Daha önce açıklandığı gibi; Rojava’da, Kuzey Suriye’de 1 Aralık günü, Kuzey Suriye Federasyonu; ilçe, belde ve kanton meclis seçimleri yapıldı. Seçimlere katılım oranı ise yüksek oldu. Kürtler, Araplar, Türkmenler, Asuriler-Süryaniler, Ermeniler vb. bu coğrafya da yaşayan tüm halklar sandıkların başına giderek hiçbir engelleme ve baskıyla karşılaşmadan oylarını kullandılar. yüzde 50 kadın, yüzde 50 erkek olmak üzere eşit temsiliyetin gerçekleşeceği seçimlere birçok çevre, siyasal gurup ve kişi yapmış oldukları başvurularla katıldılar. Seçimlerde kazanan ise şu ya da bu listede adı geçenlerden, bağımsız olarak katılanlardan daha çok, bu coğrafya da yaşayan halklar/insanlar oldu.
Henüz savaşın bitmediği koşullarda, insanların bir yandan yaşamlarını sürdürmek ve savunmak için savaştıkları bir ortam da; kendi kendilerini yönetmek için sandıkların başlarına giderek oylarını kullanmalarının, irade beyanlarında bulunmalarının anlamı ve verdikleri mesaj büyük olmuştur. Dünyanın birçok bölgesinde savaş içinde olmalarına rağmen birçok halkın yapmış oldukları seçimlerle gelecekleri hakkında karar verdiklerine, yine temsilcilerini seçtiklerine tanık olunmuştur. Ancak Suriye, böylesine ilk defa tanık olunmuştur. Hele hele Suriye’de normal koşullarda bile olmayan bir düzeyde demokratik ve özgür bir şekilde gerçekleşen bir seçime tanık olunmuştur. İsteyen bağımsız aday olarak, isteyen ise blok listeler haline seçime katılmışlardır. Kürdü, Arap’ı, Türkmen’i, Asuri-Süryanisi, Ermeni’si vb. aynı kendi kimlikleri ile aynı sandıklarda oylarını kullanmışlardır. Bir nevi Demokratik Ulus modelinin bir örneğini sergilemişlerdir.
Oysa Suriye’de bugüne kadar böyle bir şey gerçekleşmemişti. Araplar dışında hiç bir topluluk yine Baas ve onunla yakın ilişki içinde olanlar dışında hiçbir siyasal güç/parti kendi kimlikleri ile seçimlere katılmamışlardı. Suriye vatandaşı olan ve kimlik edinenler dışında, Kürtlerin kendi adına bırakalım seçimlere katılmalarını, oy kullanmalarını, söz söylemeye bile hakları yoktu. Bazılarına sosyal, ekonomik, kültürel ve inançsal olarak müsamahakar bir yaklaşım içerisinde olunsa da, diğer topluluklar içinde benzer bir durum söz konusu idi. Ama şimdi, herkes böyle bir yasak ve sınırlandırmaya maruz kalmamışlardır.
Her yönüyle insanlık değerleri adına, demokrasi adına Rojava’da, Kuzey Suriye’de başarılı bir sınav verilmiştir. Ama bu gerçekliğe rağmen, marjinal üstelik kendilerine de Kürt diyen bazı kesimlerin seçimlere katılmama yönünde tutum ve davranışlarına da tanık olunmuştur. Hatta bunlar tarafından aleyhte yapılan propagandalar bile söz konusu olmuştur. Ancak, bunlar ortaya çıkan seçim sonuçlarında da görüldüğü gibi hiç bir şekilde başarılı olamadıkları gibi, marjinallik sınırlarının bile gerisini düşmüşler ve tükenişlerinin ilanını gerçekleştirmişlerdir.
Artık bundan sonra Rojava ve Kuzey Suriye’de yaşayan halklar kararlaştırdıkları Kuzey Suriye Federasyonu olarak kendi yaşamlarını düzenleyecekler ve gelecekleri hakkında kararlarını vereceklerdir. Tabii bunlarla birlikte 1 Aralık’ta gerçekleşen Kuzey Suriye Federasyonu; ilçe, belde ve kanton seçimleri Suriye geneli ve Ortadoğu için de önemli bir anlam ifade etmiştir. Çünkü bu seçimler ulus-devletlerin, monarşik-aile iktidarlarının hüküm sürdüğü Ortadoğu’da, halkların kendi tercihlerini ifade etmiştir. Kadının eve hapsedildiği, erkeğin çok evliliğinin meşru olarak kabul edildiği, herkesin bırakalım oy kullanmayı, sıradan vatandaşlık haklarından bile yararlandırılmadığı despotik yönetimler karşısında kadın ve erkeğe yüzde 50 eşit temsiliyeti tanıyan bir yönetim gerçekliğinin her yönüyle tüm Ortadoğu için bundan farklı bir anlam ifade temsi de mümkün değildir.
Onun içindir ki, başta TC devleti olmak üzere sömürgeci ve faşist güçler Kuzey Suriye Federasyon seçimlerini engellemek için komplodan tutalım, tehdit, baskı ve askeri müdahale girişimlerinde bulunmaya kadar varan, her türlü çaba içerisine girmişlerdir. Bu temelde sömürgeci soykırımcı TC devleti Kasım ayının son günlerine doğru yapmış olduğu Milli Güvenlik Kurulu(MGK) toplantısında aldığı kararlarla açıkça tehditte bulunmuş ve ardından Rojava sınırlarına daha önce yapmış olduğu askeri yığınaklarını arttırmış ve Rojava Kürdistan’ında bulundurduğu işgalci güçlerine yeni takviyelerde bulunmuştur. İran ve Suriye rejimi ile bu konuda işbirliği arayışları içerisine girmiş, Rusya ve ABD’den onay almaya çalışmıştır.
Ancak buna rağmen, TC devletinin tehditleri bir kuru gürültü olmaktan öteye gidememiş ve 1 Aralık 2017 günü daha önce Kuzeye Suriye Federasyonu tarafından kararlaştırıldığı gibi; ilçe, belde ve kanton seçimleri yapılmıştır. Bu sadece Kürt halkının değil adı, kimliği ne olursa olsun; Kuzey Suriye’de yaşayan tüm toplukların, kimliklerin, inançların ve kültürlerin ortak bir başarısı ve kazanımıdır. Sadece bu da değildir. Tüm Kürdistan ve Ortadoğu halklarının da bir kazanımıdır.
Bu gerçekliğe rağmen özellikle de Türkiye’de ve Bakurê Kurdistan’da Türk özel-kirli savaş rejiminin psikolojik savaşı ve kara propagandasından etkilenerek, bunun yeterince farkında olmayanlarda bulunmaktadır. Bunlarda artık gerçekliği çok net bir şekilde görebilmelidir. Sömürgeci TC devleti ve bugün onun temsilini gerçekleştiren R.T. Erdoğan ve Bahçeli faşizmi, adı Kürt olan her şeye düşmandır. Başurê Kürdistan’da bu çok net bir şekilde kendini gösterdi. Mesud Barzani yönetimi ile Recep T. Erdoğan’ın çok yakın ilişkileri vardı. Erdoğan’ın oğlu ve damatları ile Neçirvan Barzani birlikte ticaret yapmaktaydılar. Türk bankalarının kasaları Başûrê Kurdistan’dan gelen dövizlerle doldurulmuştu. Bir nevi Başûrê Kurdistan TC devletinin “arka bahçesi” haline gelmişti. Bununla da kalınmamıştı. Mesud Barzani ile Bakurê Kürdistan’da ortak gösteriler düzenlenerek, PKK karşısında ortak bir cephe örgütlenmeye çalışılmıştı. Fakat sonuçta ne oldu? Tüm bunlara rağmen Başûrê Kurdistan’da bir referandum yaptılar diye İran’la, İrak’la birleştiler, Başûrê Kurdistan’ın yarıya yakın bir kısmını işgal ettiler. Mesud Barzani’ye ağızlara alınamayacak hakaretlerde bulundular.
Kuzey Suriye Federasyonu seçimlerini de benzeri bir şekilde engellemeye çalıştılar. Ancak bunu başaramadılar. 1 Aralık’ta seçimler gerçekleşti. Bu aynı zamanda sömürgeci- soykırımcı TC devletine karşı, Rojava ve Kuzey Suriye halklarının kendilerini savunmaları anlamına geldi. Başta Bakurê Kürdistan ve Türkiye’de yaşayan; Mehdi Eker, Galip Ensarioğlu, Ebubekir Bal, Mehmet Metiner, Muhsin Kızılkaya vb. gibi, onurunu kaybetmiş hainler dışındakiler, Türk özel savaş rejiminin psikolojik savaşı ve kara propagandasının etkisi altına kalanlar bu gereceği görerek, Erdoğan ve Bahçeli faşizmine karşı bir tutum içerisinde olabilmelidir.
Rojava’da, Kuzey Suriye’de 1 Aralık’ta bu coğrafya da yaşayan halkların nezdinde tüm Ortadoğu halkları kazanmıştır. Kaybeden ise başta soykırımcı TC devleti olmak üzere Ortadoğu’nun sömürgeci, ırkçı faşist, despotik rejimleri olmuştur.