On binlerce Alevi Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya akıp “Laik, Demokratik Türkiye İçin Eşit Yurttaşlık” isterken, temel görevi laiklik, demokrasi ve eşit yurttaşlık talebine engel olmak olan Türk/İslamcı Diyanet İşleri Başkanı bakın nerede geziyor ve ne diyor? “Avrupa Türk İslam Birliği Köln ve Çevresi Hacı Bektaş-ı Veli Alevi Cemevi ve İslam Kültür Merkezleri Birliği”ni ziyaret etmiş. Lütufkar ziyaretlerinde “Alevilik İslam’ın yoludur. Buna hiçbir can hayır diyemez!” demiş. Aynı terane! Cümle sanki bir iltifatmış gibi. Ancak “…Cesaretiniz varsa hayır deyin!” mealinde tehdit içeren bir cümle. “Alevilik İslam’ın yoludur. Alevilik İslam içidir.” Tartışması bayatladı. Alevilerin kendilerini istediği gibi tarif etmesine, tanımlamasına engel olmak için yapılıyor bu sözde tartışma.
Alevi inancı tüm dinlere ve inançlara saygı temelinde yapılanmıştır. Alevi inancının kutsal metinlerine bakılırsa bu açıkça görülecektir. Farklı inançlara saygısı olmayanlar saygı ile kabulü, inanç olmak hasebiyle benzeşme ve özdeşleşmeyi karıştırıyorlar. Madem “Alevilik İslam’ın yoludur!” derdin ne o vakit. Bırak bu yol kendince aksın. Neden ikide bir bu teraneyi terennüm etme lüzumu duyuyorsun? Aslında “Yoludur, içidir” diye çırpınmanın nedeni “Yolu ve içi” olmayan bir inancı kendi aklınca “Yola getirmek ve içinde eritmekten” başka ne olabilir ki?... Kaldı ki “Yolu ve içi olsa” bundan sana ne? Aleviler yolunu nasıl yürüteceklerini senden mi öğrenecekler? Cumhuriyet tarihi boyunca ne zaman Aleviler inançlarına dair bir talepte bulunsalar hemen devreye Diyanet girdi. Yanına birkaç devşirme “Alevi” de alınca bu saltanat devam etti. Bin yıla yakındır bu döngü devam ediyor. Osmanlı’da Şeyhül İslamlık, cumhuriyette Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle Alevi inancı derdest edildi. Aleviler hakkında tüyler ürpertici fetvalar verildi.   
…Devamla “Cemevi ısrarla tartıştığımız husus” neden “Israrla tartışmaya” gerek duyuyorlar acaba? Alevilerin inancını ve ibadethanesini tartışmak derdi Diyanet İşleri Başkanı’nı bir hayli germiş görünüyor. Cemevini kendine o kadar dert etmiş ki “Cemevi ve cami üzerinden bizim ayrılmamamız lazım!” diyor. Bu kaygı niye ki?... Ayrıca böyle bir birlik var mı ki “Ayrılık” olsun?
Değerli(!) “Basın” haberi şu şekilde sürdürüyor. “Konuşmasında Madımak Oteli yangınına da değinen (Sanki Madımak Oteli kendiliğinden yanmış!) Görmez, Aklı başında, kalbinde vicdan taşıyan hiçbir varlık, bu hadiselerde yanlışlık olmadı diyemez!” hızını alamayan Başkan, “Yanlışların çift taraflı olduğunu” söylemiş. İsmi ile müsemma “Görmez!” Madımak katliamını “Yanlışlık” diye ifade etmek akıl ve vicdan karı mıdır? Peki nasıl oluyor da “Yanlışlar çift taraflı” oluyor? Başkan Bey katliama “Yanlışlık” diyor ya, “Yanlışlar çift taraflı oldu.” derken Alevileri de katliam yapmakla suçluyor gibi! Hangi Alevi topluluğu insan yakmıştır? Aleviler ne zaman bir inanca hakaret etmiştir?...
Hep yazdım, yine yazıyorum; bu efendi köle ilişkisidir. Alevilere yapılan hakaret ve saldırılarda Diyanet İşleri Başkanlığı taraf olmuştur. Çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı Türk/İslamcı devletin ideolojik örgütlenme aracıdır. Sadece AKP iktidarında değil, Cumhuriyet tarihi boyunca her iktidar döneminde bu böyle olmuştur. Asya, Afrika ülkelerinde “Misyonerlik” görevi yürüten Diyanet İşleri Başkanlığına göre Avrupa Türk/İslamcılık için “Çok önemli bir sahadır!” “Avrupa Türk İslam Birliği Köln ve Çevresi Hacı Bektaş-ı Veli Alevi Cemevi ve İslam Kültür Merkezleri Birliği” adı bile karma karışık olan bu kurum tam da Diyanetin Türk/İslamcı ideolojisine göredir. Her derde deva Diyanet İşleri Başkanlığı “Yeri geldiğinde” başbakanlığın, dış işleri bakanlığının, kültür bakanlığının… görevini açıkça yürütebilmektedir. Zaten kuruluş amacı da budur. Her başı sıkışan devlet yetkilisinin fetvalarına başvurduğu DİB, dipsiz kuyu gibi, sonu yok!
Ve dikkat edilirse son zamanlarda Diyanet Başkanı’nın cemevlerine ulvi ziyaretleri rutin bir hal aldı. Ziyaretlerle de yetinmeyen Başkan “Gönül okşayıcı“ demeçlerini esirgemiyor! Alevilerin hak talebi ve mücadelesi yükseldikçe Başkanın tavrında bir mülayimlik hakim oluyor. Milli Güvenlik Siyaset Belgelerinde, devlet içi gizli yazışmalarda, istihbarat raporlarında “Potansiyel suçlu” gösterilen Aleviler Diyanet Başkanının lütuflarına mazhar oluyor!!! İşte tam da bu lütuf ve ihsan asimilasyon politikasının ta kendisidir. Yüz yıllardır baskı, zulüm, sürgün, katliam ve soykırım yoluyla tüketilemeyen Aleviliğin lütuf ve ihsan ile yok edilmesi amaçlanıyor.