Tekrar edelim: AKP propaganda aygıtı ve onu yönetenlerin tümü, devleti AKP adına yönetenlerin hepsi, Mustafa Kemal'in pek de 'inanmadan' söylediği "Türk milleti zekidir" formülünü ters yüz ederek "Türk milleti ahmaktır" haline getirmiş.
Elbette Türk milleti ne "zekidir", ne de "ahmaktır". Her millet gibidir. Cins cinstir. Bu milletin içinde kendi milletine "ahmak" muamelesi yapan cin fikirliler de vardır.
Örnek mi istiyorsunuz? Zamanınıza acımıyorsanız, Akif Beki'nin Hürriyet'e sızdırdığı yazısını okuyun. Ahmaklara hitap ediyor. Baraj kalkarsa 90'ların koalisyon dönemine dönermişiz.
Ahmak yerine konan milletin içinde yer alan eski Milli Görüşçüler, birbirlerine "bu utanmazlıktır" diye konuşuyorlar. Çünkü onlar, bu yüzde on barajının bundan yaklaşık çeyrek asır önce, 1980 darbesini yapan cunta tarafından, Milli Görüşçü partilerin ve Kürt hareketinin meclise girmesini önlemek için Anayasa'ya yerleştirildiğini biliyorlar.
"O koalisyon dönemlerinde de yüzde on barajı vardı, bizi ahmak yerine koymayın" diyorlar.
Demek ki, yüzde on barajı "koalisyonsuz tek parti hükümetleri" için bir garanti değil. AKP'nin oyları hızla erimekte, bu seçimde olmazsa, gelecek seçimde "koalisyon" dönemi yeniden başlayabilir. Bunu yüzde on barajı önleyemez.
Ne yapacaksınız?
"Koalisyon olmaması" için barajı yüzde yirmiye mi yükselteceksiniz?
O da çare olmazsa, yüzde otuzluk bir baraj mı icat edeceksiniz? Nereye kadar?
"İstikrar için baraj lazım" demek, bu ülkede "istikrar" için en iyi rejim, "yüzde yüzlük baraj" rejimidir; diktatörlüktür demeye benzer. Böyle bir rejimde ne "koalisyon" olur, ne "istikrar" bozulur?
Ama hayır... Son hüküm yanlıştır. Barajlı sistem, ister yüzde on barajlı olsun, ister yüzde yüz barajlı olsun, "istikrar" denen "pis suyun durgunluğunu" garanti altına alamaz.
İçinde demokrasiyi ve halkların özgürlüğünü enfekte edip boğan bu "istikrar" denilen "pis baraj suyu" vakti saati gelince öyle bir çalkalanır, öyle bir dalgalanır, öyle bir coşar, kabına sığmaz olup, ortalığı sele verir ki, onun önünde en kabadayı devletler bile duramaz, yıkılır, tarihin çöplüğüne doğru sürüklenir, gider. Sular durulduğu zaman da bir bakmışınız, o pis su arınmış, temizlenmiş, pırıl pırıl olmuş, şeffaflaşıp, ta en dibindeki rengarenk balıkları ve envai çeşit çakıl taşları görmeyen gözlere bile gösteren bir "demokrasi denizine" dönüşmüş...
Bu öyle bir deniz olur ki, vaktiyle onu "yüzde on barajlarıyla" kirletenlerin "atıkları" bin bir anaforla, dip akıntısı, üst cereyanıyla yok olur gider, deniz-derya demek, "kendi kendini temizlemek" demektir... Demokrasi "kendi pisliğini kendisi temizleyen" rejime denir.
Böyle bir rejim sanılandan yakındır. HDP'nin "yüzde on barajlı pis suya", öyle "tek tek" bağımsızlar olarak atlamak yerine, muazzam bir kütle gibi "parti" halinde atlamasıyla o "pis durgunluk" bir "tsunami" etkisiyle kabından taşacak...
Ne demişti Orhan Veli vaktiyle?
"Ne duruyorsun be at kendini denize
Geride bekleyenin varmış aldırma
Görmüyor musun her yanda hürriyet
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol
Git gidebildiğin yere"...
Aktüel manası da şöyle: Ya barajı aşamazsak, ya "vekil olamazsak" diye düşünme... Çık Ağrı'nın zirvesini, at kendini denize..."Geride elden gidecek vekillik varmış, aldırma...
Görmüyor musun, her yer Gezi, her yer Rojava, her yer direniş, Eruh ol, Lice ol, Kobanê ol, 6-8 Ekim ol, Fatsa ol, Deniz ol Mahir ol, İbo ol, dağ ol, ova ol, ada ol... Özgürlük ol... Git gidebildiğin yere... Yolun açık olsun HDP...
Ve sen, "Türk ahmaktır" diyen: Barajın kalkmasından korkma, HDP'nin barajı hem aşmasından ve hem de aşamamasından kork...