Taksim 1 Mayıs alanı yasağı inşaat alanı olmasıyla ilgili değildir. Taksim alanının çok az bölümünde bir inşaat sürmektedir. Sadece AKP karşıtı değil, AKP'ye yakın olan birçok yazarın belirttiği gibi bu inşaat alanının çevresinde tedbir alınır ve 1 Mayıs kutlanabilirdi. Ama amaç Taksim’de kutlama yaptırmama olunca ipe un serilmiştir. Tayyip Erdoğan bas bas bağırarak Taksim miting alanı olamaz, birkaç tane miting alanı belirleriz, orada miting yapılır demektedir. Öyle duyanlar da sanki Taksim’de sürekli yüz binleri aşan mitingler yapıldığını sanır. Biz 1 Mayıs dışında Taksim alanında miting yapacağız diyen olduğunu duymadık. Sendikalar, sol örgütler mitinglerini başka zamanlarda zaten başka alanlarda yapıyorlar. Taksim’de miting yapacağız isteğinde bulunmuyorlar. Sadece yılda bir gün Taksim’de yapmak istiyorlar. Aslında bu da devletin tatil yaptığı ve bayram olarak tanıdığı bir gün. Yani özel bir gün.
İşçiler, sendikalar ve devrimciler için ise tarihi anlamı olan bir gündür. Devlet kendisi için anlamlı gün ve anlamlı merkez olan her yerde toplantı ve miting yapıyor. Ama sıra emekçiler ve sol olunca bin dereden su getiriliyor. Bu yetmezmiş gibi emekçileri ve devrimcileri suçluyor. Devlet kafası böyle bir şeydir. Her yıl Çanakkale savaşının yıldönümünde miting yapılmayan bir yerde miting düzeyinde topluluklarla toplantılar yapılıyor. Bunun gibi İstanbul ya da başka şehirlerde binlerce örnek gösterilebilir. Ancak Taksim’de bayram olarak kabul edilen bir toplanmaya izin verilmiyor. Aslında bu gerçek bile devletin hala 1 Mayıs’ı işçilerin dayanışma ve birlik günü olarak ifade edilen bir gün olarak içine sindirmediğini göstermektedir. Zorlandığından tatil yapmış, bayram olarak kabul etmiş, ama zihniyet ve uygulaması aynı kalmıştır.
AKP ve Tayyip Erdoğan zihniyeti hala "biz devletiz, herkes bizim dediğimizi uyacaktır” anlayışındadır. Türkiye demokratik sosyal hukuk devletidir dediklerinde de anladıkları budur. Yani herkesin devletin dediklerine biat etmesidir. Devletin toplumun talep ve istemlerine duyarlı olması anlamına gelen demokratik kültür, toplumun taleplerine kulak verme yaklaşımı AKP Hükümetinde çok zayıftır. Zaten AKP'nin temel sorunu budur. Bu nedenle söylemde demokrasiden çok söz etmekte ama pratiği farklı olmaktadır. Kuşkusuz bu sadece AKP'nin değil, Türkiye'deki tüm siyasi partilerin geleneksel karakteridir. Tüm partiler topluma karşı özel ve psikolojik savaş yürüten siyasi merkezler gibidir. Halbuki siyasi partilerin esas olarak toplumun taleplerine cevap veren pozisyonda olması gerekir.
AKP Hükümeti bu anlayışla en büyük hak talebinde bulunan Kürtlerin sorununu nasıl çözecek? Çünkü hakları en fazla gasp edilen toplum Kürtlerdir. Toplumun en küçük talebine tepki gösteren ve demokratik tutum göstermeyen AKP Hükümeti Kürt sorunu gibi devlet açısından tabu olan ve talepleri karşısında tepki gösterilen bir konuda nasıl adım atacak? Bu gibi tutumlar toplumda AKP'nin yaklaşımları konusunda soru işareti bırakıyor.
Kuşkusuz demokratik çözüm sürecini Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketi başlatmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi Türkiye'deki Kürtler dahil tüm demokrasi güçlerine dayanarak, güvenerek adımlar atmaktadır. Bugünkü dünya ve bölge koşullarında bu güçlere dayanarak sonuç alınacağı düşünülmektedir. Ancak AKP Hükümetinin tutumu bu sürecin de mücadele ve zorlu geçeceğini göstermektedir. Zaten Kürt Halk Önderi de silahlı güçlerin Türkiye sınırları dışına çıkarılmasını mücadeleden geri çekilme değil, yeni bir mücadele döneminin başlanması olarak ifade etmiştir. Kürt halkı ve demokrasi güçleri üzerine düşeni yaparsa bu süreçte sadece Kürtler değil, başta sol güçler ve radikal demokratlar olmak üzere tüm demokrasi güçleri, demokratik taleplerde bulunan toplumsal güçler kazançlı çıkacaktır.
Bu yazımızda 1 Mayıs’ta yansıyan bir konuyu da irdelemek istiyoruz. O da bazılarının Türk bayraklarıyla alanlara çıkmasıdır. Hem de bir uluslararası dayanışma gününde! Ulusalcı, milliyetçi olmayan, dünya halklarının en fazla ortak olarak kutladığı bir günde! Avrupa’da ya da birçok halkın bir arada kutladığı bir yerde sosyal forum gibi topluluklarda belki hangi ülkeden ve hangi halktan geldiğini göstermek için bayrak taşımanın bir anlamı olabilir. Türkiye'de 1 Mayıs’ta taşınan Türk bayrakları ise bugünün anlamının tersine milliyetçi, ulusalcı ve şoven duygularla taşınmıştır. Zaten taşıyanların kimliği de bunu göstermektedir. CHP ve İşçi Partililerin hepsi ellerine birer bayrak alarak 1 Mayıs topluluğunun içine girmişlerdir. Bununla da Kürt Halk Önderinin başlattığı ve AKP'yi bir demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü kulvarına sokma hamlesine karşı çıktıklarını göstermişlerdir.
1 Mayıs’ta Türk bayrağının taşınması "Kürtlere hak tanınmasına karşıyız” anlamına gelmektedir. MHP’liler bu günlerde hangi amaçla Türk bayrağını taşıyorlarsa, CHP ve İşçi Partililer de aynı amaçla Türk bayrağı taşımaktadırlar. Hem de Türkiye'nin en fazla ezilen ve baskı gören topluluğuna karşı. Bu partilerin Kürdistan'da en az oy alan partiler olması da bu gerçeği ifade etmektedir.
1 Mayıs alanlarını milliyetçiliğin, şovenizmin alanlarına çevirmek isteyenler en az devletin polis saldırıları kadar tehlikelidir. Hatta 1 Mayısların amacını saptırma nedeniyle polis saldırılarından daha tehlikelidir. Devletin işçi, emekçi ve sol düşmanlığı zaten genlerinde vardır. Nitekim solcular ve emekçiler bu devlete karşı mücadele vererek özgürlük, demokrasi ve sosyalizm amaçlarına ulaşmaya çalışmaktadırlar. 1 Mayıs’larda şovenizm bayrağı taşıyanlar da Türk devletinin en gerici damarını ayakta tutma, güçlendirme ve hakim kılma çabası içindedirler. En kötüsü de 1 Mayıs gibi enternasyonal bir bayramı şovenist emellerine alet etmeleridir.
Türkiye'nin en fazla ezilenleri olan Kürtlerin hak arayışına karşı bayrak kaldırmak, 1912 yılında kimi sosyalistlerin emperyalist savaşta "anayurt savunması” diyerek devletinin yanında yer almasından daha fazla milliyetçi, şoven ve sosyalizm karşıtı bir duruma düşmektir. Bunlar dönek Kautsky bile olamazlar. Bunlar Yahuda İskaryot gibi haindirler. sosyalizme cepheden savaş açanlardır. Emperyalist savaşta devletin yanında yer alanların bir mantığı vardır; ama bir ülkenin en fazla ezilenlerinin hak arayışlarına karşı bayrak kaldırmak ve "vatan savunması”na geçmek tamamen emperyalist ve sömürgeciliğin ta kendisidir.
1 Mayıs’taki bayrak kaldırmaların normal bir zamanda o ülkenin vatandaşlarının bir aidiyet göstergesi olan bayrak kaldırmayla bir alakası yoktur. Birisi masumane bir kaldırıştır, ikincisiyse doğrudan şovenist, milliyetçi ve bir saldırganlığı ifade eden bayrak kaldırmadır. Aslında on yıllardır Kürdistan'da savaşan ordu yerine savaş yürüten konumdadırlar. Biz Türk bayrağına karış değiliz, bayrak da taşıyabilirler. Ancak ne amaçla taşındığı önemlidir. Burada bir niyet okuması yapmıyoruz. Söz konusu parti ve çevrelerin bu süreçteki tutumuna bakarak bu bayrak kaldırmanın ne anlama geldiğini söylüyoruz. Bu açıdan tüm sosyalistlerin ve sol güçlerin bu tutumu değerlendirmesi gerekir. Bu bayrak kaldırma niyeti ve amacının teşhir edilmesi gerekir. Bu durum bir bayrak taşıyıp taşımama meselesi değildir. Türk toplumu bir aidiyet göstergesi olarak taşıyabilir. Dünyada hiçbir şovenist milliyetçi duygu taşınmadan bu bayrağı taşıyanlar vardır. Kuşkusuz bayraklar genellikle ulus-devlet sembolü olsalar da, bir aidiyet sembolü olarak taşındığı da bilinmektedir. Bizim itirazımız buna değildir. 1 Mayıs’ta bayrak taşımak özellikle Türkiye gerçeğinde ve bu süreçte bir ideolojik sorundur ve tüm sosyalistleri ilgilendirmektedir. Sosyalistler başka ideolojik konularda ne kadar duyarlıysalar bu konuda da duyarlı olmalıdırlar. Sosyalizmin içine ulusalcılık, milliyetçilik zehrinin akıtılmasına fırsat vermemelidirler. Ulusalcılık, milliyetçilik en az kapitalist modernite kadar sosyalizmin düşmanıdır. Kaldı ki bu kavramlar da kapitalist modernitenin ürünüdürler.
1 Mayıs’ta Türk bayrağı ya da ulusal bayrak değil, enternasyonalizmin bayrağı dalgalandırılır!
1 Mayıs'ta Türk bayrağını dalgalandırmak