
Hiç kimse 1 Mayıs’a sıradan yaklaşamaz. 1 Mayıs’a sıradan yaklaşmak insanlığı anlamamaktır. İnsan, emekle toplumsallaşmıştır. İnsanı insan yapan emektir. Bu nedenle kutsaldır ve yüce değerdir. Bu açıdan bugüne saygısızlık insanlığa saygısızlıktır. Eğer insanın emeğine saygı duyulacaksa, 1 Mayıs’a da saygı duyulacaktır. Özellikle Türkiye’de 1 Mayıs’a saygı duyulması gerekmektedir. Çünkü 1 Mayıslar Türkiye’de her koşulda zulme ve sömürüye karşı mücadelenin günü ve sembolü olmuştur.
Türkiye’de 37 yıldır “Taksim’e çıkartmam” zihniyeti hakimdir. 12 Eylül zihniyeti ve Kenan Evren bunu bir devlet onuru haline getirdiler. Bu onur anlayışı şimdi AKP Hükümeti tarafından sürdürülüyor. Bu yasak Gezi’den önce de vardı. Şimdi AKP Hükümeti Gezi sendromu ile bu yasağın duvarlarını daha da yükseltmiştir. Emekçiler ise 1977 yılında şehit düşen 34 emekçiyle bu alanı 1 Mayıs alanı haline getirmişlerdir. 1 Mayıs 1977 yılında tam da meydanın ortasındaki heykelin yakınında olan onlarca insanı cansız meydanda gören biri olarak 1 Mayıs’ı bu alanda kutlamanın anlamını iyi biliyorum ve anlıyorum.
Sembolleri küçümsememek gerekir. Sembollerin insanlık tarihinde çok önemli yeri vardır. Birçok değer sembollerle anlam buluyor ve geleceğe taşınıyor. Bu açıdan sembollere sahip çıkmak, değerlere sahip çıkmak anlamına geliyor. Kuşkusuz 1 Mayıs her yerde kutlanabilir; ancak 1977 gibi trajik bir katliamla karşılaşmış emekçiler için 1 Mayıs tarihine, kimliğine sahip çıkmak ve Taksim’de kutlamak kendi olma anlamına gelmektedir. 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak, devrimci demokratik mücadele tarihini yaşamak, sınıf bilincine varmak demokrasi ve özgürlük mücadelesiyle emek arasındaki bağı derinden hissetmektir.
Bu nedenledir ki emekçiler 37 yıldır 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama mücadelesi veriyorlar. Bu mücadele yıllarında da birçok emekçi, demokrat ve sosyalist yaşamını yitirmiştir. Devlet, emekçileri ve devrimcileri tarihinden koparmak için 1 Mayıs alanını yasak alan, hatta İstanbul’u o gün yasak şehir haline getirmiştir. Bu gerçeklik, Türkiye’nin demokratik olmadığının en somut kanıtıdır. 1 Mayıs’ta emekçiler Taksim’de özgürce kutlama yapmadan Türkiye demokratik olamaz. Bu gerçeklik bile sembollerin ne anlama geldiğini göstermektedir.
Korkunun ecele faydası yoktur
Demokrat olmayanlar, despot olanlar, toplum üzerinde zorla, şiddetle egemenlik kuranlar her türlü yasaklara başvururlar. Çünkü onlar için toplumun iradesini tanımama ve baskı kurma varlıklarının gereğidir. Taksim meydanına yasak koyma da AKP’nin karakterini ortaya koymaktadır. Baskıcı iktidar olma kimliğini böylece göstermektedir. Devlet otoritesini gösterme esas olarak da halk üzerindeki hegemonyasını hissettirmek içindir. AKP de tam klasik devlet zihniyetiyle hareket etmektedir. Gezi direnişi ile egemen sınıfların Taksim sendromu yeni bir boyut kazanmıştır. Sanki emekçiler Taksim’e çıkarsa iktidarlarını kaybedeceklerdir.
1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmakla AKP iktidardan düşmez. Ancak 1 Mayıs’a evet diyen AKP’de kısmi bir zihniyet değişikliği olur. Bu da olumlu anlamda bir değişiklik olur. Ancak AKP’nin böyle bir karakteri yoktur. Çünkü hala klasik devlet zihniyetini aşmamıştır. Toplumun demokratik istemlerine, özlemlerine açık değildir. Hegemonya peşinde koşan bir güç olduğundan topluma devlet gücünü hissettirme kararındadır.
Devlet gücü hissettirmeyi bir yaşam biçimi haline getirmiş iktidarlar zor ayakta kalır. Devlet gücünü kullanmadan, hissettirmeden ayakta kalan iktidarlar uzun ömürlü olur. Devletçi sistemler günümüzde ancak böyle ömürlerini uzatmaktadırlar. Bunun yol ve yöntemlerini bulmayan iktidarların ömrü ise kısalmaktadır. AKP de mevcut durumda bu pozisyonu yaşamaktadır. Korkunun ecele faydası yoktur sözü tam da AKP’nin pozisyonunda olan güçler için söylenmiştir. Ne diyelim, AKP kendi yolunu çizmiştir. AKP bu yoldan vazgeçecek hiçbir emare göstermemektedir. Dolayısıyla AKP’yi ve Türkiye’yi mücadele dışında değiştirecek başka bir yol kalmamıştır. AKP seçimleri de hegemonyasını pekiştirme aracı olarak görmektedir. Bu yönüyle seçimleri Süleyman Demirel’den daha fazla yozlaştıran bir parti konumundadır. Demirel, “Bul 276 ol iktidar” diyordu. Tayyip ise ben 276’yı buldumsa herkes bana itaat edecektir demektedir.
Herşeye rağmen 1 Mayıs kutlanacak
AKP iktidarı kendi zihniyeti ve ekibiyle 2014 1 Mayıs’ını şiddetli bir mücadele günü haline getirmiştir. AKP’nin mevcut tutumu 2014 1 Mayıs’ının çatışmalı geçeceğini göstermektedir. Çünkü Taksim ve Kadıköy olmaz derken kullandığı söylem tam bir kavga diliydi. Açıkça “Biz çatışmaya hazırız” diyordu. Bırakalım ortamı yumuşatmayı, meydan okuyordu. Anlaşılıyor ki 30 Mart seçimleri Tayyip Erdoğan’ı kavga edersen, meydan okursan kazanırsın, ayakta kalırsın anlayışına götürmüştür. Herhalde böyle yaparsam herkes hizaya gelir diye düşünüyor.
Tayyip Erdoğan bu konuda yanılıyor, 30 Mart öncesi meydan okuduğu kendi müttefikleriydi. Hatta kendisinin büyüttüğüydü. Aslında Fethullahçılar esas olarak AKP iktidarı döneminde palazlanmışlardır. Fethullahçılar Erdoğan’ın ucuz biçimde iktidar olduğunu görünce, kendileri de ABD’ye dayanarak güç olacaklarını düşündüler. Ama mevcut durumda AKP’nin yerine geçecek bir konumda olmadıkları için AKP seçimde siyasal gücünü olmasa da oylarını korudu. Belki de ABD AKP’yi daha fazla kendi çizgisine getirmek için Fethullahçıları devreye soktu. AKP mevcut durumda ayakta kaldığını görerek herkese karşı aynı yöntemle kavga edeceğini sanıyorsa büyük yanılgı içindedir. Kendimi ayakta tutayım derken her an devrilebilir. Hele herkesi şiddetle karşısına aldığı mevcut siyasi ortam, kendisinin yarattığı karşıtlıklar bizzat kaybetmesinin zemini olabilir. Bu nedenle her gün tehditle, hot zotla ayakta kalacağını düşünen bir siyasi gücün düşüşü de trajik olabilir.
AKP’nin siyasi hayatı yenidir. Emekçilerin ve demokrasi güçlerinin mücadele tarihi ise çok eskidir. Bu açıdan emekçiler, devrimci demokrasi güçleri mücadele tarihinden aldıkları güçle direneceklerdir. AKP ne kadar yasaklasa da 1 Mayıs her yerde kutlanacaktır. Madem AKP Hükümeti Taksim’i yasaklıyor, o zaman emekçiler, devrimci demokratlar da Taksim 1 Mayıs alanına gitmeyi zorlayacaklardır. Devletin ve AKP’nin Taksim’i unutun dayatmasını kabul etmeyeceklerdir.
1 Mayıs’ı Kürtler sahiplenecek
Kürt halkı da 1 Mayıs’ı Newroz coşkusuyla kutlayacaktır. Çünkü Kürtler sadece Türkiye’nin değil, Ortadoğu’nun emekçi halklarındandır. Hatta Türkiye’de gerçek anlamda bir emekçi toplumundan söz edilecekse bunlar da Kürtlerdir. Türkiye’deki işçilerin yüzde 80’i Kürtlerdir. Türkiye’de demokrasiye en fazla ihtiyacı olan halk da Kürtlerdir. Bu açıdan demokrasi mücadelesinin en önemli bir parçası olan emekçilerin özgürlük ve demokrasi mücadelesi içinde de en fazla Kürtler yer alacaktır. Sadece Türkiye’de değil, Ortadoğu’da da en fazla demokrasiye ihtiyacı olan halk Kürtlerdir. Dolayısıyla en fazla da özgürlükçü demokrasi güçlerinin sahiplendiği 1 Mayıs’ı Kürtler sahipleneceklerdir. Kürtler 2014 1 Mayıs’ında başta Türkiye’de olmak üzere her yerde demokratik devrimci güçlerle birlikte alanlarda olacaklardır. 1 Mayıs’ı demokrasi mücadelesinin önemli bir günü olarak emek ve demokrasi güçlerinin bayramı olarak sahiplenecek ve kutlamalara kitlesel ve güçlü biçimde katılacaklardır.
Özellikle Türkiye’de 1 Mayıslar demokrasi ve özgürlük mücadelesi açısından önemli günler olmuştur. Bu açıdan Kürtler 1 Mayıs’a ilgisiz kalamaz. 1 Mayıs’a güçlü katılarak demokrasi ve özgürlük mücadelesine güç vereceklerdir. Böylece Türkiye’yi demokratikleştirme ve Kürt sorununu çözme stratejisinin güçlenmesi ve başarıya ulaşması için 1 Mayıs’ta da üzerine düşeni yapacaklardır.
1 Mayıs; dili, dini, kimliği ne olursa olsun herkesin içinde yer aldığı tek gündür. Bu yönüyle sadece emekçilerin dayanışma günü değil, halkların, kimliklerin kardeşlik günüdür. Bu günün güçlenmesi, dünyada barışın ve kardeşliğin güçlenmesidir. Hiçbir gün hiçbir kültür ve değer 1 Mayıs değerleri kadar halkların kardeşliğini, barışını dünyada hakim kılamaz. Halkların, inançların, kimliklerin birbirine boğazlatıldığı günümüz dünyasında 1 Mayıs ideolojisi, bilinci ve kültürü insanlık için bir kurtuluş yoludur. Bu açıdan da 1 Mayıs alanlarını doldurup halkların adil, eşit, özgür birlikteliğini ve kardeşliğini haykırmamız gerekmektedir.
Şovenist olmayan, bağnaz olmayan, hiçbir grubu ve kişiyi ötekileştirilmeyen, herkesi eşit, kardeş gören 1 Mayıs aslında insanlığın tüm güzel değerlerinin birleştiği gündür. İnsanlık değerlerinin bileşkesi olan bir gündür. Böyle bir günü sahiplenmek kadar gurur ve onurlu davranış olamaz. Bu temelde tüm demokratları, ezilen halkları 1 Mayıs alanlarına çağırıyoruz. Kürt halkını da Ortadoğu’nun en önemli demokrasi ve özgürlük gücü olarak meydanları doldurmaya çağırıyoruz. Çünkü bu gün herkesten önce de en fazla inkar edilen ve ezilenlerin günüdür; dolayısıyla Kürtlerin günüdür.
MUSTAFA KARASU