Onbinler Kürt sorununda demokratik barış talebiyle Ankara’da mitinge gelmişti. Devrimci, komünist, demokratik partiler, kitle örgütleri, sendikalar mitinge kitle taşıdı. Erdoğan’ın kirli savaşına ve Amed mitingiyle, Suruç’la başlattığı katliamları tırmandırmasının önüne halklarımızdan mücadele barikatı örmeye çalıştı.
Erdoğan diktatörlüğü 10 Ekim mitingine de IŞİD cellatlarıyla saldırdı. 100 yoldaşımızı katletti ve çok sayıda yoldaşımızı yaraladı.
Erdoğan’ın polisinin intihar bombacılarının katliam yapacağına dair istihbaratı da vardı. Miting alanına yakın Gazi Orduevi’nde tedbir olsun diye çalışanlara o gün işe gelmemesi talimatı önceden verilmişti. Katliamdan sonra bu bilgiler açığa çıktı.
Fakat “AKP hükümetinin polisi önceden biliyordu, engellemedi” görüşü doğru ancak eksik bir tespit. Katliama ilişkin gerçeğin birinci ve asıl yanı, 10 Ekim katliamını bizzat Erdoğan diktatörlüğünün yönettiği gerçeğidir.
Erdoğan rejimi, Kobanê işgaline IŞİD’i saldırtarak acımasız savaşı başlatırken, Suriye iç savaşında çok sayıda politik İslamcı örgütü ve onbinlerce savaşçısını silahlandırıp askeri eğitimini sağlar, Rojava ve Suriye’de savaştırırken, aynı zamanda içlerine ajan sızdırdı. Ve yardım ettiği yönetim kademesini yönlendirme imkanı elde etti. Ajanları ve yöneticileri yönlendirerek IŞİD canilerine 10 Ekim, Suruç, Amed katliamlarını yaptırdı.
IŞİD’in sonraki Yeşilköy havalimanı saldırısı şimdi El Bab’da Türk ordusunun tetikçilerine karşı saldırıları, onun ve diğer politik İslamcıların çelişkili niteliğinden geliyor.
10 Ekim, Erdoğan diktatörlüğünün şok ve dehşet katliamlar zincirinin en ağır halkalarından biriydi. 1 ay öncesinden başlatılan Kürt kentlerinde sokağa çıkma yasağı ve soykırımcı vahşet süreciyle zamandaştı.
Erdoğan faşizmi, 7 Haziran seçimi sürecinden başlattığı bu saldırılarla, şok ve dehşetle teslimiyet yaratmak istedi. Yeni faşist sömürgeci rejimi bu yolla yerleştirmeyi amaçladı.
Direniş fedakarca kahramanca oldu. Daha çok öncü güçlerin iradesiyle, zaman zaman da kitlelerin katılımıyla gerçekleşti. Yaklaşık 1 yıllık direniş Erdoğan diktatörlüğünü sarstı. Tüm kan dökücülüğüne ve ordu ve polisin onbinlerce vurucu ve özel savaşçı gücünü sınırsız saldırıya geçirmesine rağmen beklediği kirli başarıyı elde edememesi diktatörün yenilgisiydi. Yaratılan algının tersine kitle desteğinin de zayıfladığı koşullarda 15 Temmuz darbesi sonrası Yenikapı Milliyetçi Cephesi diktatöre yeniden cansuyu oldu. Bundan cesaret alarak Erdoğan faşizmi OHAL’i batıya da taşıdı. Kürdistan’da fili savaş hali sıkıyönetimini uygularken batıda OHAL’le saldırmaya, geniş çaplı tutuklama, kıyım, tasfiye ve muhalif basını susturarak koyu bir karanlık yaratmaya çalışıyor.
Yetinmiyor büyük devlet şovenizmi, zehirini Türk halkına içirmek için Cerablus işgaline girişiyor, Rojava’ya saldırıyor. Musul savaşının ortağı olmak istiyor.
10 Ekim’de yitirdiğimiz canlarımızın anısı, onları aramızdan alan diktatör Erdoğan’a, soykırımcı ve tasfiyeci savaşına, işgalciliğine karşı mücadeleyi yükseltmemizi bize görev kılıyor.
Direniş yeniden ve yeniden yükseltilir ve cesaret kuşanılırsa, halklarımızın mücadelesinden korkan diktatörün zayıflığı da açığa çıkar ve saldırıları püskürtülür, yenilgisine giden yol açılır.
Diğer kitlesel katliamların yıldönümlerinde yapmamız gerektiği gibi, 10 Ekim’in 1. yıldönümünde de canlarımızı anma eylemlerini büyüterek diktatörün yenilgisine giden yolun sıçrama basamağı yapalım.
Kitle katliamları diktatör Erdoğan’ın karekteriyse, devrimci direniş de halklarımızın umudu ve karekteridir.