• 11 Eylül, Batı'da aşırı sağcı, ırkçı ve faşist hareketler için bir dönüm noktasını oluşturdu. İçlerinde 'entelektüel' bir yeniden yapılanma yaşandı. Hiyerarşik ırkçılık, yerini “kültürel” bir ırkçılığa bıraktı.

ALİ ARAYICI

11 Eylül saldırıları, ABD emperyalizminin küresel konumunu nasıl yeniden şekillendirdi? 2001'den bu yana saldırıların etkisi ve mirası çok yönlü oldu. En önemli sonucu, saldırının ardından “Teröre Karşı Savaş” ilan ederek, güvenlik önlemlerini sıkılaştırması oldu. ABD’nin bu saldırılara verdiği tepki, hem hükümetin en üst kademelerinde hem de halk arasında hissedilen şokun büyüklüğüyle orantılıdır. Eşi benzeri görülmemiş saldırının yol açtığı 2 bin 977 kişilik can kaybı karşısında şok yaşayan ABD, dünya çapında cihatçılığı ortadan kaldırmayı amaçlayan bir dizi önlemi hızla yaşama geçirdi.

ABD’de 11 Eylül 2001’de meydana gelen saldırılar, Batı demokrasilerinde aşırı sağcı, ırkçı ve faşist hareketler için bir dönüm noktasını oluşturdu. İçlerinde 'entelektüel' bir yeniden yapılanma yaşandı. Bu siyasi oluşumların, esnek olmaları ve o anki ruh haline uyum sağlamaları gibi bir özelliği vardır. Uzun süredir en radikal kesimlerde hakim olan, hiyerarşik ırkçılık, yerini “kültürel” bir ırkçılığa bıraktı. Bu ırkçılık, medeniyetler çatışması teorisiyle de özdeşleşiyor. Artık, saldırılar göçmenlere yönelik değil, kesin bir şekilde uyrukları ne olursa olsun İslam’a ve Müslümanlara yöneldi. Onlar hedef alındı. Müslüman kesimler, kültürlerinin Batı toplumlarıyla “uyumsuz” olduğu gerekçesiyle bir tür 5. kol oluşturmakla suçlanıyor. İslam, artık savaşçı ve fetihçi bir mantığa sahip siyasi bir din olarak görülüyor.

Fransa'daki yansıması

Fransa’da, 11 Eylül’den bu yana Ulusal Birlik Partisi (RN) ve Yeniden Fetih (R) hareketi gibi aşırı sağcı, ırkçı ve faşist partilerin geçirdiği dönüşümü en iyi yansıtan akım; ulusal “kimlikçi” akımdır. Milliyetçi-devrimci (NR) hareketlerden ortaya çıkan bu hareketin üyeleri, kendilerini milliyetçi, antikapitalist ve antikomünist olarak tanımlıyor. Liberal sistemi ve “kozmopolitizmi” reddettikleri için anti Amerikancı bir tutum sergiliyorlar. Aynı zamanda,  aşırı olarak bir anti Siyonizm tutumu benimsiyor. Özellikle, antieşitlikçilik ile ırkçılığı savunan bir düşünce okulu olan, "yeni sağ" olarak tabir edilen akımdan güçlü bir şekilde etkilendi. "Kimlikçilik", 2001 saldırılarının hemen ardından ortaya çıktı.

2010’ların başında cami inşaatlarına karşı eylemleri, Müslümanların sokak namazlarına karşı düzenledikleri “sosis-şarap ikramlı kokteyller” ya da “geri dönüş için göç ve İslamlaşma karşıtı konferanslar” ile adlarını kamuoyunda duyurdular. Bugün, bu hareketin eski kadrolarından birçoğu, Marine Le Pen'in aşırı sağcı, ırkçı ve faşist Ulusal Birlik Partisi’nde (RN) görülebilir. Özellikle de Yeniden Fetih (R) Hareketi lideri Eric Zemmour’un ya da Avrupa Parlamentosu milletvekili Marion Maréchal, Le Pen’in çevresinde. Her ikisi de  İslam’a karşı son derece düşmanca bir söylem geliştiriyor.

ABD'nin 'terör' takıntısı

11 Eylül saldırıları, ABD’yi nasıl bir terörle mücadele takıntısına sürükledi? Bugüne kadar ABD’de devlet işleyişinde bir değişiklik oldu mu? ABD'yi ve dünyadaki konumunu yeniden şekillendirdi mi? Bu soruların yanıtı evet olarak verilebilir. En büyük değişiklik, televizyon haberlerinden de izlenilen İç Güvenlik Bakanlığının kurulmasıdır. Bu bakanlıkta, yaklaşık 300 bin ajan çalışıyor. ABD’yi korumayı amaçlayan bir kurum olarak, yaklaşık 15 farklı kurumun birleşmesiyle ortaya çıktı. Yürürlüğe giren Vatanseverlik Yasası, Ulusal Güvenlik Ajansı'nın (NSA) elektronik izleme programı aracılığıyla halkın neredeyse sürekli olarak izlenmesine olanak sağladı. Bu gelişmeleri, olağanüstü hal yasaları, cezai tedbirler, kitlesel gözetim araçları gibi benzerleri izledi. 11 Eylül’den itibaren şokun etkisinde kalan toplumu korumak amacıyla ABD Başkanı George W. Bush yönetiminde; ABD dünyada terörle bir savaş başlattı. Bu savaş bir takıntıya dönüşerek diğer Batı Avrupa ülkelerini de etkisi altına aldı. Washington’un güvenlik tepkisi, istihbarat kurumlarının daha sonra El Kaide lideri Usame bin Ladin'in bu saldırıları planladığına dair önemli işaretleri aldı. 2000'nin başından itibaren ABD topraklarına sızmalar, yeni üyelerin gönderilmesi, cihatçılar arasındaki buluşmaları tespit etmede başarısız olmakla suçlanması nedeniyle daha da radikal bir hal aldı.

Beyaz Amerikalı faşistler

Günümüzde siyasi tarihçiler arasında önemli bir tartışma güncelliğini koruyor: Hâlâ daha çağdaş bir dönemde miyiz? diye. 1989’daki Berlin Duvarı’nın yıkılması ile 2008'deki finansal kriz arasında, küresel bir kırılmayı simgeleyen pek çok gelişme var. Bunlar arasında bazen öne çıkan bir tarih vardir ki, o da 11 Eylül 2001 tarihi. Bu tarih, ABD için son derece önemlidir. CIA ve Pentagon’da görev yapmış, Michiganlı Demokrat Parti milletvekili Elissa Slotkin, “Güvenliğimiz için en büyük tehditlerin dışarıdan geldiği 11 Eylül sonrası dönem artık geride kaldı” diyor. Ancak 6 Ocak olayları, 11 Eylül’de başlayan bir döngünün sonu olmaktan çok, o dönemin bir yansıması. ABD hükümetleri terörle savaşı ilan ettiğinden beri, beyaz Amerikalılar kendilerini terörle mücadele savaşçıları olarak görmeye başladı. Michigan gibi kuzey eyaletlerinden Meksika sınırına kadar aşırı sağcı, ırkçı ve faşist beyaz Amerikalılar, hukuki misilleme riskiyle karşı karşıya kalmadan silahlı milisler kurabiliyor. İşte bu cezasızlığın, özellikle de “Haçlılar” adını taşıyan bir Kansas milis grubunun üyelerinin 2016'da, sınırdaş bir şehirde yaşayan Somali kökenli siyah Amerikalıları öldürmeyi planlamasına yol açtığını burada anımsatmak gerekiyor.