
Zeren ile öykülerini konuştuk. Zeren, Siverekli olduğunu söyleyerek başladığı konuşmasını şöyle sürdürüyor: "Geniş, kıraç, bereketli, sert düz ovanın kara taşlarından biriyim. Siverek, kara taşlarıyla meşhurdur; Karacadağ'ın bütün ovaya püskürttüğü kara taşlar... Buranın her insanı da bu kara taşlar gibidir.
Okuma yazma tutkusunu, Siverek'te edindim. Şiiri ve öyküyü bu şehirde sevdim. Sonra Adana. Okumak için gittiğim bu şehir de birçok yanıyla Siverek'e benzer. En azından ben benzetirim. Bu şehirde yaşadığım kısa ama dolu, hızlı ama dokunaklı, akıllı ama bir o kadar deli dolu geçen bir iki senenin öğrettikleri ve kazandırdıklarıyla ilk yazma deneyimlerime de giriştim. Sonra uzun bir süre topraktan koparıldım: Hapishane yılları. Bu yıllar ağırlıklı olarak okuyarak ve yazarak geçti. Ciddi, sürekli ve üretime dönük okumalarımı ve yazma işini burada yürüttüm."
Yasak Kitap'la öyküye adım atan yazar, "Bu adımı nasıl attığım, doğru mu yanlış mı yürüdüğüm elbette okur tepkileri ile açığa çıkacak" diyor.
'Öykü edebiyatın gerillasıdır'
"Kısa öykü deyim yerindeyse edebiyatın gerillasıdır. Gösterir gibi yapar, sonra vurup kaçar" diyen Zeren, kitaptaki öyküleri ise şöyle anlatıyor: "Toplam yirmi beş öykü var. Bu öykülerden bazıları dergilerle yayımlandı. Bir iki tanesi bazı yarışmalardan ödül aldı. İçerde yazılanlar da var; ama çoğunlukla dışarıda yazılan öyküler. Kitapta, toplumun görmediği, bilmediği, anlamadığı insanları en insan yanlarıyla anlatmaya çalıştım. Bilinmeyeni bilmek, görünmeyeni görmek ve anlatmak amacındayım."
'Gerilla yeterince konu edilmiyor'
Zeren'in edebiyatın işlediği karakterlerle ilgili bir de eleştirisi var. Gerilla gerçekliğinin edebiyata yeterli ve doğru biçimde dahil edilmediğini düşünüyor ve şunları söylüyor: "Bu topraklardan Sinan Cemgillerden, İbrahim Kaypakkayalardan bu yana gerillacılık var. Kürt Özgürlük Hareketi'yle kitleselleşen, derinleşip yaygınlaşan bir gerillacılık. Kahramanlıkları, zaferleri ve yenilgileri, toplumsal değişimdeki önemli rolleri edebiyata yeterince konu edinilmemiş bir gerçeklik. Neredeyse folklorik bir öğe olmuş durumda. Yıllardır halkla içiçe ve kendi kültürünü, yaşam tarzını, alışkanlıklarını, türkülerini, oyunlarını, deyişlerini yaratmış, bize çok uzak ve bir o kadar yakın bir gerçeklik."
'İnsandan kopmak günümüzün talihsizliği'
Öykülerinde "ötekileri" konu ettiğini belirten Zeren, bunun gerekçesini ise şöyle açıklıyor: "Eğer bu ülkenin edebiyatçıları onları yazmış olsaydı, edebiyatın toplumsal değişimdeki rolüne uygun yazılmış olunsaydı, toplumsal algıdaki gerilik, düşmanlaşma bu düzeyde olmazdı. Yalnız bu da değil. Gelir dağılımında absürdlüğe varan dengesizliğin olduğu, taşeronlaşma adına emek sömürüsünün, işçi katliamlarının bu kadar uçuk düzeylerde olduğu gerçeklikte, köylülerin savaş uçaklarıyla bombalandığı, bir babanın ölmüş çocuğunu sırtında taşımak zorunda bırakıldığı bir zamanda kişisel bunalımları yazmak ya da belirsizlik edebiyatı yapmak, insandan, olaydan kopmak günümüzün talihsizliğidir."
SUNA ALAN / LONDRA