- Erdoğan’ın hedefi, çözüm değil. Erdoğan, elinde tuttuğu yasama gücünü kullanarak süreci esir alıp kendi siyasal iktidarının devamını sağlama peşinde.
HEVAL TAHA
Yüzyılı aşkın bir süredir bölgenin en temel sorunlarından olan Kürt inkarı konusuda çözümün parçası olmak, ancak o sorunun çözümüne ilişkin bir programınız olmasıyla mümkün. Bugün sürmekte olan Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde adı geçen taraflardan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Kürt Özgürlük Hareketi ve devlet tarafı (Norm devlet) bu meselenin birinci derece muhataplarıdır. Meclis'in (dolayısıyla sivil siyasetin) buradaki işlevi, ortaya çıkacak sonuca göre yasal düzenlemelerin uygun bir zamanlamayla yaşama geçirilmesini sağlamaktır.
Kürt tarafının hazırlığı var
Burada önem kazanan şey, tarafların konuya ilişkin (barışa dönük) çözüm önerilerinin içeriğidir. Öcalan’ın, Kürt halkının Kürdistan’ın dört parçasında da özgürleşmesi ve yeni bir toplum inşası üzerine çok ciddi bir külliyatı var. Öcalan’ın, sorunun siyasal, sosyal, ekonomik, ekolojik, kadın özgürlükçü, toplumsal cinsiyet eşitliğini de kapsayan bir bütünsellik içerisinde çözümünü ortaya koyan bir müktesebatı mevcut. Yine Kürt Özgürlük Hareketi sorunun çözümüne ilişkin örgütlü toplumun inşasına dair son derece güçlü bir teorik ve pratik birikime sahip. Bu ortak birikimin bir sonucu olarak Öcalan, Kürt Özgürlük Hareketi tarafından 'başmüzakereci' olarak ilan edildi.
Devletin inkar politikası var
Devlet tarafının bu inkarın kalıcılaşması ve sürdürülebilirliği konusunda büyük bölümü zora dayalı bir politik birikimi mevcut. Devlet, tüm yapılanmasını Kürt inkarı üzerine inşa etmiş. Güvenlik konsepti buna göre oluşturulmuş, ceza yasası bu inkar temel alınarak şekillendirilmiş. Dış politikası ve uluslararası ittifakları, tamamen bu inkarın sürdürülebilmesi üzerine inşa edilmiş. Devletin eğitim müfredatı, başından sonuna bu inkarı kanıtlama üzerinde inşa edilmiş. Devlet, bu konuda hemen hiçbir konuda olmadığı kadar ciddi bir pratiğe sahiptir. Cumhuriyet'in demokratikleşememesinin kaynağında da bu inkar pratiği yatıyor.
Temel ilke Kürt inkarı olunca demokratikleşememek kadar rejimin cumhuriyetleşememesi gibi çok ciddi bir sorun ortaya çıktı. 1923-1950 arası Kürdistan’ın 12 ilinde sandık kurmadan atama vekiller ile yürütülen rejim, doğal olarak gerçek bir cumhuriyet de olamadı. Cumhuriyet, Kürt inkarından ötürü demokratikleşemedi.
Siyaset bilimine göre cumhuriyet rejiminin ön şartı, cumhurun (halkın) demokratik katılımıyla mümkündür. Bunun olmazsa olmaz gerekliliği de adil seçimler yoluyla halk temsilinin sağlanmasıdır. Adil olmayan seçimlerle oluşturulan meclis cumhuriyetin diktatörlükler tarafından kullanıldığı rejimlerdir. “100 yıllık cumhuriyet"te bugün bile seçim yasasının konuşulması da hala gerçek bir cumhuriyet olamamaktan kaynaklıdır. Bugün demokratikleşmenin sağlanamadığı konusundaki ortak kanaatin kaynağında da bu inkar üzerine inşa edilmek istenen “Cumhuriyet” var. Kürt inkarının ortadan kaldırılması, bir rejim olarak cumhuriyetin de gerçek anlamda yeniden inşası anlamına geliyor.
İktidarın çözüm politikası yok
Bu nedenle Kürt inkarının giderilerek demokratik bir toplum inşası için konuya dahil tarafların kendilerine ait bir çözüm önerisine sahip olmaları olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Bugün yürütülmekte olan sürecin temel sıkıntısı da iktidarda olan AKP’nin ve onun başındaki Erdoğan’ın bu konuda bir programlarının olmamasıdır. Her seferinde “Tek millet” diye başlayan bir dörtlemeyi terennüm eden Erdoğan’ın doğru bir çözüm önermesi de beklenemez.
Erdoğan ve AKP, masada demokrasisi olmadığı için gerçek kimliğini bulamayan cumhuriyet gibi kendilerine ait hiçbir önerisi olmayan bu bağlamda yok hükmündeki iktidarı temsil ediyor. Sürecin doğru bir sonuca ulaşması için iktidarda olan partinin ve onun lider kadrosunun ihtiyaç duyduğu müktesebata ne Erdoğan ne de AKP sahip.
Bir daha tekrarlayalım; Kürt inkarı, bir devlet politikasıdır. Sistem partileri, bu bağlamda bu devlet politikasının birer uygulayıcısı olmanın ötesine geçemez. Bu konuda kendisine ait bir programı, çözüm önerisi olan düzen partisi de yoktur. Devletin tarafı olduğu çözüm süreçlerinde siyaset kurumu çözümün önünü açmak ve barış talebinin toplumsallaştırılması konusuda bir rol üstlenebilir. Bunu yaparken asgari düzeyde ihtiyaç duyacakları şey, konuya ilişkin kendilerine ait gerçek manada bir demokratikleşme programlarının olmasıdır.
Erdoğan'ın milliyetçi ümmetçiliği
Erdoğan’ın inandığını iddia ettiği İslam’a da aykırı tekçi ümmetçiliği ile yeni bir toplum inşasına katılması mümkün görünmüyor. Erdoğan’ın “milliyetçi ümmetçiliği” Medine Sözleşmesi’nde var olan çoğulcu, kapsayıcı, eşitlikçi ümmet tarifinin dahi çok uzağındadır. Erdoğan’ın pratiği milliyetçi, tek tipçi bir ümmetçiliği dayatıyor. Erdoğan’ın ümmetçiliği “tek millet” ümmetçiliğidir ki bugün ihtiyaç duyulan demokratik toplum inşasına hiçbir katkısı olamaz. Erdoğan’ın 24 yıllık iktidarı boyunca ortaya koyduğu demokratikleşme pratiğinin de kıymete değer bir yanı yok. 1990'lı yıllarda “demokrasi” mücadelesi adı altında türban eylemlerine “destek” veren Erdoğan’ın iktidarına karşı eylem yapan türbanlı kadınların sokak ortasında polisler tarafından taciz edilmesi, kameralar tarafından tespit edildi. Erdoğan’ın “demokrasi anlayışı” da kendi iktidarını ayakta tutmakla sınırlıdır. Çok açık ki; ne Erdoğan'ın ne de AKP’nin bir demokrasi müktesebatı vardır.
Yasa konusundaki tutumu açıktır
Tüm bunlar göz önüne alındığında demokrasi inşası anlamına da gelen Demokratik Toplum Süreci’nde Erdoğan’ın bir varlık göstermesi ve yapıcı bir katkı sunması düşünülemez. Nitekim iktidar olması hasebiyle sürecin önünü açacak yasal düzenlemeyi yapmakla yükümlü AKP’nin tutumu bunun en somut kanıtı olarak orta yerde duruyor. AKP’nin bir yılı aşkın süredir devam eden “yasa” çalışmaları taslak olmanın ötesine geçemedi. Aslına bakılırsa bahse konu taslağın varlığı da ciddi şüpheler barındırıyor. Erdoğan’ın bir süredir her kabine toplantısı sonrası sürecin toplantıda ele alındığını söylemesi de ortada olmayan bir taslağı kamuoyuna varmış gibi gösterme ikiyüzlülüğünün bir parçası.
Çok açık ki; Erdoğan’ın hedefi çözüm değil. Erdoğan elinde tuttuğu yasama gücünü kullanarak süreci esir alıp, kendi siyasal iktidarının devamını sağlama peşinde. Erdoğan’ın süreci araçsallaştırarak kendi bekasını ayakta tutmaktan başka hesabı yok. Tam da bu nedenlerden ötürü Erdoğan çözümün parçası olmaz.