- Dayandığı devlet sayesinde “ticaret hayatı"na Ermeni mallarına çökerek başlayan Koçların, 100. yılında “Unutulmaz Kürt düşmanlığıyla dolu 100’ü” de en pespaye haliyle görüldü.
HEVAL TAHA
Bugünlerde kuruluşunun 100. yılını kutlayan Koç Holding’in en kıdemlisi Rahmi Koç’un İzmir’de katıldığı bir hastane açılışında Kürtlere yönelik ırkçılığı kimseyi şaşırtmamalı. Koç’un cinsiyetçi kadın düşmanlığı ile harmanladığı seviyesizliğe kahkalarla eşlik eden AKP’li başbakan eskisi Binali Yıldırım da bu tavrıyla ırkçılığın münferit bir olay değil, ortak bilinçleri olduğunu teyit etti. Erdoğan iktidarının Kürtlere bakışını gözler önüne serdi. Koç-Yıldırım ikilisi, pespayelikleriyle bu ülkede sermaye-siyaset ikilisinin Kürt düşmanlığı dağarcığını bir kez daha ortalığa saçmakta beis görmedi.
Türk zenginlerinin Rahmi Koç’la ayyuka çıkan bu ırkçılığının tarihsel bağları dikkate değerdir. Bir haftadır süren 100. yıl kutlamalarına iktidara bağlılığını, 'Anıtkabir'i ziyaret ederek gösteren Koç, ardından bugün varlığına müsade eden siyasi iktidarın kapılarını tek tek çalarak bağlılığını tazeledi. Koç sermayesi, bu ırkçı ve tekçi Türklük ideolojisinin bir ürünü olarak ortaya çıktı.
Ermeni Katliamı, Koç sermayesinin gelişmesinde bir dönüm noktası oldu. Osmanlı’nın 1915 Ermeni Katliamı, aynı zamanda bir servete çökme operasyonudur. Katliam anıldığında doğal olarak akla ilk olarak katledilen Ermeniler, yani can kayıpları geliyor. Sözü edilen 1,5 milyonu aşkın insanın acısını öncelememek, insanlığa halel getirir. O yüzden ilk olarak katledilenleri anıyoruz. İnsan olduğumuzu hatırlamak için buna ihtiyacımız da var. Gelin görün ki; bu toprağın kadim halklarından olan bu insanların bin yıllara dayanan maddi manevi ve birikimleri de bu katliamla birlikte talan edildi. İttihat ve Terakki’nin, Teşkilatı Mahsusa çeteleri eliyle insansızlaştırılan bu topraklardaki tüm birikimi de Osmanlı iktidarı ve uzantıları tarafından savaş ganimeti olarak bölüşüldü. Kadim bir toprak ve bugünkü söylemle belki de milyarlarca dolarlık bir servet el değiştirdi. Ermeni halkının serveti, kılıç zoruyla “Müslümanlaştırıldı”.
Bu servetin içinde evler, arsalar, geniş araziler, köyler, bağlar, bahçeler, bankalardaki paralar, nakit paralar, altın, mücevher, kiliseler, manastırlar, okul binaları, hastaneler, işletmeler, dükkanlar, fabrikalar, hayvanlarıyla birlikte ağıllar, tarım ekipmanları, cemaat ve vakıf malları. Liste uzadıkça uzuyor.
Tarihçi Şerif Mardin’in “Jön Türklerin Siyasi Fikirleri/1895-1908” kitabından bir alıntı ile konuya bir başka zaviyeden bakalım. Şerif Mardin, şöyle diyor: “İstanbul'da yerli gazetelerden daha fazla okunan gazetelerden biri Kazan'da Gaspıralı İsmail Bey'in çıkardığı Tercüman gazetesiydi. Bu gazetenin sayılarına bakmadan başkent aydınları üzerindeki etkilerinin ne olabilmiş olacağını kestirmek zordur. Fakat, 1895 yılı sayılarının birinde çıkan çok ilginç bir inceleme bu etkiyle ilgili bir ipucu sağlamaktadır. Tercüman'ın (Kemal Ilıcak-Nazlı Ilıcak ikilisinin Tercüman Gazetesinin ismi bu gazeteden geliyordu) söz konusu sayısında tarihin iktisadi yorumunun (Türkçeyle ifade edilmiş) ilk örneğine rastlanıyordu. Gaspıralı tarafından yazılan bu parçanın tezi, Ermeni sorununun esas itibarıyla bir iktisadi sorun olduğu ve çözüm yolunun Türkleri Ermeniler kadar iktisaden verimli yapmaktan ibaret olduğu noktasında toplanıyordu”(Say.46-47)
Görüldüğü üzere Ermeniler bir “sorundur” Osmanlı için. Yapılması gereken “Türkleri de Ermeniler kadar zenginleştirmektir”. Hangi yolla sağlanacak bu zenginleşme? Kökleri Urartu uygarlığına uzanan Ermenilerin bu kadar sürede yarattığı zenginliğe Türkler nasıl eriştirilecek? Gaspıralı’nın söz konusu makalesi ile 1895-96 pogrom ve katliamlarının aynı döneme denk gelmesi elbette tesadüf değil, 1915’in hazırlığıdır.
Gaspıralı’nın ve çırağı Yusuf Akçura’nın İttihat ve Terakki ile Cumhuriyet’in Türkçülük ideolojisi üzerindeki etkisi büyüktür. Ermeni Katliamı gerçekleştiğinde Osmanlı’da İttihat ve Terakki iktidardadır. Gaspıralı’nın 1895 tarihli makalesinden 20 yıl sonra gerçekleşen katliamın ardından hem Türkler, Ermenilerden daha “zengin” oldu hem de “sorun” olan Ermeniler ortadan kalktı.
Ne oldu milyonlarca Ermeni’nin bin yıllardır yarattığı maddi manevi değerlere? Kimler çöktü? Buradan bakıldığında Koç Holding’in tarihi ibret verici bir “başarı” hikayesi olarak çıkıyor karşımıza. Başarının “mimarı” Vehbi Koç, 1992'de 32. Gün programına verdiği röportajında ne tesadüftür ki; 1915 Ermeni Katliamı'ndan iki yıl sonra 1917’de, sadece 17 yaşındayken eğitimsiz bir insan olarak “ticarete atıldığını” ve o zamanki Türk tebaanın durumunu aynen şöyle anlatıyor: “Türkler askere giderler, hocalık yaparlar, bakkallık yaparlar, bekçilik yaparlar, arabacılık yaparlar. Türklerin vazifesi buydu. Öbürleri askerlik yapmazlardı. Onlar bedel verirlerdi, askere gitmezlerdi. Türkler giderler askere ölmeye, hasta olmaya. Onlar muazzam para kazanırlardı Ankara’da. Katolikler, Ermeniler, Museviler büyük para kazanırlardı ve en güzel yerlerde yaşarlardı. Biz onlara hayran hayran bakardık. Onlar ihracatla meşgul olurlardı, ondan sonra elbise işleriyle, mensucat işleriyle onlar meşgul olurlardı. Yani aklınıza ne gelirse hepsi onların elindeydi. Musevilerin, Rumların, Ermenilerin, Katoliklerin ellerindeydi. Her ticaret. Öyle bi imreniyordum, öyle bi imreniyordum ki; Allahım bana da bunlardan birisini ver, deyip çalışmaya karar verdim. Onları gördükçe boyna sinirlenirdim, ben de bunlar gibi olacağım, derdim ve ondan sonra okumamaya karar verdim.”
Röportajın devamında, fakir babasının, kendi deyişiyle “tamahkarlığından” dem vuran Koç, "babam eşeğin de atın da ucuzunu alırdı. Ermenilerin eşekleri Kıbrıs’tan gelir kulakları dik, bizim eşeklerin kulakları yatıktı, atın arpasından çalıp ona verirdim ama yine de olmazdı" diyor. Ermeni’nin eşeğinin kulağının dikliğini kıskanan pespayelik… İşte tam da bu nedenle Koç Ailesi'nin temsil ettiği çökme sermaye, bir türlü “burjuvaziye” dönüşemedi, ellerinde sadece ırkçılık kaldı.
Prens Sabahattin, “Türkiye nasıl kurtarılabilir” kitabında, Osmanlı’nın Türk tebaasının sorununun devlete ya da ailesine yaslanmış üretimden yoksun vasıfsızlık olduğunu yazar. Vehbi Koç bu vasıfsızlardan biriydi. Dayandığı devlet sayesinde “ticaret hayatına” Ermeni mallarına çökerek başladı. Koç’un ticarete başladığı Ankara’da bugün kaç Ermeni ticaret erbabı kaldı bilinmez ama Koç Ailesi'nin ırkçılığı baki. 100. yılını “Unutulmaz yüzlerle dolu bizim 100’ümüz” sloganı ile kutlayan Koç Ailesi'nin “Unutulmaz Kürt düşmanlığıyla dolu 100’ü” de tekrar görülmüş oldu.