Dünyada ve Türkiye’de emekten yana olanlar, küresel sermaye ve sömürüye karşı barış-eşitlik-kardeşlik isteyenler alanları doldurdu.
Emekçiler, bu uğurda can veren Albert Parsons, August Spies, Adolph Fischer ve George Engel gibi emekçi/işçi kardeşlerinin; anılarına bağlı kaldığını ortaya koydu. Kapitalist dünya dışında başka dünyaların da var olduğunu, “dipteki dalga”nın güçlenmekte olduğunu, ütopyanın yok olmadığını gösterdi.
* * *
1 Mayıs’a, farklı politik ve sosyal grupların katılması bugün için bir “seremoni” ile de sınırlı olsa devrimseldi. Örgütlü politik ve sendikal çevrelerin dışında Antikapitalist Müslüman Gençler’in, Anarşistlerin, Engellilerin, Taraftar Gruplarının vb. kesimlerin katılmış olmasının farklı bir anlamı vardı.
Bu, genelde küresel sermaye ve onun biçimlendirdiği toplumsal yaşama, geliştirdiği ilişkiler dizisine tepkinin ürünü olarak ortaya çıktı. Özelde ise küresel kapitalizmin taşeronluğunu yapan AKP ve onun baskıcı, sömürücü politikalarına duyulan tepki ve hoşnutsuzluk olarak dışa vurdu.
1 Mayıs, AKP rejiminin bütün toplumsal kesimler üzerinde geliştirdiği tekçiliğe karşı, giderek tepkiye dönüşen aynı orada daha geniş bir toplumsal muhalefeti de içinde barındıran harika bir tablo yaratmış oldu.
Böylece kaos aralığında, yeni çıkışların, alternatif yol ve yön bulmaların da bu zeminde ortaya çıkabileceğine işaret etti.
* * *
Tüm coşku ve kitleselliğine karşın, emekten gelen bu önemli kuvvetin, komünal bağlar yaratamayışı, 1 Mayıs’ların ağırlıkla “bayram” olarak algılanması, katılımcıların “günün” dışına taşan ve süreklilik oluşturan mücadele biçimlerinden genellikle kaçınması ise bir zaaf olarak, emek-eşitlik-özgürlük bileşenlerinin hayatlarındaki yerini korudu.
Kitlelerdeki emek ve aidiyet bilincinin ağırlıkla “eğilim ortaya koymakla” sınırlı kalması, “örgütlü muhalefet ve hareket”e dönüşmemesi; kapitalist moderniteye karşı, emeği zayıf kıldı, güçlü çıkışların oluşmasını; hak- eşitlik- özgürlük arayışlarının toplumsallaşmasını engelledi.
Emekçiler, hoşnutsuzlukları ve yaşadıkları iç tepkilere rağmen kendilerini demokrasi mücadelesinin öznesi görmedi; bu konuma taşıyacak bağlardan genellikle kaçındı ya da “emek-sermaye ilişkisi” bağlamında bir kısırdöngüye hapsoldu, düşünsel ve sosyal salıvermeler yaşadı. Daha da önemlisi, düzen partilerinin yedeği olmaktan kurtulamadı. Emek ile geniş toplumsal ve siyasal sorunlar arasındaki bağı görmedi. Ulusçu eğilimlerin etkisi bu durumu daha da derinleştirdi.
* * *
Böyle de olsa 1 Mayıs bileşenlerini daha geniş bir yelpazeye yaymış olması yeni bir umudun/çıkışın zeminini de oluşturmuş oldu.
Özellikle henüz bir “girişim” aşamasında da olsa Halkların Demokratik Kongresi (HDK)’nin hemen hemen Türkiye’nin her yerinde 1 Mayıs’a örgütlü ve kitlesel katlım göstermesi Türkiye halkları ve emekçi güçleri açısından iyi bir “GİRİŞ” oldu. Bu yapılanmanın, halklar, haklar ve özgürlükler açısından ne denli hayati olduğunun altını çizdi.
HDK sürecinin hızlandırılması, buna özel önem atfedilmesi gerektiğini ortaya koymuş oldu.
1 Mayıs bir kez daha gösterdi ki, küresel kapitalizme ve yerel taşeronu AKP istibdadına karşı demokratik mücadelenin gelişmesi ve demokratik değişimin sağlanması için, tüm toplumsal kesimleri birleştirecek, bileşik bir güç haline getirecek bir “DEMOKRASİ PROGRAMI”na ihtiyaç var.
Bu başarılamadığından pratik önem atfedilmediğinden birlik ve ortak mücadeleler 1 Mayıslarla sınırlı kalıyor. Örgütlenme de akış da yavaş gelişiyor.
HDK’nin ikinci önemli adımı 1 Mayıs’tan aldığı moral, çıkardığı derslerle de tüm toplumsal yapıları ve anti kapitalist, anti militarist kesimleri birleştirecek bir DEMOKRASİ PROGRAMI” olabilir.
1 Mayıs işte o zaman gerçek anlamını bulacaktır!
delil-karakocan@hotmail.com
1 Mayıs ve Halkların Demokratik Kongresi...