100 yıllık inkâra Kürt entelektüellerinden cevap

Dosya Haberleri —

Kürtler ve Cumhuriyet

Kürtler ve Cumhuriyet

  • Kurdistan’ın 4 parçaya bölünmesine sebep olan Lozan Antlaşması’nın 100. yılı olan 2023’ten sonra, tarihin hem Kürtler hem de devlet açısından farklı akacağını söylemek mümkün. Tam da böyle bir süreçte Ayhan Işık, Gülay Kılıçaslan, Behzat Hiroğlu, Kübra Sağır ve Çağrı Kurt’un editörlüğünde 1015 sayfalık “Kürtler ve Cumhuriyet” kitabı Dipnot yayınlarından çıktı.
  • Kitabı hazırlayan editörler, "Cumhuriyet’in 100 yıllık tarihi boyunca Kürtler ve Kurdistan meselesinin çoğunlukla inkâr politikalarıyla çözülmeye çalışılan en temel tartışma alanlarından biri olduğu da aşikardır. Cumhuriyet’in ve Kürtlerin bu süreçteki etkileşimlerinin boyutları konusunda ise kitaptaki 100 metnin her biri bu sorunuza farklı bir yönden cevap verebilecek niteliktedir" dedi.

MIHEME PORGEBOL

2023 yılı hem Kürtler hem de Türkiye Cumhuriyeti devleti açısından önemli bir kırılma dönemine işaret ediyordu. Daha doğrusu hem Türkiye Cumhuriyeti devletinin hem de uluslararası bir konsensüsle Kurdistan’ın 4 parçaya bölünmesine sebep olan Lozan Antlaşması’nın 100. yılı olan 2023’ten sonra, tarihin hem Kürtler hem de devlet açısından farklı akacağını söylemek mümkün. En azından karşılıklı talepler ve karşıtlığa ilişkin müttefik arayışlarının başka bir boyuta taşınacağı aşikâr. Tam da böyle bir süreçte Ayhan Işık, Gülay Kılıçaslan, Behzat Hiroğlu, Kübra Sağır ve Çağrı Kurt’un editörlüğünde 1015 sayfalık “Kürtler ve Cumhuriyet” kitabı Dipnot yayınlarından çıktı. Kitap Kürtlerin devletle, devletin de Kürtlerle ilişkilerine odaklanan, toplamda 103 yazarın katkıda bulunduğu, birbirinden farklı bağlamda 100 farklı konu ele alınıyor. Haliyle kitap ve ele aldığı konuları bir röportaja sığdırmak mümkün değildi ancak kitabın önemi tartışılmaz. Uzun zamana yayılan bir emek sonucu ortaya çıkan bu kitap aynı zamanda Kürt akademisinin kendi toplumuna ilişkin meselelere dair karnesi de sayılabilir. İşte biz de Kürtler ve Cumhuriyet kitabı, Kürt akademisinin genel durumu ve bu duruma ilişkin önerilerini kitabın 5 editörüne sorduk.

Kürtler ve Cumhuriyet kitabının ortaya çıkma serüveninden bahseder misiniz? Kitap fikri nasıl ve hangi ihtiyaçtan ötürü ortaya çıktı?

Kürtler ve Cumhuriyet, fikir düzeyinde ilkin Ayhan Işık tarafından editör ekibi ile paylaşılan bir öneriydi. Önerinin arka planında en genel haliyle şöyle bir soru vardı: Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılı vesilesiyle kutlama, anma veya değerlendirme kategorilerinde birçok akademik etkinlik organize edilecekti, peki bu çalışmalarda Kürtler ve Kurdistan nasıl ele alınacaktı? Bu sorunun cevabını ya da yayınlanacak olası çalışmaların akıbetini “kaygı” ile beklemektense bir adım öne çıkıp harekete geçmenin daha uygun olacağı konusunda editör ekibi olarak ortaklaştık. Zira bahse konu olan Türkiye Cumhuriyeti ile Kürtler ve Kurdistan arasındaki etkileşim olduğunda, bu netameli alanda hakkaniyetli ürünler ortaya çıkarmanın ve sansür yahut oto-sansür süreçlerine maruz kalmadan çalışma yürütebilmenin pek de kolay olmadığı kanaatindeydik. Bu kanaatlerimiz bizleri sorumluluk almaya, Kürtler ve Cumhuriyet projesinin tasarlanmasına, nihayetinde bunun için kapsamlı bir organizasyonel hazırlık yapmaya sevk etti.

Ayhan Işık

Halihazırda Rojava ve Başur’daki birkaç üniversite dışında, Kürt üniversitesi kategorisinde yok denecek kadar az okul/kurum varken doktora ve doktora sonrası çalışan bu kadar çok sayıda Kürt akademisyeni bir araya getirmek zor olsa gerek. Biraz bu aşamadan bahseder misiniz?

Kitap çalışmasının amacı Kürtler ve Türkiye Cumhuriyeti arasındaki etkileşimi sosyal bilimler penceresinden sorgulamak olduğu için hem konu başlıklarının hem de içeriklerle uyuşan yazarların tespiti hususunda Kuzey Kurdistan alanına odaklandık. Fakat Kuzey Kurdistan, henüz temel eğitim aşamasında bile Kürtlerin okullaşma imkanlarının/haklarının olmadığı bir yerdir ve burada bilenen anlamı ile üniversite düzeyinde bir ‘Kürt Akademisi’nden bahsedebilmek söz konusu değildir. Öte yandan, 1990’larda parmakla sayılabilen akademisyen/araştırmacı sayısının bugün kısmen Kuzey Kurdistan ve Türkiye’de fakat daha çok Avrupa ve Kuzey Amerika’da umut verici seviyede olduğu görülmektedir. Her geçen gün nicel/nitel olarak gelişen bu seviye, kurumsal anlamda henüz var-olamayan Kürt Akademisi’nin bir ağ olarak kendisini organize edebilmesini mümkün kılmaktadır. Sorunuzun cevabının da Kürt Akademisi’ne içkin olan organizasyonel kapasitenin harekete geçirilmesi ile bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Bir örnek verecek olursak: Çalışmaya katkı sunması için davet ettiğimiz yazar arkadaşlarımızın birçoğu sadece kendilerinden talep edilen makaleleri kaleme almamış, aynı zamanda kitap projesini sahiplenerek onun hayata geçirilmesi ve geliştirilmesi adına fikri ve pratik düzeyde önemli katkılar yapmışlardır.

Kitabınızda yer alan yazar ekibini kastederek soruyorum: Kürt Çalışmaları bağlamında üreten bu kadar çok sayıda akademisyen ve araştırmacı varken, Kürt entelektüelleri sosyal ve siyasal yaşamda neden görünür değiller? Farklı bir deyişle, Kürt toplumu ile Kürt akademisi arasında nasıl bir etkileşim var?

Bir önceki soruya atıfla, Kürt Akademisi’nin henüz kurumsal bir bağlama sahip olmaması ile Kürt entelektüellerinin sosyo-politik görünürlükleri arasında negatif bir diyalektiğin olduğu söylenebilir. Örneğin; genel anlamıyla sosyal bilimler spesifik olarak Kürt Çalışmaları alanında ciddi bir emekle doktorasını tamamlayan herhangi bir kişinin bugün akademi ile bağlantılı iş alanları üzerinden hayatını idame ettirme şansı oldukça düşüktür. Doğal olarak, uzunca bir süre doktora çalışmasını hazırlamak amacıyla iş-piyasasından uzak kalan bir kişinin akademi dışında ekonomik/ticari bir çerçeve geliştirmesi gerekmektedir. Dikkatinize sunmak istediğimiz bu çerçeve, kendilerine biçilen ‘mamoste’ rolünü oynayamayan ve edindiği akademik deneyimleri paylaşacak ya da geliştirecek bir zemin bulamayan Kürt entelektüellerinin trajedisine işaret etmektedir. Başka bir deyişle, bir idealist-varsayım olarak topluma sosyo-politik açıdan öncülük yapmak ile bir kaçınılmaz-son olarak gündelik ihtiyaçlarını karşılamak adına hayatta kalma mücadelesi vermek arasında salınımda olan bir kategoriden bahsetmekteyiz. Bu yüzden Kürt entelektüellerinin içinde bulunduğu yapısal handikapları, yani genel anlamı ile akademik dünyanın sunduğu ekonomik kaynakların darlığını ve özelde ise Kürt Akademisinin kurumsal güvencelerden yoksun olmasını göz ardı ederek değerlendirmede bulunmak hakkaniyetli olmaz.

Bu hususta üzerinde durulması gereken diğer bir konu da kurumlaşmaya çalışan Kürt akademisi ile Kürt sermayesi arasındaki ilişkidir. Nitel ve nicel açıdan ciddi bir gelişme gösteren Kürt akademisinin ve çalışmalarının global ölçekte hala yeterli düzeyde yer bulamadığı söylenebilir. Maalesef günümüz dünyasında akademik çalışmaların kurumsallaşması ile devlet olmak arasında (finansal yeterlilik ve diplomatik tanınma açılarından) doğrudan bir temasın varlığından bahsedilebilir. Dolayısıyla Kürtlerde bu rolü üstlenmesi gereken aktörlerden biri iş çevreleridir. Bu çevrelerin enstitüler, vakıflar ve düşünce kuruluşları aracılığıyla hem Kürtlere dair nitelikli araştırmaların yapılabildiği hem de araştırmacıların istihdam edilebildiği kurumlar oluşturmakta yeterince başarılı olmadıklarını ifade edebiliriz.

Bunun yanı sıra, Kürt Çalışmalarının ve bu alanda çalışma yürüten araştırmacıların sürekli olarak kriminalize edilmesi ve bu alanın da sömürgecilik dinamiklerinden azade olmamasının da bu yapısal sorunların en temel belirleyenlerinden biri olduğunun altını çizmek gerekir.