• Neden taziye çadırlarına çemkiriyorlar? “Teröristlerin resimlerine izin vermeyiz” diyerek hönkürüyorlar. O resimlerde hâlâ düşmanını görenin, kardeşlikten söz etmesi inandırıcı değildir.

VEYSİ SARISÖZEN

Açıklanamayan her şehit, çok acılı bir bekleyiş yaratır. Üstelik 'çerçeve yasa’yla birlikte evlatları dağda olan ailelerde bu bekleyiş, dayanılmaz duygulara yol açtı.

Bekleyen halk, Kürt halkıdır. Gidenin dönmeyebileceğini yüzyıllık tarih içinde öğrendi. Acısını yüreğine bastırıyor. O nedenle Kürt annesinin bekleyişi “haber” almaktır. Şehit mi, gazi mi, sağ mı? Bekleyiş habersizlik yüzündendir.

Şimdi Kürdistan, “haber” alıyor. Şehitler ve haklarında bilgi olmayan savaşçılar açıklanıyor. Acılı bekleyiş sonlanıyor. Halk şehitlerinin isimlerini öğreniyor. Şehitler için taziye çadırlarında toplanan halk, vakur duruşlarıyla gelemeyecek olanları anıyor, dualar okuyor. Şehit annelerinin biricik isteği, her bayramda ziyaret edecekleri bir kabirden başka bir şey değildir. Belki her savaştan sonra kurulan “meçhul şehit anıtı”dır. Bilinmeyen, cenazesi bulunmayan binler adına bu anıt mutlaka yapılacak ve halk, bu anıtın önünde her bayramda, her resmi törende bir dakikalık saygı duruşunda bulunacaktır.

Gelişmeler umduğumuz gibi giderse bu “meçhul şehit anıtı"nda 100 yıl süren savaşların anısına hem Kürdistan şehitlerinin hem Türkiye şehitlerinin bilinen ve bilinmeyen hatıraları birlikte yazılacaktır. “Kürt ve Türk meçhul şehit anıtı” yazılı bir tabela asıldığı gün, özlenen Kürt-Türk kardeşliği gerçekleşmiş olacaktır.

Böyle bir ortak anıt, şu çıkan 'çerçeve yasa’nın, yapılacak olan Anayasa’nın başaramayacağı kardeşliği sonsuza taşıyacaktır. Kürt ve Türk anneleri, bu anıtın önünde birbiriyle kucaklaştığı gün, kandan beslenenlerin yapacağı hiçbir şey kalmayacaktır.

Kürt halkı, bu yazdığım rüyayı görüyor, çünkü 100 yıllık savaş boyunca Kürt isyancıları tek bir Türk köyünü basmadı, basmaya kalkanları affetmedi; Türk şehirlerini yakıp yıkmadı; milyonlarca Türk'ü topraklarından etmedi; Kürdistan’da yaşayan Türk komşusuna düşmanlık duymadı. Türklerin vatanlarını kaybetmek üzere olduğu günlerde Erzurum’a, Sivas’a vatan savunması için gelen Mustafa Kemalleri bağrına bastı. Trabzonlardan, İstanbullardan gerillaya katılan Türk gençlerini, evlatları saydı.

Çemkirenler ve hönkürünler

Şimdi neden taziye çadırlarında şehitlerini ananlara çemkiriyorlar? “Teröristlerin resimlerine izin vermeyiz” diyerek hönkürüyorlar. O resimlerde hala düşmanını görenin, Türk-Kürt kardeşliğinden söz etmesi inandırıcı değildir. Şehide düşmanlık, şehidin ailesine düşmanlıktır. Şehitlerin aşiretleri, milyonlar halinde aranızda yaşıyor.

Getirin şehit askerlerinizin resimlerini. Taziye çadırlarının dört yanına asın. O genç askerlerin önünde Kürt annelerinin ve halkının kendi şehitlerine okuduğu Fatiha’yı içten gelen bir inanışla okuyacağını göreceksiniz. “Ölene düşmanlık” olmayacağını, Kürdistan tarihi zaten Kürt halkına öğretmiştir. Dağlarda vurulan bir askerin başına basan, kulağını kesen, bunu nişanlısına hediye diye gönderen tek bir gerillaya bu dünya şahit olmadı.

Kürt insanı, inançlıdır. “Allah Teâlâ'nın huzuruna gelen şehitlerin birbirini öldürdüğüne bakmadan onları günahsız sayar. Allah’ın günahsız saydığını günahkar sayanı Allah sevmez” şeklinde düşünür. En acımasız, yaşarken ve savaşırken en günahkar olan asker, Kürt halkına göre artık günahlarından arınmıştır. “Allah affedendir, o her şeyi, askerin de gerillanın da birbirini neden öldürdüğünü bilir. Haklıyı haksızı ayırt eder, haklının komutanını cennetine, haksızın devlet adamını cehennemine gönderir” diye inanır. Kalbi temiz, vicdanı huzurludur.

Nasıl birlikte yaşayacaktır?

Kürt'ün şehidine “terörist” diyen, Kürt annesi ile nasıl barışacaktır, nasıl bir arada yaşayacaktır?

Masada devlet ile Hareket oturmakta. Alacakları sonuç devlet ile Hareket arasındaki savaşı sonlandırmaktır. Savaşın sebeplerini “yasalarla” ortadan kaldırmaktır ama en iyi, en demokratik yasalar bile arasına kan giren toplumları barıştırmaya yetmez. Kadınların başlarındaki incecik, bembeyaz tülbentlerini devlet ile Hareket'in arasına atmaları araya giren kanı ve düşmanlığı sona erdirir. Kadının tülbenti bütün yasalardan güçlüdür. Kadın, tüm tarih boyunca barışın biricik yapıcısıdır. Gözünden akan yaş, savaş ateşlerini söndürmüştür.

Kışkırtmaktan vazgeçin

“Barışı toplumsallaştırmaktan” söz etmek de yetmez. Önce şehit annesi Türkler ve Kürtler bir araya gelmelidir. Hareket yıllardır bu buluşma için çırpınıyor. Devlet de çırpınmalıdır. Şehit asker ailelerini taziye çadırlarındaki annelere karşı kışkırtmaktan vazgeçmelidir. Kendi ölüsüne “şehit”, Kürt'ün ölüsüne “terörist” demeyi, “günah” saymalıdır. Birbirinin “ölüsüne” sahip çıkmayan bir toplum, birbirinin “dirisine” sahip çıkar mı?

Barış ve Demokratik Toplum, masa başında hukuki adımları atar, bu başlangıçtır, kalıcı barış ve demokratik toplum, kabristanlarda Türk'ün Kürt şehidine, Kürt'ün Türk şehidine dua okumaya başladığı gün gerçekleşir.

Barış, düşmanlaştırılmış halkların “helalleşmesidir.”

Yaşananları, bir daha yaşanmasın diye unutmamak kaydıyla.