
1 Mayıs yaklaşıyor. 1 Mayıs yaklaştıkça kara propaganda ve provokasyon haberleri gündeme konuyor. Newroz’da da benzer bir kara propagandayla karşılaşmıştık. “PKK Newroz’da bomba patlatacak, kitleye ateş açacak ve devletin üzerine atacak” haberleri yapıldı. Akla ziyan bu kara propagandayı hükümet yanlısı basın “olacakmış” gibi günlerce işledi. Şimdi de 1 Mayıs öncesi istihbarat merkezlerinden hazırlanmış bu tür haberler yayınlanıyor. Amaç 1 Mayıs gösterilerine katılımı engellemektir.
Herkes artık öğrenmiştir ki, devlet provokasyon yapmaz ve komplolar içine girmezse, gösterilerde hiçbir zaman ciddi bir olay olmuyor. Ama devlet siyasi çıkarları gereği, daha doğrusu muhalefeti bastırmak isterse provokasyon da oluyor, katliam da. 1 Mayıs 1977 katliamının bizzat devlet tarafından yapıldığı biliniyor. Eğer MİT arşivleri açılırsa bunlar ortaya çıkar. MİT arşivleri binlerce devlet provokasyonuyla gerçekleşmiş olayların şahididir. Başbakan Erdoğan’ın dediği gibi MİT devletin sır küpüdür. Kat’a kamuoyuna açılamaz. Genelkurmayın kozmik odası gibi! Bu arşivler açılsa, devletin ne olduğu herkes tarafından anlaşılır. İktidara kim gelirse gelsin devletin kirli bir aygıt olduğu görülür.
MİT arşivinde ve kozmik odalarda bire bir ne olduğunu bilmezsek de devletin karakterini biliyoruz. Devletin işi gücü muhaliflerini bastırmak, ezmek ya da zayıflatmaktır. Kim iktidara gelirse gelsin bu karakter değişmiyor. Görüldüğü gibi dün başka güçlerin yaptığını bugün AKP yapıyor. MİT, Emniyet ve Genelkurmay İstihbaratı muhalefete karşı kullanılan kirli yöntemleri bugün de kullanıyorlar. 28 Şubat öncesi ve sonrası yapılan propagandalar bugün esas olarak Kürtlere ve demokrasi güçlerine yapılıyor. Eskiden de böyleydi, ama 28 Şubat’ta olduğu gibi kimi zaman İslâmcılar da bu saldırılardan nasibini alırdı. Ancak şimdi sanki 28 Şubat’ta sadece İslâmcılar hedef alınmış gibi bir hava yaratılıyor. İslâmcılara yapılanlar da açığa çıkarılsın, ama bugün 28 Şubat’ta uygulanan yöntemler en kötü biçimde Kürtlere ve demokrasi güçlerine uygulanıyorsa, 28 Şubat yargılanıyor söylemleri tabii ki inandırıcı olmaz ve kuşkuyla karşılanır.
Bir yerlerde bombalar çıkarılıyor. Dikkat edilirse benzer biçimde Newroz öncesi de bir yerlerden bombalar çıkarılmış ve bu bombaların Newroz’da kullanılacağına dair kara propaganda yapılmıştı. En son bombalar bulunduğunun söylendiği gün, bir gazeteci İçişleri Bakanı’na amiyane deyimle “Bu bombalar 1 Mayıs’ta provokasyon için mi kullanılacaktı” biçiminde pas niteliğinde bir soru soruyor. İçişleri Bakanı da, “Tabii ki müzeye koymayacaklardı” diyerek gazeteciyi onaylıyor. Bu tür açıklamaları on yıllardır Newroz’lar ve 1 Mayıs’lardan önce çok duyduk. Amaç, devrimcilerin toplum içindeki itibarını düşürmek ve halkın bu mitinglere katılımını önlemektir.
İktidarlar her zaman muhaliflerin ve demokrasi güçlerinin birliğinden korkar. Devletin psikolojik savaş merkezinin görevlerinden en önemlisi de muhalif güçleri parçalamak, hatta birbirine düşürmektir. Şimdi de AKP Hükümeti muhaliflerine karşı bu yönlü psikolojik savaş yöntemi kullanıyor. Türkiye siyasi tarihi araştırılırsa, muhalefetten AKP kadar korkan başka bir hükümetin olmadığı görülecektir. AKP’nin en küçük bir muhalefete bile tahammülü yoktur. Bu karakteriyle tam da CHP’nin tek parti dönemi gibidir. Tüm çabası muhalefeti tümden bitirmek, halk deyişiyle dikensiz gül bahçesi yaratmaktır.
AKP’nin en fazla korktuğu da Kürtler ve sol demokratik güçlerin birliğidir. Çünkü CHP ve MHP’nin AKP’ye alternatif olamayacağını iyi biliyor. Zaten kendisi CHP ve MHP’nin karakterinden dolayı iktidarda kalıyor. Özellikle CHP’nin demokratik bir muhalefet yapamayışı AKP’yi on yıldır iktidarda tutuyor. Çünkü hem demokratik bir muhalefet yapmıyor, hem de demokratik bir muhalefetmiş gibi toplumda beklenti yaratıyor. CHP dışı güçlü bir alternatif çıkmadığı müddetçe AKP iktidarını sürdürmeye devam edecektir. Bu nedenle gerçek demokrasi gücü olan Kürtler ve sol demokratların birlikte hareket etmesini ve gelişmesini istememektedir. 1 Mayıs’la ilgili kara propaganda haberleri bu nedenle üretiliyor.
Bu, 1 Mayıs diğerlerinden farklı olacak. Kürt demokratik hareketiyle Türkiyeli demokrasi güçleri Halkların Demokratik Kongresi çatısında bir araya geldiler. Bu birliktelik AKP’yi korkutuyor. Nitekim son zamanlarda Halkların Demokratik Kongresi’ne yönelik saldırılar artmıştır. Hatta KCK konusunda yapılan kara propaganda şimdi de HDK için yapılıyor. Nasıl ki KCK adı altında Kürt demokratik hareketini tasfiye etmek istedilerse, HDK için de benzer bir saldırı yapıyorlar. HDK’nin güçlenmesi ve alternatif bir demokratik hareket haline gelmesini engellemeye çalışıyorlar.
Bu birlik sağlanırsa Türkiye gerçek bir demokratik ülke olma yoluna girer. Bu da AKP’nin sonu demektir. İşte bu nedenle 1 Mayıs’ın radikal demokrasi güçlerinin birleşip demokrasi mücadelesini yükselttiği bir gün haline gelmesini istemiyorlar.
Kürtler ve demokrasi güçleri devletin bu politikasını görerek 1 Mayıs meydanlarını şimdiye dek olmadığı kadar doldurmalıdır. Bu 1 Mayıs Türkiye’nin kaderini değiştiren bir dönüm noktası haline getirilmelidir.