Ankete katılanların ilgi alanlarına bakıldığında son derece sınırlı olduğu görülüyor. ‘En sevdiğim şey televizyon’ diyenlerin oranı yüzde 84. bunun da yüzde 77 si dizilerle ilgili. Sadece bu oranlar bile ahvalimizi anlatmaya, TV'nin ve buna dayalı popüler kültürün ne kadar içimize sindiğini göstermeye yeterli olabiliyor. Diğer tüm verileri de önemli ölçüde etkilediği için belki en çok da bu konu üzerinde yoğunlaşmak gerekiyor.
***
Bu alanda bir araştırmacı olan Spencer Bennet şöyle demektedir; "Kimliğimiz toplumsal rollerimize göre oluştuğu için, bugün kişi olarak kendimizi giderek daha bir anonimleşme içinde bulmakta, bunu önleyebilmek için sahip olduğumuz nesnelere bakarak kendimizi kimlik edinmeye çalışmaktayız. Bulduğumuz bu kimliği satın aldığımız üretim mamullerine duyduğumuz saygı sayesinde kazanabilmekteyiz."
Türkiye'de kültürün egemen ideolojiler tarafından güdümlendirildiği, buna karşı duran muhalif öğelerin edilginleştirildiği bilinen bir gerçektir. Adına popüler kültür ya da kitle kültürü denen yozlaştırıcı ve benzeştirdiği kültür artık eğlence sanayisinin bir kolu haline gelmiş durumda. Buradaki ideolojik işlev, gerçek yaşamdan kopmuş, kendine ve dünyasına yabancılaşmış yığınlar oluşturmak ve onları istediği biçimde yönlendirmek ve yönetmek olmuştur hep.
***
Türkiye’de haber dilinin fazlasıyla aktüel hatta magazinsel bir şekilde kurulması; tüm siyaseti kirletiyor, gerçek meseleler görmezliğe geliniyor, çakma gündemler oluşturuluyor. Bu sayede haberlerinin nesnelliği yok edilip kurgulanan ve gerçeğin yalnızca gösterilmek istenen yanına tanıklık etme durumuna getiriliyor.
Yozlaşma ve değer yitimi sanat, edebiyat alanında da bütün hızıyla sürüyor. Günden güne yüzeyselleşen toplum zaten az olan sanata olan ilgiyi zaman israfı sanıyor. Toplum şiir ihtiyacını piyasa şarkı sözleriyle, öykü ya da roman ihtiyacını estetik değerlerden yoksun dizilerde gidermeye çalışıyor.
Sanat yapıtının metalaştırılması, okurun bir tüketiciye dönüştürülmesiyle mümkün olacağından; sistemin, düşünen ve yargılayabilen gerçek okur yerine, magazinel sığlığına müşteri yetiştirmesi gerekiyor. Etik kavramından nasibini almamış yazar-çizerler de medyanın elinde magazin gereci, konu mankeni haline geliyor.
Özetle; Medya, politikadan tutun da sosyal davranışlarımıza, beğenilerimize, kültürel anlayışımıza kadar her şeyimizi etkiliyor artık. Kötü huylu habis hücrelerinin vücudun tüm organlarına sıçraması gibi yaşamın tüm alanlarına yayılmış durumda.