- Bilimsel temelde tartışılmıyor. Eleştirinin yerini de “küfür” alıyor; subjektif koşulları olumsuz etkilediği için “karşı devrimci” sonuçlar veriyor. Bilimsel ve ahlaki tartışmanın soruları açıktır.
VEYSİ SARISÖZEN
Demokratik entegrasyon yoluyla Kürt sorununu çözme ve çözerken devlet rejimini demokratikleştirme, en az silahlı yoldan Kürt sorununu çözmek kadar zor, karmaşık ve sonucu önceden belli olmayan bir stratejidir.
“En az” demem şundan: Demokratik entegrasyon yoluyla Kürt sorununu çözmek ile devlet rejimini demokratikleştirmek birbiriyle paralel bir süreçtir. Kürt sorununun çözümünde bir adım attığınızda, demokratikleşmede de bir adım atmış olursunuz. Demokratikleşme sürecinde bir adım atınca da çözüme bir adım daha yaklaşırsınız.
Silahlı yoldan Kürt sorununu çözme stratejisi ise demokratikleşmeyi mutlaka içermez. İsyancılar, amaçlarını devlete zorla dayatabilir, sömürgede egemenliği ele geçirebilir, bağımsızlık ilan edebilir ya da kurtarılmış bölgede federe bir iktidar kurabilir. Devlet rejimi, faşist bile olsa değişmeden kalabilir. Çözüme düşmandır ama gücü önlemeye yetmeyebilir.
Silahsız demokratik entegrasyon stratejisi, hem Kürt sorununu çözecektir hem de devlet rejimini değiştirecektir. O nedenle silahlı yoldan çözüme göre “daha kolay” bir stratejik mücadele değildir.
Her iki strateji, çözüm karşıtı devlet güçlerini geriletebilecek örgütlü bir güç ve iradeli bir mücadele gerektirmesi bakımından birbiriyle eşit ağırlıktadır.
Bu saptama sanılandan önemlidir, çünkü her iki stratejiye karar verilmesi dünya, bölge ve ülkenin somut durumunu analiz etme ve kendi gücünün sınırlarını ve imkanlarını belirleme sonucunda kesinleşir. Hangisine karar verdiyseniz tercih ettiğiniz stratejinin uygulanabilirliği, elbette kesin olmasa da “mümkün ve muhtemel başarı” vaat etmelidir.
Objektif ve subjektif koşulların analizi
O halde bugün demokratik entegrasyon yoluyla çözüm ve demokratikleşmenin mümkün ve muhtemel başarı vaat edip etmediği, önceden yazılmış kitaplara uygun olup olmadığına değil, objektif şartların analizine ve stratejiyi hayata geçirecek olan gücün bunu başarma kapasitesine bakarak kararlaştırılır. “Bu strateji Marksizme uymuyor” demek, Marksist devrim teorisinden hiçbir şey anlamamaktır. Teori, önceden yürünmemiş yolda yürümeyle oluşan zengin pratiğin “genellenmesiyle” inşa edilir. Demokratik entegrasyon stratejisiyle devrim niteliğinde çözüm ve demokratikleşme sağlandığı zaman, bu pratik Marksist teoriye kesinlikle katkı yapacak ve kitaplar, diğer devrimci pratikler gibi bu pratiği de yazacaktır. Demek ki kitapların demokratik entegrasyon pratiğini henüz yazmamış olması, bu stratejinin pratikte ne doğrulanacağını ne de doğrulanmayacağını gösterir.
İfade ettiğim gibi objektif ve subjektif koşulların analizi, bize demokratik entegrasyon stratejisinin mümkün olup olmadığı hakkında fikir verir. O halde şu andaki tartışmanın verimli kılınması için Öcalan ve Hareket tarafından yapılan objektif ve subjektif durum analizi hakkında konuşmak, bu temelde eleştirmek Marksist yöntemin gereğidir.
Ben Marksist-Leninist açıdan dünyanın, bölgenin ve Türkiye’nin şu andaki somut şartlarını analiz etmeye çalışıyorum, vardığım sonuçtan hareketle Kürt halkının potansiyel gücünün demokratik entegrasyon stratejisini hayata geçirebileceğini mümkün ve muhtemel olarak görüyorum. Buna karşılık verili objektif ve subjektif somut durumu değerlendirdiğimde Kürt sorununda çözümün silahlı yoldan ayrı devlet, federasyon ve özerklik amacına ulaşamayacağı sonucuna varıyorum. O nedenle Öcalan’ın önerdiği stratejiyi destekliyorum.
Karış çıkanların kanıtı ve alternatifi
Bu stratejiyi benimsemeyenler, Öcalan ve Hareket'in objektif ve subjektif şartlarla ilgili yaptığı analizin yanlış olduğunu ve bu stratejiye karşı silahlı yoldan çözüm ve demokratikleşmenin mümkün olduğunu kanıtlamak zorundadır. Öcalan’ın ve Hareket'in analizinden demokratik entegrasyon yoluyla sonuç alınamayacağını göstermeli, bu analiz temelinde çözüm ve demokratikleşmeye nasıl bir stratejiyle ulaşılacağına dair kendi alternatiflerini ortaya koymalıdırlar.
Şu anda ne yazık ki tartışma bu bilimsel temelde yapılmıyor. Eleştirinin yerini de böyle bir tartışma yapılmadığı için “küfür” alıyor. Bu, kabul edilemez yöntem, demokratik entegrasyon stratejisinin subjektif koşullarını olumsuz yönde etkilediği için “karşı-devrimci” sonuçlar veriyor.
Bilimsel ve ahlaki tartışmanın soruları
O halde bilimsel ve ahlaki tartışmanın sorularını soralım:
* Reel sosyalizmin dağılmasından sonra özellikle Bakurê Kurdistan’ın şu ya da bu statüye kavuşması silahlı mücadeleyle mümkün olmaktan çıktı mı, yoksa şartlar daha elverişli mi?
* III. Dünya Savaşı'nın yeni aşamasında ABD ve İsrail’in bölgede hegemonya kurması ve Rusya ile İran’ın zayıflaması, Bakurê Kurdistan’ı silahlı mücadeleyle özgürleştirmesini mümkün olmaktan çıkardı mı, yoksa şartlar daha elverişli mi?
* Yeni teknolojili silahların icadıyla gerillanın savunmadan taarruza geçerek Bakurê Kurdistan’ı özgürleştirmesi mümkün olmaktan çıktı mı, yoksa şartlar daha elverişli mi?
* 15 Temmuz darbesinden sonra devlet rejiminin diktatörlüğe dönüşmesi ardından Bakurê Kurdistan’da milis güçlerinin silahlı mücadelesiyle desteklenecek olan serhildanlar mümkün olmaktan çıktı mı, yoksa şartlar daha elverişli mi?
* Kürt Özgürlük Hareketi, reel sosyalizm sonrasında Kürt sorununu silahlı yoldan çözme stratejisine mi enternasyonal destek sağlayabilir yoksa demokratik entegrasyon yolundan çözüme mi uluslararası destek sağlayabilir?
* İsrail ya da bir başka küresel emperyalist devletin yardımıyla silahlı mücadeleye devam etmek mi Hareket’in sosyalizm amacına hizmet eder, yoksa Türk bölgesel emperyalist devletini demokratik entegrasyon yoluyla çözüme zorlamak mı sosyalist perspektife uygundur?
* Bu stratejik aşamada “sosyalizme açılan halk ihtilali” ya da “proletarya ihtilali” yoluyla sosyalizme yürümenin mi şartları vardır, yoksa inkar ve imhaya son vererek ve demokratikleşmeyi sağlayarak sınıf mücadelesinin ve sosyalizmin yolunu açmanın mı şartları vardır?
Bu sorulara verilecek cevaplar, demokratik entegrasyon stratejisinin doğruluğunu ya da yanlışlığını ortaya koyacaktır.
Devam eden ikinci kategori soruları
İkinci kategoriden sorular şunlardır:
* Kürt burjuva ve toprak beyleri, Kürdistan’ın şu ya da bu statüyle özgürleşmesini Kürdistan pazarında sömürgecilerin hakimiyetini kırmak ve pazara hakim olmak için isteyen milli bir güç mü, yoksa çoktan Türkleşmiş ve Türk burjuvazisiyle bütünleşmiş, çıkarı Kürdistan pazarında değil de Türkiye ve bölge pazarında olan bir gayrı milli güç mü?
* Kürt sorununu çözme amaçlı PKK isyanı, Kürt burjuvazisinin ve toprak beylerinin öncülüğünde mi, yoksa Kürdistan işçi ve yoksul köylülerinin bilinçli kesiminin öncülüğünde mi gerçekleşti?
* Bugün Kürt sorunu, devletin “inkar ve imha” stratejisini sona erdirme sorunu mu, yoksa “sömürge pazarını metropol pazarından şu ya da bu statüyle kopartma” sorunu mu?
* Kürdistan işçi ve emekçilerinin sınıfsal çıkarı, Türkiye kapitalizminin Kürdistan’da son 50 yılda egemen olması koşullarında, Türk işçi ve emekçileri ile birlikte Türk tekelci sermayesine ve onun devlet egemenliğine karşı birlik olmasında mı, yoksa kendini Bakurê Kurdistan’da izole etmesinde mi?
* Hareket sınıfsal yapısı gereği biçim olarak ulusal, sosyal olarak sınıfsal ve politik olarak sosyalist bir hareket olduğuna göre, Kürt sorununu çözme ve demokrasiyi gerçekleştirme yoluyla sosyalizm hedefine yürüyecekse dünyanın bugünkü şartlarında ve “sosyalizme tek ülkede geçme” pratiğinin başarısızlığı gerçeği karşısında sosyalizme dört parça Kürdistan halkının emekçileriyle, dört sömürgeci devletin emekçi halkının ittifakını kurarak “bölgesel devrim” yoluyla mı yürüyecek, yoksa Bakurê Kurdistan’da sosyalizm yoluyla mı yürüyecek?
* Bakurê Kurdistan sosyalist ulus devleti, Ortadoğu coğrafyasında ayakta kalabilir mi?
Bu soruların cevabı, hem demokratik entegrasyonun doğruluğu/yanlışlığı konusunu hem de Apocu Konfederal Komünal Ortadoğu Ortak Evi stratejisinin doğruluğu/yanlışlığı konusunu aydınlatacaktır.
O halde bu sorulara cevap verelim, “Öcalan Marksist mi değil mi” skolastik tartışmasını bir yana bırakalım.