- Ailesi ölüm kamplarında can veren, kendi yolu da çalışma ve toplama kamplarından geçen şair Paul Celan, 1970 yılının 20 Nisan’ında kendini Paris’in Seine nehrine atarak yaşamına son verdi. Belki birkaç gün önce, belki birkaç gün sonra bırakmıştı kendini nehrin derinliklerine…
Alman dilinin en güçlü şairlerinden biri olarak kabul edilen Paul Celan (Paul Antschel), 23 Kasım günü Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Romanya’nın (şimdi Ukrayna) Czernowitz kentinde doğdu. Aile içerisinde konuşulan dil, Almancaydı. Sonradan bu dilin yani ailesini öldüren ve kendisine eziyet verenlerin dili olan Almancanın, en iyi şairlerinden biri olacaktı.
1938 yılında Czernowitz’de liseyi bitirdikten sonra, Fransa’nın Tours kentinde tıp öğrenimine başladı. Eğitimini yarıda bırakarak Czernowitz’e döndü ve Roman dilleri öğrenimine başladı. 1940 yılında Czernowitz, Sovyetler’in yönetimi altına girdi. Bir yıl sonra Alman ve Rumen birlikleri, Czernowitz’i işgal etti. Aynı yıl içinde Yahudiler için bir getto kuruldu. Bir yıl sonra Paul Celan’ın annesiyle babası, ölüm kamplarına gönderildi.
Czernowitz’den kaçan Celan, Romanya’da bir çalışma kampına yerleştirildi. 1944 ilkbaharında tekrar Czernowitz’e döndü; aynı yılın sonbaharında öğrenimine yeniden başladı. Üç yıl sonra Romanya’da çıkan “Agora” adlı dergide şiirleri ilk kez yayımlanan Paul Celan, aynı yılın aralık ayında Viyana’ya göç etti. 1948 Temmuz’unda Paris’e giderek, Alman Dili ve Edebiyatı ile dilbilim dallarında öğrenim görmeye başladı. 1950 yılında lisans öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’te, Ecole Normale Supérieure’de öğretim üyesi oldu. Yazar ve çevirmen olarak da çalışmayı sürdürdü. İki yıl sonra 'Mohn und Gedächtnis' (Gelincik ve Anılar) adlı şiir kitabı, Stuttgart’da yayımlandı.
Her şeye karşın yitirilmeden kaldı
1958 yılında 'Bremen Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Paul Celan’ın, Bremen Edebiyat Ödülü’nün kendisine verilişi dolayısıyla, 1958 yılında yaptığı konuşmadan bir kesit şöyleydi:
''Onca yitirilen arasında erişilebilir, yakında ve yitirilmeden kalan ise hep bir tek şey oldu: Dil. Evet, o, yani dil, her şeye karşın yitirilmeden kaldı. Ama kendi yanıtsızlıklarıyla, korkunç bir suskunlukla, öldürücü konuşmaların binlerce karanlığıyla çarpışmak zorunluluğuyla karşılaştı. Bütün bu badirelerin içinden geçti ve olup bitenler için sözcük harcamadı; fakat bütün bunları yaşadı. Yaşadı ve ondan sonra, bütün bunlarla ‘zenginleşmiş’ olarak, yeniden günışığına çıkmasına izin verildi.'' (Kavram Yayınları, Paul Celan-Bütün Şiilerinden Seçmeler, Ahmet Cemal, 1995)
Şiir yazmaya devam etti
İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden hemen sonra da şiirler yazmaya devam etti. Adorno’nun 1951 yılında yayımlanan kitabında geçen ve onun en çok alıntılanan cümlelerinden biri hâline gelen "Auschwitz’den sonra şiir yazmak barbarlıktır" sözüne rağmen şiir yazmayı bırakmadı.
Kendini nehre atarak yaşamına son verdi
1960 yılında Almanca edebiyat çevresinin en önemli ödüllerinden sayılan Georg Büchner Ödülü, Paul Celan’a verildi. 1964 yılında ise Almanya’nın Nordrhein-Westfalen Eyaleti Büyük Sanat Ödülü’ne layık görüldü.
Hayatına şiirle birlikte birçok acı sığdıran şair Paul Celan, 1970 yılının 20 Nisan’ında kendini Paris’in Seine nehrine atarak yaşamına son verdi. Tam hangi gün intihar etttiği bilinmese de 20 Nisan’da anılır Paul Celan. Belki birkaç gün önce belki birkaç gün sonra bırakmıştı kendini nehrin derinliklerine…
İnsanın iliğine kemiğine işleyen bir şiir
1948 yılında en çok bilinen 'Todesfuge' ( Ölümün Fügü) şiirinin yer aldığı kitabı 'Der Sand aus den Urnen' (Küplerden Alınan Kum) yayımlanır ve bu şiiri büyük bir üne kavuşur. Şiirinde geçen 'Der Tod ist ein Meister aus Deutschland' (Ölüm Almanya’dan gelen bir ustadır) sözü Nazi dönemini ifade eden en çarpıcı sözlerden biri oldu. Almancada neredeyse bir deyim hâline gelen bu söz günümüzde de politik etkinliklerde, pankartlarda yer bulur kendine. Paul Celan'ınki dahil birçok Almanca kitabı Türkçeye çeviren Ahmet Cemal, Celan’ın bu şiiri için şunları yazar: ''İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden hemen sonra, 'böyle bir kıyımın ardından artık şiir yazılamaz', sözüne karşı Celan, 'Ölüm Fügü'nü kaleme almakla bu yöndeki umarsızlığına bir anlamda son vermişti.
Ailesi ölüm kamplarında can veren, kendi yolu da çalışma ve toplama kamplarından geçen Celan, sözcüklerin dünyasında ikinci seçeneği, yani yeni bir gerçekçiliği, bütün süslemelerden uzak, insanın iliğine kemiğine işleyen bir şiiri yeğledi.’’
KÜLTÜR SERVİSİ