- Yeni dönemin başarısı, silahların susmasının ötesinde demokratik çözüm için atılacak somut adımlara bağlı. Çözüm umudunun güçlendiği bu süreçte, gecikme hem güveni zedeliyor hem de provokasyon riskini artırıyor.
SUAT BOZKUŞ
Cumhuriyetin 100. Yılı bir hayli abartmalı ve şatafatlı törenlerle, hamasi nutuklarla kutlanırken biz çok uyardık. İkinci yüzyıl böyle devam edemez, geçmiş yüzyılı tekrar edemeyiz, sürdüremeyiz. Birinci yüzyıldan dersler çıkartılmalı ve yeni yüzyıla bu derslerin ışığında girilmelidir dedik. Egemen vesayetçi zihniyet ise bir beka sorunu var deyip sorunların çözümünü ertelemeye ve tozları temizlemek yerine halının altına süpürmeye devam etti. Ama artık çöpler saklanamaz hale geldi.
Sonuçta, Öcalan’ın “Barış ve demokratik toplum çağrısı”yla yeni bir çözüm süreci gündeme geldi. Şu açık ki, o günden beri çatışmalar büyük ölçüde durmuş ve toplumun her kesiminde demokratik çözüm umudu canlanıp konuşulur ve tartışılır hale gelmiştir. Yani silahlar susmuştur. Ama siyaset tam konuşur hale gelmemiştir. Bunun önündeki en büyük engel de, Öcalan üzerinde var olan kısıtlamaların sürmesi olmaktadır. Bu durum da, uzun süre böyle sürüncemede kalamaz. Çünkü bu durum halkın güvenini sarsmakta, umudunu kırmaktadır. Çözüm ve süreç karşıtlarının dört koldan süren saldırılarına rağmen süren mücadelede her gecikme yeni sorunlar yaratabilir ve çözüm karşıtlarını azdırabilir. Onları saldırı ve provokasyonlar için cesaretlendirebilir.
Daralan zaman dilimi içinde vakit kaybetmeden çözüm adımları atılmalıdır. Bu aşamada tek yanlı gelişmeler yetersizdir. Çok vurgulandığı gibi tek kanatlı kuş uçamaz. Bu aşamada her şeyi devletten beklemek ne kadar yanlışsa devletin kendisini bir engel haline getirmesi ve gerekli adımları atmaması da o kadar yanlıştır. Barıştan, demokrasiden ve siyasi çözümden yana olan tüm güçlerin de tereddütsüz olarak kendisini ortaya koyması olmazsa olmaz bir şarttır.
TC devleti, NATO desteğiyle bir bölge gücü olup Kürtleri bastırmak istiyordu. Bu amaçla bölgeye ve özellikle Kürdistan’a bütün gücüyle yüklendi. Ancak bu politika Kürdistan halkının tarihi direnişi ve değişen dünya şartlarında bozguna uğradı. Ondan sonra halklarla savaş yerine halklarla uzlaşarak çözüm politikası ağırlık kazanıyor. Doğru olan ve halkların çıkarına olan barışçı çözümlere olanak tanıyan yol da budur. Bu durumda devletin geleneksel yapılanmasının değişmesi de kaçınılmazdır. Bu değişimin nasıl ve nereye kadar olacağının sınırları da mücadele belirlenecektir.
Bölgede ve Türkiye’de değişim rüzgarları her yeri sarmıştır. CHP’deki hızlı değişim de bununla bağlantılıdır. İktidar kendisini garantiye alabilmek için CHP’yi kontrol altına almayı hedeflemiş ve “mutlak butlan” ile CHP felç edilmiştir. Özgür Özel ve arkadaşları yeni bir parti ile ortaya çıkarsa toplumdan ne kadar destek bulur bilemeyiz. Bu konudaki çeşitli iddialar şimdilik sadece spekülasyon olmaktan öte gitmiyor. Özel ve yeni partisi çözüm yolunda olumlu tavır koyarsa halktan destek bulur, gelişme şansı olabilir. Ama geleneksel inkarcılığın pençesinde kalırsa halka bir faydası olmaz. Ama her iki durumda da bölünmüş muhalefetin ilk seçimlerde fazla bir şansı olmaz. İktidarın derdi ise şimdilik ilk seçimleri kurtarmaktır. Bu da mümkün ve muhtemel görünüyor. İktidar ve devlet Özel’in değişim politikalarından ürkmüş ve onu durdurmak amacıyla CHP’nin başından uzaklaştırmıştır. Şimdilik başarılı da görünüyorlar.
İktidar iç ve dış ilişkilerini restore ederek ayakta kalmaya çalışırken, muhalefet neye nasıl muhalefet edeceğine karar verebilmiş değil. Bu durumu bir an önce açığa kavuşturmalı ve politika geliştirmeliler. Yoksa politikada bir ağırlıkları kalmaz.
Silahlar sustuğuna göre siyaset daha çok konuşacak demektir. Bu da her halükarda olumlu bir gelişmedir. Bütün siyasi yapılar artık barışçı çözüm için konuşmalıdır.