
Irkçılığa dayalı TEK-TEK’çi Türkiye siyaseti dönüp dolaşıp “Kürtler ne istiyor, Kürtler daha ne istiyor?” noktasına geliyor. Kürtler ne istediklerini birçok kez açık olarak dile getirdiler. Yani yüz yıldır her fırsatta ve her yolla Kürtler istediklerini açıkça ortaya koydular. Kürtler bütün halklar gibi temel insan haklarına sahip olmak ve onlarla birlikte eşit-özgür-barış içinde bir yaşam istiyorlar. Bu nedenle soruyu tersine çevirmek daha doğru olur:
Siz Kürtlerden ne istiyorsunuz?
Dünya Anadil Günü vesilesiyle mecliste anadillerinde 3-5 cümle kuran milletvekillerine bile anlayış göstermeyen bir ırkçı zihniyet hangi sorunu çözebilir ki?
Uzun süren görüşmeler ve diyalog süreci sonunda 28 Şubat 2015, Dolmabahçe mutabakatında Kürtlerin istemleri açıkça ilan edildi. Ancak kısa süre sonra Erdoğan bu mutabakatı kabul etmediğini ilan ederek Kürtlere karşı her alanda acımasız bir savaş başlattı. “Entegre” diyalog ve çözüm süreci entegre inkar, intikam ve imha sürecine döndü.
Erdoğan diktası Kürtlerle birlikte barışçı bir çözümde anlaşmak yerine Kürtlere karşı herkesle anlaşıp DAİŞ-Nusra-HTŞ vb. çeteleri Kürtlerin üzerine sürerek bir imha harekatı başlattı ve hala sürdürüyor.
DAİŞ’in Kobanê’de bozguna uğraması Kürt düşmanlarının birleşik cephesini korkuttu. Bu korkuyla iyice birbirlerine sarıldılar.
Kürtlere yönelik inkar ve imha harekatı Sayın Öcalan üzerindeki hukukdışı tecrit uygulamasıyla zirveye çıktı.
İşin daha da vahim yanı Erdoğan diktatörlüğü ile çıkar ilişkileri içinde olan küresel ya da bölgesel güçlerin de bu inkar ve imha harekatına gizli ya da açık destek vermesi, onaylamasıdır.
Tabii ki bu güçlerin, Erdoğan çetesinin bütün işgal-imha politikalarını sonsuza kadar desteklemesi mümkün değildir. Halkların direnişi ve dayanışması bu oyunları da bozacaktır. Her güç sonunda kendi çıkarlarına göre bir politika izlemektedir. Kendi aralarında da çelişki ve sürtüşmeler sürüyor.
Süper devletler ve bölge devletleri arasında çeşitli isimler altında birçok toplantı, zirve yapılıyor. Bir o kadar da kamuoyuna yansımayan gizli temaslar vardır. Hiçbirinde Kürtler yok. Kürtler ne istiyor diye soranlar Kürtleri dinlemek zahmetine katlanmıyor. O zaman şunu bilmeliler ki Kürtlerin evet demediği hiçbir anlaşma onlar için geçerli değildir ve suya yazılmış yazı olmaktan öte gidemez.
Öcalan üzerinde süren tecrit aslında Kürt halkı üzerinde sürdürülmektedir.
Issız ve sessiz karanlık içinde boğulmak istenen Öcalan şahsında tüm Kürdistan halkı ve dostlarıdır.
İşte Leyla Güven bu ıssız karanlığı yırtan bir kıvılcım gibi, herkese bir çağrı gibi başlattığı açlık grevini 108 gündür sürdürüyor. Bu çığlık kısa sürede diğer zindanlarda da yankılandı. Zindanlardan sonra Kürtlerin yaşadığı her yere yayılıyor. Dünyanın her yerinde haktan, hukuktan yana olan insanlar da bu çığlığa katılıyor. Hala bu çığlığı duymuyor musunuz?
Kürtler her dilden barış, çözüm ve adalet dedi duymadınız. Milyonlarca insan ve dağ taş dile gelip “Öcalan’a özgürlük” dedi görmediniz.
Şimdi yeni yasaklarla, zulümle özgürlük ateşini söndürmeye çalışıyorsunuz.
Erdoğan ve Soysuz çömezi aldıkları yeni silahlarla fiyaka yapıp özgürlük isteyen halka diz çöktüreceğini ilan ediyor.
Ama insanlar kendisi birer bomba ve ateş topu haline geliyor. Hala görmüyor musunuz?
İradesine sahip çıkan bilinçli bir insan karşısında sizin tanklarınız, İHA’larınız, SİHA’larınız kar etmedi ve etmeyecek. Anlamıyor musunuz?
Bildiğiniz ve anladığınız her dilden anlatmak görevimiz olsun.
“Tankınız ne güçlü generalim,
Siler süpürür bir ormanı,
Yüz insanı ezer geçer.
Ama bir kusurcuğu var;
İster bir sürücü.
Bombardıman uzağınız ne güçlü generalim,
Fırtınadan tez gider, filden zorlu.
Ama bir kusurcuğu var;
Usta ister yapacak.
İnsan dediğin nice işler görür, generalim,
Bilir uçurmasını, öldürmesini, insan dediğin.
Ama bir kusurcuğu var;
Bilir düşünmesini de.“
Bertolt BRECHT