Türkiye'de sosyal ve toplumsal hareketler gündeme geldiğinde, mutlaka komplolar ve katliamlarla anılır oluyor. Bu ırkçı ve tekçi temellerde kurulan devletin niteliklerinden kaynaklanan bir durum. Tüm devletlerde iktidar ve sınıf savaşlarında çelişki ve çatışmalar var ama Türkiye'nin kuruluşu ırkçı ve tekçi temelde olduğundan bu yani çok daha belirgin ve öndedir.

Mustafa Suphiler ’kurtuluş savaşı’na katılmak için geldiklerinde Karadeniz'de boğduruldular. O günden şimdiye kadar bu devletin genlerine yerleşen sola ve halk hareketlerine karşıtlık ve düşmanlık devam etmektedir. 1970'lerde sosyal hareketlenme ve toplumsal uyanış ortaya çıktığında ordu önderliğinde bir komplo ve müdahale gerçekleşmiş ve solun liderleri imha edilmiş, hareketler budanmıştır. Emekçi kesimler, sendikalar güçlenip görkemli 1 Mayıs kutlamaları yapıldığında tekrar devletin derin ve karanlık güçleri-gladyo devreye girmiş katliamlara ve komplolara başvurmuştur.  

Görkemli 1 Mayıs 1977 İşçi Bayramı katliamla karşılık bulmuştur. Taksim'deki katliamda 34 işçi yaşamını yitirmiştir. Bu katliam bugüne kadar açığa çıkarılmamış ve hiç bir faili yargılanmamıştır. 5-6 Eylül 1956'da Rumlara karşı örgütlenen katliam ve talanla kontrgerilla başarılı bir eylem yapmakla övünmekten geri durmamıştır. Daha sonraları da Alevilere karşı Maraş, Sivas gibi katliamlar serisi devam etmiştir.

Kürtler ise devletin bu karekteri ve politikalarından 90 yıldır aralıksız nasibini almaktadır. Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlerin payına düşen hep komplolar ve katliamlar olmuştur. Devletin temel ve değişmez vazgeçilemez niteliklerinden birisi olmuş bu özellikler.

Sol, demokrasi ve Kürt düşmanlığı sadece askeri darbeler ve olağanüstü dönemlerle sınırlı değildir. Bütün hükümetler eliyle bu politikalar sürdürülmüştür. Kontrgerilla o kadar gözükara ve iç politikaya biçim vermede o kadar ısrarlı ki, Bülent Ecevit'e suikast girişiminde bulunmaktan geri durmamıştır. Kürt düşmanlığı ve savaşta da o kadar ısrarlı olmuş, Cumhurbaşkanı Özal’ı hedeflemiş, Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis'i öldürmekten sakınmamıştır. 

Bu saydığımız olaylar ve komplolar sadece hatırlama olarak aktarıldı. Yapılanlar bunlarla sınırlı değildir. Devleti elinde tutmak ve toplumu boyunduruk altına almak tam bir Türk klasiğidir. Hani Erdoğan diyor ya; Türk isi başkanlık sistemi, kuralım. Türk isi devlet kurmak ve içindeki toplumları demir kafeste sıkıştırmak dünyaya örnek olacak bir emsalle yarışmalara girip birinciliği kimselere bırakmaz cinsindendir.

Bir kaç yıldır 1 Mayıs kutlamaları AKP'nin aynı faşist zihniyetine ve saldırılarına muhatap olmaktadır. Katliamın yapıldığı ve 1 Mayıs'la anılan, onunla özdeşleşmiş Taksim’ı kutlamalara, sendikalara ve işçilere kapatmaktadır. Tüm dünyada 1 Mayıs büyük bir şenlik havasında ve barışçıl gösterilerle kutlanırken Türkiye'de polisin saldırıları, bol gazlı ve coplu görüntüler eşliğinde geçmektedir. İstanbul gibi bir şehir adeta teslim alınmakta, yollar ve köprüler tutulmakta, işgal provaları yapılmaktadır.

Bunlar da yetmez olacak ki, bu defa DAİŞ’i de MİT ve kontrgerilla kullanmaya ve örgütlemeye başlamıştır. 5 Haziran Diyarbakır, 20 Temmuz Suruç 10 Ekim Ankara vd. katliamlarla Kürtler, sol ve demokrasi güçleri, barış eylemleri hedef alınmıştır. Türkiye'yi yönetenler, partiler değişiyor ama özellikleri ve huyları aynı kalıyor. Bu da Türk işi yönetim anlayışının, kontrgerilla örgütlenmesinin ne kadar derin ve kalıcı, devlete nasıl sirayet ettiğini gösteriyor.

İktidar partileri demokrasiyi ve yasaları kılavuz edeceğine devletin bu karanlık ve komplocu geleneğine sarılıyor. Halkı korku ve yasakla denetime almak ve yönetmek daha kolay ve çekici geliyor. AKP 14 yıldır iktidarda ve askeri vesayete son vermesiyle övünüyordu. Şimdi geldiği yer tüm iktidarları ve partileri aşan bir demokrasi karşıtlığı, Kürt düşmanlığı ve ırkçı, tekçi politikalardır. Böyle olunca komplo ve darbeler, katliamlar da olağanlaşır. Nitekim bugün Kürdistan'da şehirler yıkılıyor, çocuklar ve kadınlar öldürülüyor, parlamento devredışı bırakılıyor. HDP'li milletvekilleri parlamentodan atılmaya çalışılıyor. Halkın malı-mülkü kamulaştırma adı altında elinden alınıyor. Gazeteciler hapislere dolduruluyor, aydınlar aşağılanıyor, mahkemelerde süründürülüyorlar.

AKP'li meclis başkanı İsmail Kahraman dindar bir anayasa yapalım diye açıklama yapıyor. 90 yıllık cumhuriyetin geldiği yer burası işte. Giderek gericileşen, faşistleşen ve milliyetçiliğin, mezhepçiliğin, ırkçılığın tırmandığı bir ülke haline geldi Türkiye. Bütün bunlar AKP eliyle daha da derinleştiriliyor. Bu yoldan dönmeye veya durmaya hiç de niyetleri yok.

Sendikalar oldukça zayıflatıldı. AKP kendi sendikalarını kurdu ve palazlandırdı. Sınıf hareketi giderek daraltıldı. DİSK'in 15-16 Haziran veya DGM'leri durduran o görkemli çıkışları geride kaldı. Özellikle AKP iktidarında devletin gücü pervasızca kullanıldı. Hiç bir iktidarda olmadığı kadar partizanlık devlete hakim olmuş. Yozlaşma, yolsuzluk, hırsızlık sürekli zirve yapıyor.

Kürdistan'da inkar ve savaş sürdükçe Türkiye toplumu zehirlenmeye, ırkçılık yapmaya devam edecekler. Bu açıdan halkların kaderi ve demokrasi özlemleri, özgürlük arayışları birbirine bağlıdır. AKP saldırganlığına, faşist gidişata, savaşa ve katliamlara karşı birlik ekmek su kadar bir ihtiyaçtır. Bu 1 Mayıs İşçi Bayramı halkların, emekçilerin ve demokrasi güçlerinin gerçek anlamda birlik ve dayanışma, günü olmalıdır. Birlik ve direniş ruhuyla meydanlar şenlenmeli, özgürlük türküleri haykırılmalıdır.