsü altında sağa sola yangın bombaları atanların aslında devlet görevlileri oldukları ortalığa saçılmış, Başbakanın feryadını duyan mahkemenin çelik iradeli kararından caymamış Kürtlerden beşini 25’er yıla, ikisini de ömür boyu hapis cezasına çarptırmıştı.

Otobüse Rus Molotof’un icadı petrol bombası atan MİT elemanları mevzuu, sonra el ve işbirliğiyle kapatılmış, Türk medyası da üstünde durmayı ırkın çıkarına aykırı bulmuş olmalı ki sus, pus olmuştu.

Kapanmış davanın suçlusu olarak yedi tane Kürt işlemedikleri suçtan hapiste tutulurken, herkesin vicdanı huzur içindeydi. Derken İçişleri eski Bakanı İdris Naim Şahin de, geçenlerde bir gazeteye verdiği demeçte, "Serap’ı yakanlar Türk istihbarat elemanlarıydı" diyordu.

Geçmişinde, işlemediği suçtan ötürü insan da astıranların vicdanı, huzur içindeydi. Türk adaleti, eski Başbakan şimdi ülkenin, tek tek ailelerin her şeyinden sorumlu Başkan Babası Erdoğan'ı yalancı çıkarmamak için mı bilinmez kıpırtısız, sağır ve dilsizdi.

Evrensel adaletin vicdanında, suçsuza ceza biçmenin cinayetten sayılması, TC’de henüz, bu insani kapsamın dışındaydı. Burada şefin duruşu, bakışı, bıyığının biçimi adaleti temsil ediyordu. Onun için adalet, değişen günlük çıkara göre sapalıklarda dolanıyor, parmak hesabıyla dümdüz gidiyordu.

Irkçı Amerikan General’i Custer’ın Kızılderililer için söylediğiyle "en iyi Kürt ölü Kürt" kabul edildiği ırkçı iklimde, oğlunun katiline katil diyen anneyi (Kürt Baran Tursun’un annesi) mahkum ediliyordu. Adalet Bakanlığı Anayasa Mahkemesine, onyedisi çocuk 34 Kürt’ün Roboskî’de, makul sebeple katlediliğini rapor ediyordu.

Cizre'de 20 gün içinde dördü çocuk 9 Kürt katlediliyor, iktidar şark kurnazlığının yeni taklalalarıyla, suçu üstünden sıyırıyor, katilleri Fethullah Gülen’in koynunda arıyodu. Her alanda elmanın yarısı kadar benzeş, eski ortağı Fethullah Gülen ve teşkilatı elbette temiz değil. Ama o şimdi, toparladığı hazineyi koruma derdinde.

Tanıklar ise plakası sökülmüş polis araçlarından inenlerin cinayetini anlatıyor, Baro katilleri tarif ediyor. O polisler,  iktidarın atadıklarıdır.

Ama Kürtlerin yutacağı kurnazlığıyla, yol boylarına bomba eken polisleri de Fethullah Gülen atamış gibi yaparak, "çocukları katleden Fethullah Gülen'dir" demeye getiriyorlardı…

Yutan Kürt varsa beri gelsin!..