Mehmet Atak'ın, tasarladığı ve yönettiği 'Merheba' oyunu seyirci karşısına çıktı. Atak, 'Merheba' oyunuyla antimilitarist bir çalışma yürütmeye çalıştığını söylerken, ilk kez alternatif bir tiyatroda çalıştığını; bunun da öğretici olduğunu belirtti. 'Merheba'da metaforların kurulduğunu ancak naturaliste yakın, zamanları çakışmayan iki hikayenin olduğunu ifade ederken, "Rüyalarınızda başka diller konuşabilirsiniz ama rüyanın temeli hep anadilinizdir" diyen Atak, "Ama hiçbir anadilde masum değil" diye ekledi.Yönetmen Mehmet Atak, 'Merheba'yı anlattı...
 
Antimilitarist bir çalışma

Yönetmen Mehmet Atak, antimilitarist bir çalışma yürütmeye özen gösterdiğine değinirken, "Herkesin alanlarının sorumluluğunu alacağı ama hiyerarşik, emir-komutanın işlemeyeceği bir çalışma yapısı. Ama militarizmi öyle damarlarımıza kadar işletmişler ki, sapmalar oldu, sadece konjonktürel erk sahibi değil her unsurun antimilitarist idrakına teyakkuz etmesi gerekiyor sanırım. Bunun işlemediğini gördüğüm anlar en üzüldüğüm anlardır" diye ekledi.
İlk kez alternatif bir tiyatroda çalıştığını; bunun da öğretici olduğunu belirten Atak, şartları bildiği için kendisine göre minimal bir konsept kurmaya çalıştığını söyledi.
 
'Rüyanın temeli hep anadildir'

Oyunun gerçek hayatla ilişkisine değinen Atak, 'Merheba'da metaforların kurulduğunu ancak naturaliste yakın, zamanları çakışmayan iki hikayenin olduğunu ifade ederken şöyle diyor: "Göçle İstanbul'a gelmiş, asimile edilmiş ama bir gettoda ataerkiyle kıskaca alınmış bir Kürt kızı, yasaklanmış, unutturulmaya çalışılmış anadilinin ekseninde bir kimlik arayışına çıkar. Rüyalarınızda başka diller konuşabilirsiniz ama rüyanın temeli hep anadilinizdir. Bu arayışta son derece gerçekçi çevre de betimlenir. Ama arayış bir noktada durmaz, o da iç acı verir. Bir de dış faktör vardır ehlileştirmediklerini hapseden, yine ehlileştiremezse tımarhaneye tıkan, yine ehlileştiremezse mezara gönderen. "
Anadillerini konuştukları için hapsedilen, işkence gören, hatta öldürülen yüzbinlerce insandan söz ettiği sırada, "Ama hiçbir anadil de masum değil" diye ekleyen Atak, dayanağını sorduğumuzda şu yanıtı veriyor: "Oyunda buna da değiniyoruz ve belki bu ulusalcı Kürt seyirciyi rahatsız edecek. Ama bu müstakbel rahatsızlık beni rahatsız etmiyor, aksine abartı payıyla Şems gibi hissettiriyor. Yerleşik algıya, ezbere çomak sokmak. Tüm anadiller bir kimlik olarak merkez oluşturarak diğerlerini bir tarz ötekileştirir. Ama bu ötekileştirme sadece diğer anadilleri konuşanlara karşı değildir; her anadil kendi içinde de fena halde ötekileştirici, 'baba'dır. Deneye sınaya erkek egemenin bekası için özenle inşa edilmiş ve edilmeye devam etmektedir. Her dil ciddi biçimde ataerkil bir ötekileştirme taşır. Oyundaki bir kadın repliğinde 'Anadilimdeki küfürleri dudağımın kenarından tükürsem' der."
 
Oyunun hazırlanma aşaması

Mehmet Atak, Destar Tiyatro'nun, ilk seyrettiği, "Reje Şewe", "Disko: 4 No", "Gor" gibi oyunlarıyla kendisini etkilediğine vurgu yaparak, oyunun hazırlanma aşamasına ilişkin şunları anlattı: ‘’Destar Tiyatro'nun iki ortağından Berfin'i 'TMK Mağduru Çocuklar için Adalet Çağrıcıları' mücadelesi döneminden tanıyordum. Berfin farklı yerlerden TBMM'ye getirdiğimiz hapsedilmiş çocukların annelerine tercümanlık yapmış, yine duruma dikkat çekmek için Nedim Saban ve Kerem Kurdoğlu'nun sahneye koyduğu okuma tiyatrosunda Kenan Işık, Halil Ergün, Ayşenil Şamlıoğlu, Sumru Yavrucuk, Ayça Damgacı'yla beraber Berfin ve ben de rol almıştık.
Yaz başı, Berfin ve Mirza (Metin) bir proje konuşmak için geldiler. Mirza bir konsept yapmıştı, Galisyalı yazar Sechu Sende'nin 'Rüyalarımda Bile Dilimi Kaybetmeyeceğim' kitabındaki öyküleri ayrı yerlerden gelen beş genç oyun yazarına dağıtmış ve bu beşlemenin birini de benim sahneye koymamı istiyorlardı. Başta Kürtçe zannedip 'olmaz' dedim, 'TMK Mağduru Çocuklar dönemi'nde Kürdistan'da çocukların ailelerinde kalmış ve çatpat günlük bir Kürtçe öğrenmiştim, ama devam etmeyince onu bile unutmuştum. Oyunlarının Türkçe olduğunu, Kürtçe bölümler olursa bir dil coach'u bulacakları sözünü alınca 'olur' dedim. Beni en çok etkileyen Derem Çıray'ın yazdığı "Merheba" olabilir dediğimdi.  Ayşenil (Şamlıoğlu), Özen (Yula) ve Orhan (Alkaya) istedikleri metinleri almıştı ve benim asıl istediğim Orhan'daydı, biraz mecburiyetten "Merheba"yı aldım. Aslı (Öngören) İstanbul dışında olduğu için beşinci de ona kalmıştı,  sonunda beşleme dörtlemeye dönüşüp o metin projeden çıktı. Özen projeden ayrılmak zorunda kalınca, Aslı projeye tekrar dahil oldu."
"Suzan (Kardeş), Güler (Kazmacı), Marta (Montevecci) gönüllü ekibe dahil oldu. Beni mutlu eden şeylerin biri Ahmet'i (Aslan) tanımak oldu. Kurmancî çevirileri Kawa (Nemir) yaptı, gönüllü. Oyunda  üç baskın dil Türkçe, Kürtçe ve Galisyanca. Berfin Kürtçe, Alicia Beatriz López Gallego de Galisyanca ses oyuncusu olarak yer aldı."
 
'Kenan için dua olmasını diledim'

"Son bir şey söyleyeyim, benim için önemli... Merheba'ya başlama kararı aldığımızda Kenan (Işık) kaza geçirmişti, hala mevcut algımızla iletişim kuramadığımız bir noktada. Ben başladığım günden itibaren, hiç kaybetmeden 'Merheba'nın Kenan için meşrebimce bir dua olmasını diledim."


ALİ BARIŞ KURT/ANF/İSTANBUL