- 100 yıldır ulus devletlerin inkâr, asimilasyon, imha ve soykırım politikalarına kurban edilen Kürtlere, bir kez daha ulus devletlere entegre olma dışında başka bir seçenek bırakılmadı.
- Ya entegrasyon ya da devletli sistemin askeri müdahaleleriyle yok olma kıskacında bırakılan Kürtler, bu geçiş sürecinde daha rasyonel, akılcı ve çözüm odaklı olmak durumunda kaldı.
- Devlet dışı aktör ve yapılar tasfiye ediliyorken, Kürtlerin tek başlarına emperyalizme karşı mücadele etme lüksü olamazdı. Vardı diyenler, dönüp 6 Ocak Paris Anlaşması’na baksın.
DEMİR ÇELİK
Son iki yılda Ortadoğu’da ve dünyada yaşanan gelişmeleri doğru okuyamayanların, Kürt Özgürlük Hareketi'ne ve Önderliğine yönelik amacını aşan söylemleri dur durak bilmiyor. Verili objektif koşullar ve değişim dinamiklerinin pozisyonu yerine, subjektif niyet okumaları ve duygusal yaklaşımlar söz konusu.
Dünyada ve Ortadoğu’da yaşananların, küresel emperyalizmin, devletli sistemi yeniden dizaynı olduğunu, bu dizayna karşı koymanın bırakın örgütleri, devletleri aşan bir gelişme olduğunu biliyor olsak sürece daha objektif yaklaşmış olurduk. Bunun sonucu olarak kuşku ve kaygı yerine, sürecin yol açtığı fırsatlara ve olanaklara yoğunlaşarak lehimize çevirmenin mücadele yöntemini esas almış olurduk.
Konumuza dönelim. Kâr ve iktidarın sürdürülmesi için devletli sistem, nasıl ki tarih boyunca dönüşüm yaşamışsa bugün de yeni bir dönüşümün sancılarını çekiyor. Son 50 yıla damgasını vuran liberalizm tıkanmış, devletli sistemin yapısal ve tarihsel krizi aşılamıyor. Zaten devlet ve iktidar varlığını korudukça, söz konusu yapısal krizin aşılması mümkün değildir. Dolayısıyla tıkanan ve çözüm üretemeyen liberalizmin yerine, inşa edilmek istenen yeni dünya düzeni öncesinde, her iktidar gücü ve bloku kendince yeni ittifaklar ve güç birlikleri içinde kendini güvenceye almanın telaşı içindedirler. Yaşanmaya devam eden III. Dünya Savaşı üç temel çelişkisi ile devletleri, iktidar bloklarını ve örgütleri etkileme, yeniden şekillendirme dinamizmine sahiptir:
* Emperyalistler arası diplomatik, teknolojik ve ekonomik alanda süren savaşlar, her gün yeni ittifak ve güç yoğunlaşmalarına neden olmakta...
* Emperyalistler ile ulus devletler arasında askeri, siyasi ve ekonomik alanda süren savaş, ulus devletler açısından büyük tehlikelere yol açmakta… Rusya-Ukranya, ABD-Venezuela, ABD-İran gibi.
* Bu her iki egemenlikçi güce karşı devlet dışı kalmış halkların ve mazlumların mücadelesi. Rojava, Filistin bu dönemin öne çıkan iki değerli örneği olmaktadır.
Tasfiye ve ehlileştirme
Üç çelişkinin iç içe yaşandığı günümüz dünyasında, kapitalist- emperyalist devletli sistem, yeni dünya düzeninin ilk adımı olarak devlet dışı vekil aktörlerle, devlet dışı halkların mücadelesini siyasi ve askeri alanda tasfiyesinde ortak hareket ediyor.
Müslüman Kardeşler, HAMAS, Hizbullah, Haşdi Şabi ve Husiler gibi vekil aktörler askeri yoldan; HTŞ ve El Kaide türevleri ile Taliban iktidara taşınarak sistem içi ehlileştirilerek tasfiye edildi/edilmek isteniyor. Sovyet Sistemi’ne karşı örgütlenen bu yapılar, Sovyet Sistemi’nin çökmesi sonrasında emperyalizmin birbirlerine ve ulus devletlere karşı kullandıkları yapılara dönüştürüldüler. Kapitalist-emperyalist sistemin kâr, iktidar ve teknolojik gelişmelerin önünde engel olmaya, değişim ve dönüşüme kapalı, toplumsal ve kültürel aydınlanmaya karşı dogmatik yaklaşımları nedeni ile emperyalist sistem tarafından sistem içileşmeye razı olanlar iktidara taşınarak, razı olmayanlar ise askeri ve siyasi anlamda tasfiye ediliyorlar.
Kürtlere de dayatıldı
Ortadoğu’nun bu muhafazakar ve kapalı toplumsallığının aksine, Kürt Özgürlük Hareketi, seküler ve özgürlükçü değerleri ile değişim ve dönüşümün en temel dinamiği olarak öne çıkmış, halklara ve mazlumlara umut olmuştu. Kapitalist moderniteye karşı demokratik modernite seçeneğini savunması, demokratik ulus ve demokratik ortak yaşamı inşa etmesi nedeniyle Rojava sistemi, kapitalist modernitenin hep hedefindeydi. DAİŞ gibi vahşi ve barbar yapılara karşı sahada ve askeri alanda Kürtlere destek çıkan emperyalistler, iş statünün uluslararası kabulü aşamasına geldiğinde, bu nedenle Kürtlere ve Kürt Özgürlük Hareketi'ne hemen sırtlarını dönmüş, ulus devletlere ve iktidara taşıdıklarına entegre olmayı Kürtlere dayatmışlardır.
Kürtler bir tercih yaptı
100 yıldır ulus devletlerin inkâr, asimilasyon, imha ve soykırım politikalarına kurban edilen Kürtlere, bir kez daha ulus devletlere entegre olma dışında başka bir seçenek bırakılmadı. Ya entegrasyon ya da devletli sistemin askeri müdahaleleriyle yok olma kıskacında bırakılan Kürtler, söz konusu bu geçiş sürecinde daha rasyonel, daha akılcı ve çözüm odaklı olmak durumunda kaldı. Devlet dışı aktör ve yapılar bir bir emperyalizm tarafından tasfiye ediliyorken, Kürtlerin tek başlarına emperyalizme karşı mücadele etme lüksü olamazdı. Kürtleri o zemine çekmek isteyenler, bir kez daha dönüp 6 Ocak 2026 Paris görüşmesi ve anlaşmasına baksın.
Rojava'da da olan
Son 10-15 yılda verilen tarihi önemdeki başarılı mücadele sonucu Rojava'da özerk yönetim modeli, yalnızca Kürtler için değil, bölge halklarının kendi kendilerini yönetmelerinin ve ortak yaşamda buluşmalarının meşru zemini oldu. Bu sayede halklar ve mazlumlar nefes alabilmiş, devletli sisteme alternatif demokratik ulus buluşmasının tadına varabilmişlerdi. Bu ortak yaşam iradesi sadece yüz yıl öncesinde inkâr edilen halkların ve kültürlerin tanınmasına yol açmadı, aynı zamanda halkların siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçlarına erişmelerinin siyasal sisteminin ete kemiğe bürünmesinede yol açtı. Değişimci ve dönüştürücü bu toplumsallık, bu nedenle kapitalist-emperyalist sistemi ürküttü, siyasal entegrasyon yoluyla ulus devletli sisteme eklemlenme durumuyla karşı karşıya bırakıldı. Bu durumda ya topyekun bir direniş ile buna karşı durulacak ve büyük kaybetme riskiyle karşı karşıya kalınacaktı ya da dönemin ve sürecin ruhuna uygun pozisyon alınarak tasfiyenin önüne geçilecekti.
Emperyalist ortaklık
ABD, İngiltere, Çin, Rusya ve diğer emperyalist devletler, Ortadoğu’yu hem mücadele sahası olarak görüyor hem de bu sahanın yeniden dizaynında, devlet dışı silahlı yapıların merkezi ulus devletlere entegre edilmesinde birlikte hareket ediyorlar. Kürt Özgürlük Hareketi, dünyada ve Ortadoğu’da yaşanan bu sürecin tehlike ve riskleri ile olanak ve imkanlarını doğru analiz ederek, demokratik siyaset stratejisi kararıyla Türkiye’de ve Suriye’de değişim dinamiği olma potansiyeliyle demokratikleşmenin çıkar yol olduğunu gördü. Genelde Ortadoğu, özelde bu iki ülkenin tekçi, katı merkeziyetçi ulus devlet yapılanmalarının dönüştürülmesi, ancak seküler ve özgürlükçü değerler sahibi Kürt Özgürlük Hareketi'nin değişimci dinamiğiye mümkündür.
Aleviler ve Êzîdîler
Bu yönüyle Ortadoğu’nun kapalı ve dogmatik toplumsallığında, milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi ulus devletli sisteminin mağdurları Aleviler ve Êzîdîler bu değişim dinamiğiyle düzeyli ve nitelikli ilişkide ısrarcı olabilirlerse eşit ve özgür vatandaş olma haklarıyla demokratik toplum mümkün olabilir. Tekçi, katı merkeziyetçi kaba ulus yerine, tüm kimliklerin, tüm kültür ve inançların demokratik ulus ile kendi kendilerini yönetebilmelerinin yolu, demokratik siyasette özne olabilmelerinden geçiyor. Aleviler ve Êzîdîler başta olmak üzere toplumun ötekileri, Kürt Özgürlük Hareketi ile yatay ve doğrudan ilişki içinde olabilirlerse eşit-özgür vatandaşlık haklarını demokratik siyasal mücadele yöntemiyle kazanmaları mümkün olur…
Örgütlü mücadele
Kimliğinin inkârı yerine, kimliğini ve haklarını tanıyarak, kültürel ve kimi siyasal haklarıyla merkezi devletlere entegre edilmek istenen Kürtler, bu süreci fırsata dönüştürmenin örgütlü mücadelesini dünden daha çok önemsemelidir. Bugün yaşanmakta olan bölgesel ve uluslararası konjonktür ve dönemin jeopolitiği, yakın zamanda olmasa da ileriki bir dönemde değişebilir. İşte bu nedenle Kürtler olarak, mevcut kazanımları korumak kadar, yeni Ortadoğu düzeninde önemli aktör ve özne olabilmeyi başarmak da önemli olup, risk ve tehlikelere karşı örgütlü mücadeleyi esas almayı gerektiriyor. Söz konusu uluslararası konjonktür değiştiğinde tekçi, katı merkeziyetçi ulus devletlerin neler yapacaklarını, yüzyıldır bize yaşatılanlardan biliyor olmalıyız. Bunun için de ben merkezci anlayışları terk ederek, ortak mücadeleyi esas almak, tüm Kürt siyasi aktörlerinin ve örgütlü yapıların önceliği olmalıdır. Bu öncelikle Kürdistan statüsüne yaklaşmak, tüm yapı, hareket ve örgütlerin bu dönemdeki temel görevleri olmalıdır.
Onca nitelikli adıma ve iyi niyetli söyleme rağmen Türkiye’nin Kürt meselesini hala ‘terör’ parantezine hapsetmesi ve silahsızlandırmaya indirgemede ısrar etmesi halinde büyük kaybeder. Kürtleri, Alevileri dışlaması, haklarını gaspetmede ısrar etmesi, yeni dünya düzeni ve yeni Ortadoğu politikası ile bağdaşmaz ve sürdürülemez. Kürt tarafının müzakereyi sürdürmek için silahlarını susturması, Kürt sorununun demokratik siyaset zemininde hukuki çözümüne fırsat veriyor olmasını, söz konusu ulus devletler demokratikleşerek yol alabilirlerse herkes kazanır. Bu öncelikle sürece ve soruna yaklaşmak, mazlum, mağdur ve muhalif olan tüm yapıların, hareket ve örgütlerin bu dönemdeki temel görevi olmalıdır.