
7 Haziran seçimleri, Türkiye açısından nasıl bir milatsa, 1 Kasım seçimleri de Türkiye açısından yeni bir milat olacak. 7 Haziran, Türkiye’de ötekileştirilenlerin, yok sayılanların, konulan seçim barajlarıyla parlamentoda iradelerinin temsil edilmesine konulan barajların yıkıldığı tarihtir. 7 Haziran, aynı zamanda 13 yıllık AKP iktidarının sona erdiği bir tarihtir.
13 yıllık iktidarının devamını isteyen AKP, Türkiye’yi yeni bir seçim sürecinin içine çekti. CHP ve MHP ile yaptığı görüşmelerin aslında koalisyon kurma görüşmeleri olmadığı, 45 günlük yasal süreyi doldurma girişimleri olduğu da açığa çıktı. Bu süreçte bir türlü müzakereye geçilemeyen çözüm sürecinin askıya alınması, hükümetin deyimiyle buzdolabına konularak sınır dışı operasyonların yapılması yeni bir çatışmalı sürecin de önünü açtı. Seçimden hemen birkaç ay önce çıkartılan İç Güvenlik Yasası da uygulanarak yeni bir baskı konsepti oluşturulmaya başlandı.
Hükümete ve Cumhurbaşkanı’na yönelik eleştiriler, hakaret sayılarak mahkemelerde davalar açılmaya, düşüncelerini açıklayan, yazan -Küfürleri insanım diyen kimsenin kabul etmeyeceği bilinmeli- gazeteci, yazar, aydın, twitter ve facebook kullanıcıları hakkında gözaltılar, tutuklamalar, davalar açılmaya başlandı. Bir televizyon kanalında PKK’yle ilgili olarak görüşlerini açıklayan Amed Baro Başkanı Elçi, Amed’den gözaltına alınarak İstanbul’da mahkemeye çıkartıldı.
Amed’de, Suruç’ta, Ankara’da gösteri hakkını kullanan ve barış isteyenlere karşı DAİŞ’in bombalı saldırılarında onlarca insanın ölümünü engelleyemeyen hükümet, bir cadı avı başlatarak, başta Kürtler olmak üzere muhalif olan herkese yönelik gözaltı ve tutuklama furyasını başlattı.
Bunlar yaşanırken, diğer yandan hükümete bağlı medya, havuz medyası ve kimi merkez medya yayın organları da kullanılarak, HDP’ye yönelik algı operasyonları yapılmaya başlandı. HDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’a yönelik saldırılar bu algı operasyonlarıyla yönetilmeye başlandı. HDP’nin baraj altında kalması için bu çalışmalar sürdürüldü. Tüm bunlar AKP’nin 276 milletvekilliğine ulaşması için planlandı ve adım adım uygulamaya konuldu.
Yapılan kamuoyu anketlerinde bu algı boşa çıkmaya başlayınca, 11 yıl boyunca iktidarın kol kola yürüdüğü Gülen hareketine yönelik operasyonlara hız verildi. Son olarak da Gülen’e yakınlığıyla bilinen Koza Grubu’nun 22 şirketine kayyum atanarak el konulmasının yanı sıra televizyon ve gazetelere de havuz medyasından kayyumlar atanarak susturulmaya çalışıldı. Muhalif olan ve başta da Kürt basınına yönelik yıllardır sürdürülen baskı, sansür, kapatma, dava açma gibi uygulamalar bu basın yayın organlarına mahkemeler kanalıyla kayyum atanarak el konulma şeklinde uygulanmaya başlandı.
AKP milletvekili Aydın Ünal’ın deyimiyle 1 Kasım sonrasında başta Hürriyet gazetesi olmak üzere Doğan Medya Grubu ve diğer basın yayın organlarına gereken müdahalelerin yapılacağı açıktan deklare edildi. Ceyhan’da Doğan Grubu yerine Çalık grubuna rafineri kurulması için izin verilmesi ve İstanbul Hilton Oteli tadilatı üzerinden AKP ile Doğan Grubu arasında başlayan gerilim, Doğan Grubu şirketlerine milyarlarca lira vergi cezasına da dönüşmüştü. Ünal’ın bu açıklamaları, seçimlerden hemen sonra Doğan Grubu’na benzer bir operasyonun çekileceği yönünde.
Kürtler açısından bakıldığında ise son birkaç aydır devam eden çatışmalı sürecin AKP’nin tek başına iktidara gelmesi durumunda devam edeceği görülüyor. AKP hükümetinin Suriye’de izlediği stratejinin çökmesi, yalnızlaşması ve Suriye’nin bir bataklığa dönüşmesinde payı büyüktür. ABD ve son olarak Rusya’nın da bu sürece dahil olması ile Türkiye, Arabistan ve Katar’ın planlarının boşa çıkması, PYD’nin kendi bölgesinde güvenliği sağlayarak demokratik bir yönetim tarzını oluşturması ve dünyanın birçok ülkesinin PYD ile ilişkileri geliştirme girişimleri bu ülkeleri rahatsız etmeye başladı. Davutoğlu ve Erdoğan’ın PYD’ye yönelik açıklamalarında bu rahatsızlık açıkça görülmektedir.
Kısacası 1 Kasım seçimleri, Türkiye demokrasisinin turnusol kağıdı olacaktır. AKP’nin tek başına iktidar olmaması durumunda bir koalisyon hükümeti kurma yoluna mı gidilecek, yoksa 7 Haziran sonrasında yaşanan gelişmeler yeniden mi yaşanacaktır? Bunu hep birlikte barış, demokrasi ve özgürlük umudumuzu da hep diri tutarak izleyeceğiz.