Tarihte büyük günler, büyük mücadeleler sonucu doğmuştur. Bu, 1 Mayıs için de böyledir. İşçinin, emekçinin uluslararası birlik, dayanışma günü olarak 1 Mayıs işçi sınıfının burjuvaziye karşı yürüttüğü kararlı savaşım sonucunda doğmuş ve dünya işçi sınıfının mücadele tarihine geçmiştir.

Çalışma şartlarının çok kötü olduğu yıllar, günde 15 saat çalışılan zamanlardı. 1885’te Şikago işçilerinin örgütü AFL-Emek Federasyonu- şu bildiriyi dağıtıyordu: “Bir günlük isyan-daha azı değil. Emeğin dünyasını egemenlik altında tutan kurumların sefil sözcülerinin denetimi dışında bir gün. Emeğin kendi yasalarını yaptığı ve bunları uygulamaya koyma gücünü elde ettiği bir gün. Emekçi ordusunun birliğinin yarattığı muhteşem gücün, dünyanın tüm halklarının kaderlerini ellerinde tutanlara karşı çevrildiği bir gün.”
Bu bildiriye tüm işçiler inançla şu karşılığı veriyordu: “Biz sadece, fabrikada çalışan aksam eve geldiğinde yemek yeyip yatan ve ertesi gün yeniden çalışan köleler değiliz. Düşünmek ve yaşamak istiyoruz.”
Grevler oldu, katliamlar yaşandı, önderler idam edildi. Liderlerden Albert Persons asılırken son sözleri söylettirilmeden iskemlesi alelacele tekmelendi. Arkadaşı Lous Lingg hücresinde idamlardan daha evvel feci şekilde işkenceler edilip, ağzına dinamit lokumları yerleştirilerek, yüzünün yarısı parçalanmış bir şekilde ölüme yollanmıştır August Spies adlı işçi lideri ise son sözlerinde, “Öyle bir zaman gelecek ki, bizim suskunluğumuz, sizin bu gün ipe çektiğiniz seslerden daha güçlü olacaktır” diye bağırmış ve üç işçi lideri yiğitçe ölümü kucaklamışlardır.
Ancak başlattıkları sekiz saatlik çalışma amacına ulaşmıştır. Bu zamanı ve onların mücadelelerini anmak, adına 1 Mayıs birlik, dayanışma ve emeğin mücadele bayramı haline gelmiştir. Tüm dünyada 1886 yılından beri amacına uygun bir şekilde onların takipçileri emekçiler kutlayıp mücadelenin emeğin bayramı olarak devam ettirmekteler.
***
1 Mayıs, birlik, mücadele, dayanışma ruhu olarak tüm kesimleri kapsayan bir gün... Bugün Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu en önemli şey demokratikleşmedir. Bu Türkiye emekçileri için de acil bir durum ve görevdir.
   Bugünün içerdiği anlam; yalnızca insan, sevgi gibi ögelerle sınırlı değil... Bunların yanında, bilginin, üretimin, barışın, paylaşımın, adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün anlamı ve değeri de bir arada, bir bütün olarak vardır. 
   Evet... Gün birbirimizle sürtüşmenin, çekişmenin ve üstünlük taslamanın günü değildir. Gün farklılıklarımızı birbirimizin önüne set olarak çekme günü de değildir. Gün farklılıklarımızı kendi renkliliklerimiz olarak algılayıp evrensel emeğin bayramı, birleşme ve tek güç, tek yürek olarak bütünleşme günüdür.
***
1 Mayıs, barış girişimlerinin devam ettiği böyle bir iklimde kutlanması, her türlü şoven milliyetçi kamplaşma ve etnik düşmanlıklara karşı tüm Türkiye halklarının mücadelesinin ifadesini de içeriyor.
Barış özgürlük ister, özgürlük emek ister. 1 Mayıs ancak bu bilinçle gerçek anlamına ve sınıfsal özüne kavuşturulabilir, sömürü çarkının bezirganlarının korkulu rüyası haline gelebilir ve halkların gerçek birliği bu sayede sağlanabilir.
Savaşta her zaman olduğu gibi en büyük bedeli emekçiler öder. Doğal olarak savaşın bitmesinden de en çok emekçiler kazançlı çıkacaktır. Bu nedenle de akan kanın durması ve barışın sağlanması için en çok emekçilerin mücadele etmesi gerekecektir.
Kürt Sorunu’nda çözüm arayışlarının ön plana çıktığı bu sürecin emekçi halkların ortak iradesiyle gerçek bir barışa dönüşebileceğinin, işçi sınıfının birliği ve halkların eşitliği temelinde kutlandı 1 Mayıs. Emek, barış, özgürlük ve demokrasi için, hak, hukuk ve adalet için kutlandı. Nazım’ın dizelerinde olduğu gibi bu günü yaratanlara selamlar uçuruldu: “Türkiye işçi sınıfına selam / Selam yaratana / Tohumların tohumuna, / serpilip gelişene selam / Bütün yemişler dallarınızdadır. / Beklenen günler, güzel günlerimiz ellerinizdedir, / haklı günler, büyük günler, / gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan, / ekmek, gül ve hürriyet günleri.”
Bir kez daha yaratanlara selam olsun... Yaşasın 1 Mayıs! Bijî 1 Gulan!