• Ekoloji ilkesi, yurtseverliğin de kaynağıdır. Doğaya değer verenler, doğanın sesini duyanlar, insanın sesini de duyar; insana da değer verir.

NURETTİN DEMİRTAŞ

“Ji bo çi?” ya da “çima?”, “neden” demektir. Bunların kısaltılmış hali olarak “bo?” denilebiliyor. Kürtçenin en kısa ama en güzel kelimelerinden biri…

Her dilin bir ruhu vardır ama bu ruhu yükleyenler onu konuşanlardır. Yoksa öyle kendinden menkul bir ruh yoktur. Her kelime her ağızdan aynı şekilde çıkmadığı gibi her kulakta da aynı etkiyi yapmaz.

Bir gün bir köyün üstündeki patikadan geçiyorduk. Yaşlı bir ana, bahçesinden bize seslenip yemeğe davet etti. Uzaktan selam verip teşekkür ederek yolumuza devam ederken ardımızdan “bo?” diye seslendi. Öyle bir seslenişti ki tüm grup aniden durduk ve geri dönüp köye girdik. Bir çayını içip ayrıldık. Bu anıdan geriye o sesleniş ve torununa “Bêrîtan” adını vermiş olması kaldı.

Yemek davetini kabul etmediğimiz için nine ardımızdan “neden?” diye seslenmişti. İnsana normal gelebilir. Sadece bir karşılaşma-selamlaşma nezaketidir denilebilir. Bu tür davetlerle sıklıkla karşılaşırdık ama hiç bu kadar etkilenmemiştik. Çoğu zaman işimiz var deyip geçerdik. Ne var ki bu ananın sesi o kadar derin, o kadar yumuşak, o kadar içtendi ki ilahi bir seslenişe benziyordu. Kalınca bir "b" ve "o" harfiyle değil, kadifemsi ve hafifçe fısıldar gibiydi; bir kavalın ezgisi gibiydi. Dışa bırakılan değil, içe çekilen bir nefes gibiydi. Bir kelebeğin öpmesine benziyordu. Sevgiye, saygıya davet eden bir sesti. Bir oğulun anasını kırmaması gerektiğini anlatır gibiydi. Bir toprağın yağmurdan kaçmayacağını söyler gibiydi. Yoksul, emekçi halka sadakatli ve hürmetkar olmaya çağrı gibiydi. Bir yürek seslenişiydi ve hepimizin yüreğine dokunmuştu. Gitmesek ağlayacak gibiydi. Bir fidan kırılacak, bir dağ devrilecek, bir kent yıkılacak gibiydi. Bir ses, insanı ancak bu kadar kendine çekebilirdi…

Hiçbir abartı yok, sadece iki harflik bu tek kelimeyle köyün ninesi kalbimizi fethetmişti.

Herhangi bir yerde karşılaşan insanların formalite selamlaşmaları ayrıdır ama içten bir selamlaşma ayrıdır. Ses tonundan, duruştan, bakıştan anlaşılır.

Teknolojinin hızı, ruhun önüne geçip ilerlerken ardında büyük enkazlar ve onulmaz yaralar bırakıyor. Tüm dünya teknolojik ağlarla birbirine bağlandıkça tüm ruhlar evrensel bağlarından koparılıyor. Demokratik toplumun inşa süreci, kopan bağları onarmayı hedefliyor. Bu bağlar, sadece insanlar arasındaki bağlar şeklinde anlaşılırsa hiçbir yeniliğe yol açmaz. Onarıcı da olmaz. Toplumsal bağları güçlendirmek gerekiyor, evet ama ondan önce gelen bir ilke var insan için, insanlık için. Bu ilke, ekolojik olma ilkesi olup sosyalleşmenin de belirleyicisidir.

İnsan sosyal olmadan önce ekolojiktir!

Modern akıl, insanın insanlaşmasını doğadan kopuşla açıklar. Oysa doğadan kopan insan, büyük yabancılaşmanın başlangıç sembolüdür. Tüm egemenlik kültürü, bu sapkın akıldan kaynaklanmıştır. Bugün ekolojiye duyarsız yaklaşımların kaynağında da bu yanlış bilinç vardır.

İnsan eko-sosyal bir varlıktır. Tüm evrenle ilişkileri sayesinde insanlaşma gerçekleşmiştir. Reel sosyalizmin göz ardı ettiği ekoloji ilkesi, devletli-iktidarlı sosyalizm anlayışına yol açan dar ufuklu bakışın da temel sebebidir. Kadın özgürlüğünün de genel toplumsal özgürlüğün ardına atılması, yine bu yanlış bilinçle ilgilidir.

Ekolojik olunmadan sosyalist olunamaz. Doğanın dilinden anlamayan insanların birbirini anlaması da beklenemez. Ağacı kestiğimizde bize seslenir; suyu kirlettiğimizde haykırır ama biz duymayız. Doğadan kopmayı insanlaşmanın, medenileşmenin, aydınlanmanın şartı sayan aklın etkisiyle doğadan uzaklaşmışız da ondan duymayız.

Robotlar insanları taklit ediyor ve yakında insanlar da robotları taklit edecek. Yani doğadan kopan insanın varacağı en parlak gelecek, bir teneke çöplüğünden başka bir şey değildir. Böyle olmasın diye etik ilkeler aranıyor. Ekoloji ilkesi olmadan teknolojiye yaklaşımın etik ilkeleri belirlenemez.

Ekoloji ilkesi, yurtseverliğin de kaynağıdır. Yurtseverliği milliyetçilikle karıştıranlar ekolojik olamazlar. Yurt sevgileri de propagandadan başka bir şey değildir. Propaganda perdesinin arkasında ise maddi çıkarlar yatmaktadır.

Maddi çıkarlara bağlanmış olanların propagandaları nasıl oluyor da insanları etkileyebiliyor? İnsanın yüreğine dokunacak lafları tuzak olarak kullanmalarından olsa gerek. Farkında olmadan benzer tuzaklara düştüğümüz hiç olmamış mıdır? Olmuştur elbette fakat bunların farkına vardığımızda aşma gücünü de göstermişizdir. Eninde sonunda farkına varıyoruz, çünkü ekolojiye, toplumsallığa, kadın özgürlüğüne yol açmayan bir dil, eninde sonunda deşifre oluyor, tıpkı yalancının mumunun yatsıya kadar yanması gibi…

Kapitalizmin karanlığına karşı

Tüm dünyayı kendi karanlığında boğmaya çalışan kapitalizme karşı bir ışık yakmak, aslında bilinçten önce içten-yürekten geliyor, oradan başlıyor. Doğanın çocuğu olan insanın hafızası silinmemiştir. Işığı ilk yakan bu evrensel hafızadır. Tekelci kapitalizmin temsilcisi olanlar dışında her insanın içinde bu ışık yanmayı bekliyor; özgürce esen küçük bir rüzgâr yeter! İşte sevinçlerin-üzüntülerin kaynağı ve insanı insan yapan ekoloji ilkesi böyle bir şeydir.

Dünya Futbol Kupası'nda bile bu ilke kendini hissettirdi. Kupayı Trump’ın elinden alan hangi futbolcu sevindi ki? İki takımdan da kimse bundan heyecan duymadı, onurlanmadı, tam tersine hepsi isteksiz olduğunu hissettirdi. Bu arada kupayı en çok hak eden son maçtaki çabasıyla Arjantin kalecisiydi. Onca kurtarıştan sonra o tek golden dolayı ne kadar üzgün olduğu yüzüne yansıdı. Takımı iyi oynamamıştı. Takım oyununda herkesin rolü önemli.

Evrensel bağları anlatan ekoloji açısından insan sorumlu ve bilinçli yaşamıyla “takımdaki-toplumdaki” rolünü oynayabilir, yoksa meydan, dünyayı teneke çöplüğüne çevirenlere kalacaktır; unutmayalım ki onlar insanlara da çöp gözüyle bakıyor.

Doğaya değer verenler, doğanın sesini duyanlar insanın sesini de duyar; insana da değer verir. İç sesimiz ne diyor acaba? Kapitalizme karşı sosyalizm bizi yaşatacak, insanca yaşatacak tek yoldur! Bu ses insanlığın en eski sesidir. Her yerde haykırmıyorsak kendimize soralım ama o ninenin içtenliğiyle soralım: “Bo?”

Bu bilinçle nerede ekoloji eylemi varsa onlara ve direnişlerine selam olsun!