• Nasıl oluyor da “yenilmiş sosyalist”, PKK’nin 42 yıl süren savaşta “yenilmediğini” bir türlü anlayamıyor? Muhtemelen yenilmeyişini yeterli bulmuyor, ”Neden devlet ile müzakere masasına oturdun” diye hoşnutsuz.
  • Kürt halkı, bu kardeşlerimize durumu izah ediyor: “Siz faşist darbelere yenilmeseydiniz; sosyalist ülkeler yıkılmasaydı; Biz serhildanlara çıkarken, örgütlediğiniz işçiler saldırganı genel grevlerle durdursaydı;
  • Legal partilerimiz defalarca kapatıldığı halde nasıl parlamentoya girip belediyeleri kazandıysak, sizin partileriniz de seçmenlerinizin gücüyle aynı adımları atsaydı kesinlikle sadece yenilmemekle yetinmez, yenerdik.”

VEYSİ SARISÖZEN

Hoşnutsuzluk… Şu anda hem Kürt yurtsever çevrelerinde hem de Türk ya da Türkiyeli sosyalist çevrelerde bu “hoşnutsuzluk” hali ortaktır. Ortaktır ama hoşnutsuz olmanın “haklılığı” hiç de ortak değildir.

Bunu anlamak çok kolaydır.

Kürdistan’da hoşnutsuzluğun sebebi şu cümlede saklıdır: “Allah’ın ya da doğanın doğuştan bize verdiği haklarımız için 100 yıldır nice bedel pahasına verdiğimiz mücadelenin sonucu bu kadar mı olmalıydı?”

Bu cümleyi, ister PKK’li anneler, babalar, kardeşler, eşler, şehit yakınları, gaziler, zindandaki esirler kurmuş olsun, isterse PKK ile hiçbir bağı olmayan 5 yaşından beri ninesinden, dedesinden, Dêrsim tertelesinin, Zîlan suyundan akan kanların öyküleriyle büyümüş samimi Kürt milliyetçisi kurmuş olsun cümlenin kendisi hoşnutsuzluğun haklı bir hoşnutsuzluk olduğunu gösterir.

Bu hoşnutsuzluk bir halkın hoşnutsuzluğudur.

Türkiyeli sosyalistin hoşnutsuzluğu

Türk ya da Türkiyeli sosyalistin hoşnutsuzluğunu nasıl açıklamalı? Öncülük ettikleri Türk ya da Türkiyeli halk, “Kürtler hak ettikleri çözüme hâlâ ulaşamadı, o nedenle hoşnutsuzuz” mu diyor? Böyle dedikleri için de bu sosyalistler, kendi halklarının hoşnutsuzluğunu mu dile getiriyor?

Çok soru var. Bu sosyalistlerin öncülüğünde Türk halkı, 100 yıldır Kürt halkı ile birlikte dünyayı yerinden oynatmış da kendi payına buncacık düştüğü için mi hoşnutsuz?

Sosyalist “sana verdiğimiz desteğe rağmen yapacağın bu muydu” da diyor olabilir. Verdiği desteği küçümsemem ama on milyonlara verdiği birkaç binlik desteği şu halkın yüzüne vurmayı da sosyalistlikle bağdaştırmam.

Bir de şunu derim: Örgütlerinin kararıyla Kürt halkına can pahasına destek verenler, Kürt'ün mücadelesini kendi mücadelesi sayanlar, Kürt halkının da evlatlarıdır. Saygıyı, minneti, anılmayı hak etmişlerdir ama bu örgütler, asli işlerini ne kadar yapmışlardır? Türkiye devriminin kıyısına bile neden yaklaşamamışlardır? Sorarım ama yine de yapamadıklarını neden yapamadılar diye sorar, onları suçlamayı aklımın ucundan bile geçirmem. Vahşi askeri darbelerle defalarca yüz yüze gelmişlerdir. Dünya sosyalist sisteminin dağılmasından felce uğramışlardır. Dev gibi örgütleri yıkıma uğramıştır. İdamlar, sokak ortalarında infazlar, amansız işkenceler örgütlerin belini bükmüştür. Karşılarında insafsız, vicdansız devasa bir devlet makinası, bu makinanın dünyaya hükmeden emperyalist müttefikleri vardır. Öncülük ettikleri emekçiler kapitalizmin labirentinde şimdilik de olsa yollarını kaybetmiş, sarı sendikaların ihanetçi sınıf iş birlikçiliğinin kurbanı olmuştur. İşte ancak yaptıkları bu kadar olabilmiştir.

Türkiyeli sosyalistler, nasıl/neden diyebiliyor?

Kürt halkı, sosyalistlerin bu durumundan “hoşnutsuzluk” duymuyor, “PKK, yiyeceğinden ve silahından kesip yıllardır sizi desteklediği halde yapacağınız topu topu buncağız mıydı” demiyor.

İyi de söz konusu sosyalist, Kürt Özgürlük Hareketi'ne neden “size yıllarca destek verdik, yapacağınız topu topu buncağız mıydı” diyor? Nasıl diyebiliyor? PKK’nin hangi şartlarda, hangi dünyada yaşadığından habersizler mi? 12 Eylül faşizmi size üç yıl kan kusturdu. Kürdistan 100 yıldır kan tükürüyor. Elbette hâlâ baskılar, tutuklamalar ve can vermeler devam ediyor ama halkınızın bir tek köyü yakılmadı, kasabalarınız haritadan silinmedi ve 50 yıllık savaş halkınızı soykırımın eşiğine getirmedi, milyonlarınız sürgüne mecbur edilmedi. Şu sırada taziye çadırlarında binleri anmıyorsunuz.

Nasıl oluyor da “yenilmiş sosyalist”, PKK’nin 42 yıl süren savaşta “yenilmediğini” bir türlü anlayamıyor? Muhtemelen yenilmeyişini yeterli bulmuyor, ”neden tam yenecekken devlet ile müzakere masasına oturdun?” diye hoşnutsuzluk duyuyor.

Kürt halkı, bu kardeşlerimize elbette teşekkür ediyor, “yenemediğiniz devleti yeneceğimize dair duyduğunuz güvene teşekkür ederiz” diyor. Sonra durumu izah ediyor: “Siz faşist darbelere yenilmeseydiniz, darbe öncesi güçlerinizi, tıpkı bizim şu anda koruyabildiğimiz gibi koruyabilseydiniz; sosyalist ülkeler yıkılmasaydı; biz serhildanlara çıkarken, örgütlediğiniz işçiler saldırganı genel grevlerle durdursaydı; biz legal partilerimiz defalarca kapatıldığı halde nasıl parlamentolara girdiysek, nasıl belediyeleri kazandıysak, sizin partileriniz de kendi seçmenlerinizin gücüyle aynı adımları atsaydı kesinlikle sadece yenilmemekle yetinmez, yenerdik.”

Türkiyeli sosyalistlere tane tane izahat

Durumu böyle izah eden Kürt halkı, hiçbir zaman sosyalistleri, onların liderlerini “devrim kaçkınları, ihanetçiler, teslimiyetçiler, savundukları ideolojinin gereğini yapmayan, inandıkları Marksizme layık olmayan dönekler” filan diye suçlamıyor. Bir çoğunuzun çoktan silahsızlanmış olmasını kirli uzlaşma olarak nitelemiyor. Durumunuzun öznel ve nesnel nedenlerini anlıyor.

Kürt halkı, sosyalistleri nasıl anlıyorsa şu anda sosyalistlerin de kendilerini öyle anlamasından başka bir şey istemiyor.

Onlara şu gerçeği tane tane anlatıyor:

“Devlet ile masaya oturmuşuz, onlar bizi, biz onları muhatap olarak kabul etmişiz, bir bakıma eşitlenmişiz; biz silahlı mücadeleye son vermişiz, devlet de bizi silahla yok etmekten vazgeçmiş. Ayrı devleti, konfederasyonu, federasyonu, idari-bölgesel muhtariyeti bu devletin inkar ve imha siyaseti nedeniyle çözüm bellemişken, şimdi bu inkar ve imhaya son verme imkanını ve ihtimalini 100 yıllık mücadele sonucunda elde etmişiz. Kürt ulusunun, Türk ulusu gibi Cumhuriyet'in eşit haklı kurucu sütunu olarak kabul edilmesi, ana dilde eğitimle asimilasyonun sona ermesi karşılığında ayrı yaşamaya ihtiyaç kalmayacağını, bir bölgenin değil, tüm Türkiye’nin eşit haklı ortağı olma ihtimalini görmüşüz.”

Devamla:

“Ama yolun başındayız. İlk adımı atmışız. Boşuna süreç dememişiz. Süreç, yol demektir. Yürünecek yolumuzda nice tehlikeler olduğunu biliriz. Binlerce şehit, bizi yolun başına getirmiştir, milyonlar halinde bu yolu yürüyeceğiz. Şehitler bizim evlatlarımızdır. Yaşayan milyonlarca evladımızın varlığı güvencemizdir. Yolumuz tıkanırsa yolun nasıl açılacağını 100 yıllık deneylerimizden bilmekteyiz. Sosyalist Türk ve Türkiyeli kardeşlerimizin içi rahat olsun.”

Sonuç:

“Biz de hoşnutsuzuz, hoşnutsuzluğumuz Hareketimizden, Önderliğimizden hoşnutsuzluk değil. Dünyanın, bölgenin, bizi kuşatan dört sömürgeci devletin, bizi kullanmaya kalkan küresel düşman güçlerin yapıp ettiklerine beddua etmekteyiz. Siz neden bize, Önderliğimize, örgütlerimize yan gözle bakarsınız? Gözlerinizi dünyaya ve dünyanın içindeki Kürdistan’ın düveli muazzama tarafından kuşatılmış durumuna çevirin ve 60 milyonluk Kürt halkının devrimciliğine güvenin. Biz de size güvenmekteyiz.”

Kulaklarım yaşlandığı halde Kürt halkının sesini şükür ki, duyuyor. Ben de hoşnutsuzum ama bu ses hoşnutsuzluğuma ilaç gibi geliyor.