Listeler yapıldı, kapıları çalındı, yüzbinlerce insan yerlerinden, yurtlarından alınıp götürüldüler. Götürülenler bir daha geri dönemedi. Kimi kurşunlandı, kimi süngülendi, kimi boğazlandı, kimi de kayıplara karıştı…

İttihat Terakki ve şürekâsı, Hamidiye Alayları, tehcir ve talan, inkar ve imha, kırım ve katliam… Türk tarih takviminin en kanlı sayfaları… İlk yaprağında tarih: 24 Nisan 2015’i gösteriyor.

"Soykırım" ya da "Büyük felaket" adına ne dersek diyelim bir vahşetin yaşandığı tarih... Tarihin herc û merc olduğu en uzun yıl 1915...

Ve şimdi bu vahşetin 100. yıldönümü... İttihat ve Terakki hükümetinin Ermeni Soykırımı için düğmeye bastığı 24 Nisan 1915 tarihinin üzerinden 100 yıl geçmiş. Yıllar geçmiş ama vahşetin etkisi bugün hala varlığını koruyor. Bu tarih, "Kızıl Pazar" olarak ifade edilen ve Ermeni toplumundan 235 Ermeni aydınının - ki aralarında rahip, öğretmen, avukat, politikacı, gazeteci bulunan - İttihat Terakki hükümetince tutuklanıp, bilinmeze sürüldüğü tarih. Bu tarih aynı zamanda milyonla ifade edilen bir soykırımın başlangıç tarihi.

Evet. Asırlardır bu ülkenin diğer halkları ile birlikte yan yana yaşamakta olan Ermeni halkının; kadın, çocuk, ihtiyar, hasta ayırt edilmeksizin, yurdundan, evinden, tarlasından, iş yerinden, mesleğinden devlet zoruyla koparılıp, yüz binlercesinin öldüğü, öldürüldüğü, sürüldüğü ve her türlü zulme maruz kaldığı felaketin başladığı tarihtir.

O tarihten bu yana devlet ve hükümetler, bu korkunç olayın üstünü örtmeye, olmadı hafifsetmeye, dahası meşru göstermeye çalıştı. Oysa hiçbir gerekçenin haklı gösteremeyeceği bir gerçek var ortada.

Bugün artık biliniyor ve ifade ediliyor ki; Türkiye’de burjuvazinin zenginliğinin büyük kaynağı Ermeni malları ve ganimetidir. Buna kimi Kürt aşiretleri de ortaktır.

Korku ve paranoyalarımız, önyargı ve ezberlerimiz kimliğimizi kemirmeye devam ediyor. Önyargılarımızı sorgulamaktan kaçınmak, gerçeklerden ve kendimizden kaçmak anlamına da gelir... Kendinden kaçış ise kabullenilmesi zor bir fatura koyar önümüze.

***

Gerçekler, birtakım yaftalarla ve manüplasyonlarla inkar edildi ya da çarpıtıldı. Çünkü yüzleşemediğimiz şeylerin bir dehşet yanı vardır. Bunu bilir ve o dehşetle yüzleşmekten korkarız. İster birey, ister toplum katında olsun daha iyi bir gelecek için geçmişle yüzleşmek gerektiğini söyler konunun uzmanları. Tarihsel ve toplumsal gerçeklikten kopuk tartışmalar ve atışmalarla hiçbir sorun çözülmez. Tarihiyle yüzleşemeyen, parazitlerinden arınmamış bir ülke, bünyesinde hala birçok hastalığın hüküm sürdüğü bir ülkedir.

Geçmişin bütün hukuksuzluğunu toplumsal belleğin unutkanlığına havale ederek sağlıklı bir toplum oluşturamayız. Artık papağan gibi tekrarlayıp durduğumuz ezberleri bırakıp sorgulamalı ve yüzleşmeliyiz. Ezberlerin değişikliğe uğrayacak oluşu bizde önce tedirginlik uyandırabilir. Ancak bir değere bir gerçeğe varılmak isteniyorsa bu tedirginliği yaşamak zorundayız. Çünkü aslolan, adil ve insani olan, bu tarihsel gerçeğin kabul edilmesidir. Bu kabul ve isteği gerçekleştiremediğimiz içindir ki yara 100 yıldır kanamaya devam ediyor...

Bu acı hepimizin, bu yas hepimizin yası...