• Amedspor endüstriyel futbolun içine girmeli ama onun içinde erimemeli. Sermayeyle büyümeli ama sermayenin kulübü olmamalı. Kürt kimliğini taşımalı ama kimliği ticari bir pazarlama malzemesine indirgememeli. Kürdistan'ın hafızasını yaşatmalı ama sermaye gruplarının mülkü haline gelmemeli.
  • Hepsinden önemlisi Amedspor büyüdükçe tribününü kaybetmemeli çünkü Amedspor'u Süper Lig'e taşıyan şey yalnızca futbolcuların ayağı değil, o tribünün yıllardır taşıdığı toplumsal hafızadır. Asıl mesele şimdi başlıyor.
  • Süper Lig'e çıkmak başarıdır Amedspor olarak kalmak ise mücadeledir.

FERAT UĞUR 

Amedspor meselesini yalnızca futbol üzerinden konuşmak artık mümkün değildir. Çünkü Amedspor, Diyarbakır'da bir futbol kulübünün çok ötesine geçmiş durumda. Bir forma, bir arma, bir tribün ve bir şehirden ibaret değildir. Tüm Kürdistan'da, Türkiye metropollerinde, Avrupa'da, hatta Kürtlerin, devrimcilerin, ötekilerin yaşadığı birçok coğrafyada etki alanı hızla büyüyen bir futbol kulübü haline gelmiştir. Kürtlerin bu topraklarda kendilerini görünür kılabildikleri, ortak bir ruh yakalayabildikleri alanlardan biri olmuştu.

Bu yüzden Amedspor'a bakarken futbolun dışında kalan siyaseti, toplumsal hafızayı ve Kürtlüğün kendisini de görmek gerekiyor. Amedspor'un ortaya çıkardığı en önemli olgulardan biri de şudur: Uzun yıllar boyunca siyasetin ve kamusal alanın çeşitli biçimlerde daraltıldığı bir ortamda futbol tribünü, insanların kimliklerini ve aidiyetlerini ifade edebildikleri güçlü bir alana dönüştü. Amedspor'un adı bile başlı başına bir tartışma konusu haline geldi. “Amed” denildiğinde yalnızca bir şehir adı değil, Kürtlerin Diyarbakır'a yüklediği tarihsel ve kültürel anlam da ortaya çıkıyor. Dolayısıyla Amedspor'un etrafında oluşan kenetlenmeyi sadece “takım sevgisi” diye açıklamak eksik kalır. Burada Kürtlük, Diyarbakır, Kürdistan coğrafyasının tarihsel hafızası; ötekileşme, yoksulluk, direniş kültürü ve ortak aidiyet birbirine karışıyor. Amedspor'un gücü de biraz buradan geliyor. Stadyumda çalınan şarkılardan tribündeki tezahüratlara, maç sonrası kutlama şeklinden yapılan anlık sokak röportajlarına değin artık Amedspor'un sadece bir futbol kulübü olmadığını, bambaşka bir direniş kültürü yarattığını görüyoruz.

Dört milyon taraftar

Trabzonspor karşısında 88. dakikada tribünden yükselen "Direne direne kazanacağız" tezahüratından 1 dakika sonra gelen galibiyet golünün sevincine; 21. dakikada bir klasik olan "Diren Ha Diyarbekir Diren" şarkısının hep birlikte otuz bin kişi tarafından söylenmesine; Lice'deki yoksul köylünün evinde çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek bir arada televizyon karşısında canlı izledikleri maçta atılan gole sevinme biçimine; şantiyedeki havasız, daracık alanlarda maçı topluca izleyip gole sevinen inşaat işçilerinin coşkusuna kadar Amedspor'un her sportif başarısı, bambaşka bir biçime dönüşmüştür artık. Yapılan son araştırmalarda Amedspor'un taraftar kitlesinin dört milyona ulaştığını görüyoruz. Hızla büyüyen Amedspor sevgisi daha da büyüyecek gibi görünüyor.

Ama tam da burada başka bir soru ortaya çıkıyor: Amedspor büyürken ne olacak? Çünkü futbol artık eski futbol değildir. Bugün artık karşımızda endüstriyel bir futbol var. Para, sponsorluk, yayın gelirleri, reklam, marka değeri, transfer piyasası, tesisler, dijitalleşme, VIP tribünleri, localar ve uluslararası pazarlama futbolun ayrılmaz parçaları haline gelmiş durumdadır. Amedspor hedefleri olan bir kulüp. Süper Lig'de kalıcı olmak istiyorsa bunların hiçbirinden kaçamaz. Dolayısıyla Amedspor'un sermayeye ihtiyacı var. Bunu romantikleştirmenin anlamı yok. Sermaye olmadan iyi futbolcu alamazsınız. Altyapı kuramazsınız. Tesisleşemezsiniz. Sağlık ve performans ekiplerini geliştiremezsiniz. Avrupa standartlarında bir futbol organizasyonu oluşturamazsınız. Süper Lig'in ekonomik düzeninde birkaç sezon tutunup sonra geriye düşersiniz. Kısacası Amedspor'un büyümesi için para gerekiyor. Fakat mesele burada bitmiyor.

Amedspor’un önündeki tehlike

Asıl mesele, paranın Amedspor'a girmesi değil Amedspor'un paranın egemenliği altına girmesidir. Bunlar birbirinden tamamen farklı şeyler. Amedspor'un bugün önünde duran en büyük tehlikelerden biri budur. Çünkü endüstriyel futbolun doğası, kulüpleri giderek birer ticari markaya dönüştürüyor. Taraftarın yerini müşterinin aldığı, kulübün toplumsal kimliğinin yerini marka değerinin aldığı, futbolun tribünden çok finans tablolarıyla konuşulduğu bir düzenden bahsediyoruz. Amedspor da ister istemez bu düzenin içerisine girecek. Fakat Amedspor'un diğer kulüplerden önemli bir farkı var. Amedspor'un marka değerinin önemli bir bölümü zaten ekonomik değil toplumsal ve sembolik bir sermayeden oluşuyor. Amed'in tarihsel hafızası, direnişi var; Kürdistan coğrafyasının tarihsel hafızası var. Tribün var. Yıllardır kulübün arkasında duran insanlar var. Ve bütün bunların ötesinde, “benim takımım” diyen çok geniş bir toplumsal kesim var.

Elitizm ve sermaye meselesi

İşte tehlike burada başlıyor. Amedspor ekonomik olarak büyürken toplumsal sermayesini tüketmeye başlarsa ortaya büyük bir çelişki çıkar. Bugün tribünde maça gelen sıradan bir Amedspor taraftarı için kulüp bir tüketim nesnesi değildir. O insan Amedspor'u parasının yettiği için değil kendisini o armanın içerisinde gördüğü için destekler. Kendine ait hissettiği için destekler, toplumsal ve siyasal hafızası onu desteklemeye iter. Ama yarın kulüp büyüdükçe bilet fiyatları yükselir, localar çoğalır, VIP kültürü güçlenir, kulüp belirli iş çevrelerinin vitrini haline gelir ve forma fiyatları toplumun önemli bir bölümünün ulaşamayacağı noktaya çıkarsa bambaşka bir Amedspor ortaya çıkabilir. O zaman taraftarın aklına şu soru gelir: “Biz bu kulübü kimin için büyüttük?” İşte elitizm ve sermaye meselesi tam burada ortaya çıkıyor. Amedspor'un sermaye ile büyümesi kaçınılmaz olabilir fakat sermayenin kulübün ruhunu satın alması kabul edilemez. Çünkü Amedspor'un asıl sermayesi yalnızca kasasındaki para değildir. Amedspor'un en büyük sermayesi taraftarı, beslendiği siyasal ve toplumsal alanlar ile direnişin coğrafi konumudur. Amedspor’un asıl sermayesi; yıllarca deplasmanlarda, yağmurda, çamurda ve yasaklarda kalan; bir bilet parası bulmak için haftanın tamamını çalışarak geçiren çocuk işçidir, yol parası bulamadığı için stadyuma yürüyerek gidip dönen liseli gençtir. Bugün kulübe ekonomik güç kazandıran sermaye sahipleri elbette kıymetlidir. Onların katkısını küçümsemek doğru değildir. Ancak ekonomik katkı hiçbir zaman toplumsal hafızanın, siyasal ve kültürel gerçekliğin üzerinde bir mülkiyet duygusuna dönüşmemelidir. Çünkü “Ben para verdim, dolayısıyla ben belirlerim" anlayışı Amedspor'un ruhuna aykırıdır.

İstişare Kurulu

Tam da bu nedenle İstişare Kurulu'nu önemsemek gerekiyor. İstişare Kurulu'nun varlığını yalnızca kulübün iç işleyişine ilişkin teknik bir mekanizma olarak görmemek gerekir. Bunun arkasında daha önemli bir fikir var: Amedspor büyüyebilir, profesyonelleşebilir, sermaye çekebilir ama kulübün toplumsal iradesi birkaç kişinin ekonomik gücüne teslim edilmemelidir. Amedspor'un önündeki doğru yol şudur: Sermayeyi dışlamak değil, sermayeyi denetimsiz bırakmamak; profesyonelleşmeye karşı çıkmak değil, profesyonelleşirken kimliğini kaybetmemek; büyümeye karşı çıkmak değil, büyürken kim olduğunu unutmamaktır.

Amedspor'u yalnızca dışarıdan gelen baskılar üzerinden okumak da kolaycılık olur. Amedspor'un içinde büyüdüğü Diyarbakır'ın, yani Amed'in kendisinin de ciddi çelişkileri var. Bir tarafta kırk yıllık savaşın getirdiği yorgunluk ve travmaya ek olarak yoksullukla, işsizlikle, göçle ve ekonomik eşitsizlikle yaşayan geniş bir halk kesimi var. Diğer tarafta son yıllarda giderek büyüyen bir ticari çevre, yeni orta sınıf, müteahhitler, işletme sahipleri, büyük esnaf ve sermaye grupları var. Aynı şehirde hem “halkın takımı” denilen bir Amedspor var hem de o takımın etrafında oluşan ekonomik değerden pay almak isteyen sermaye var. Bu çelişkiyi görmezden gelemeyiz. Çünkü Kürtlük insanları aynılaştırmıyor. Kürt olmak, sınıfsal farklılıkları ortadan kaldırmıyor. Aynı şehirde yaşayan iki Kürt aynı siyasi düşünceye sahip olmayabilir, aynı ekonomik sınıfa mensup olmayabilir, hatta Kürt meselesine aynı yerden bakmayabilir. Biri işçi olabilir, diğeri patron. Biri yoksul olabilir, diğeri milyonluk yatırımlar yapan bir iş insanı. Biri Kürt meselesini öncelikle demokratik haklar üzerinden okuyabilir, diğeri ulusal kimlik üzerinden, bir başkası ise tamamen sosyal sınıf perspektifinden yaklaşabilir. Ama maç günü aynı tribünde buluşabiliyorlar. Amedspor'un olağanüstü gücü biraz da burada. Futbol, normal şartlarda yan yana gelmesi zor olan toplumsal kesimleri aynı sembolün altında buluşturabiliyor. Bu aynı zamanda büyük bir gerilim alanı. Çünkü Amedspor büyüdükçe bu farklı sınıfların kulüp üzerindeki beklentileri de birbirinden ayrışacak. İş insanı daha kurumsal, daha ticari, daha kârlı ve daha profesyonel bir yapı isteyebilir. Taraftar ise daha erişilebilir bilet, daha ucuz forma, daha fazla tribün hakkı ve daha fazla söz hakkı isteyebilir. Yönetici sportif başarıyı önceleyebilir, taraftar kimliği önceleyebilir. Sponsor marka değerini düşünebilir, toplum ise “Bu kulüp hâlâ bizim mi?” diye sorabilir. İşte Amedspor'un asıl sınavı bu çelişkilerin içerisinde başlayacak.

Diyarbakır’ın çok ötesinde…

Bir başka gerçeği de görmezden gelemeyiz. Amedspor'un anlamı yalnızca Diyarbakır sınırları içerisinde kalmıyor. Amed, Kürtlerin tarihsel olarak anlam yüklediği bir coğrafyanın önemli merkezlerinden biri. Bu nedenle Amedspor'un adı ve sembolleri, Diyarbakır'ın çok ötesinde bir karşılık buluyor. Kürdistan dediğimiz gerçeklik de zaten tek merkezli ve tek parça bir yapı değil kuzeyde başka bir siyasi ve toplumsal gerçeklik, güneyde başka bir yönetim deneyimi, batıda başka bir savaş ve özerklik deneyimi ve doğuda ise bambaşka tarihsel koşullar var. Kürtlerin kendi aralarındaki siyasi görüş farklılıkları da burada devreye giriyor. KDP ile PKK'nin, DEM Parti ile farklı Kürt siyasi çevrelerinin, Kürdistan'ın farklı parçalarındaki toplumsal yapıların birbirinden farklı öncelikleri bulunuyor. Ama bütün bu farklılıkların üzerinde bir Amedspor forması bazen insanlara aynı şeyi hatırlatıyor: “Biz aynı tarihsel hafızanın insanlarıyız.” İşte Amedspor'un sembolik gücü burada. Bu nedenle Amedspor'u yalnızca bir futbol kulübü olarak değil, Kürt kimliğinin sınırları aşan kültürel dolaşım alanlarından biri olarak görmek mümkün. Diyarbakır'daki bir maçın heyecanı Avrupa'daki Kürtlerin evine kadar gidebiliyor. Şantiyeye, okula, köy evine, mahalle kahvesine, kent meydanına hatta bazen Rojava'da bir direniş mevzisine kadar girebiliyor. Amedspor'un bir başarısı sadece Diyarbakır'da değil, Kürtlerin yaşadığı farklı coğrafyalarda karşılık bulabiliyor. Bu da kulübün ekonomik değerinin yanında çok daha farklı bir sermaye yaratıyor: Toplumsal hafıza sermayesi. Elbette bu sermayenin sahibi tek bir iş insanı değildir. Tek bir yönetici değildir. Tek bir siyasi parti değildir. Toplumun kendisidir.

Amedspor ve çözüm süreci

Amedspor'un hikayesini çözüm sürecinden tamamen bağımsız düşünmek de bana doğru gelmiyor. Çünkü Amedspor'un sembolik yükselişi Kürt meselesinin Türkiye'de yeniden tartışıldığı, silahların sustuğu, Kürt kimliğinin kamusal alanda daha görünür hale geldiği ve toplumun “Başka türlü bir gelecek mümkün mü?” diye düşündüğü dönemlerle kesişti. 2013-2015 arasındaki çözüm süreci, bütün eksikliklerine ve sonunda yaşanan ağır kırılmaya rağmen Türkiye'de Kürt meselesinin konuşulma biçimini değiştirmişti. Amedspor'un “Amed” adıyla sahaya çıkması da bu atmosferden bağımsız değildi. Futbol sahası, aslında siyasetin söyleyemediği bazı şeylerin semboller üzerinden söylenebildiği bir alana dönüştü. Sonra çözüm süreci bitti, çatışma yeniden başladı. Kentler ağır bir yıkım yaşadı. Diyarbakır'ın Sur'u, Cizre, Nusaybin ve başka yerler üzerinden toplumun hafızasında yeni yaralar oluştu. Tam da böyle bir dönemde Amedspor'un görünürlüğü daha başka bir anlam kazandı. Çünkü artık mesele yalnızca “Amedspor hangi şehirden?” sorusu değildi, mesele giderek “Kürt kimliği Türkiye'de kamusal alanda nasıl var olacak?” sorusuna dönüşüyordu. Bu yüzden Amedspor'a yönelen her dışlayıcı müdahale, bazen kendi amacının tersine sonuç verdi. Bursa'da, Kocaeli'de başlayan linç kültürü, Trabzon'da forma çıkarmaya kadar ilerledi. Tüm bu linç kültürü, sarı torba gösterme aşkı, forma çıkarma sevdası kulübü küçültmek yerine büyüttü, susturmak yerine daha fazla görünür hale getirdi. Çünkü insanlara sürekli “Senin kimliğin burada problem!” duygusu verirseniz o kimlik, zamanla daha güçlü bir dayanışma zemini yaratabiliyor ki yarattı da.

Amedspor'un Kürt kimliğinin güçlü bir sembolü olması, onun bütün Kürtlerin siyasi temsilcisi olduğu anlamına gelmez. Bunu birbirine karıştırmamak gerekir. Amedspor bir siyasi parti değildir, bir ulusal hareket değildir, bir örgüt değildir ama siyasetin dışında da değildir. Çünkü toplumda hiçbir şey tamamen siyasetin dışında kalmaz, özellikle kimlik söz konusu olduğunda. Amedspor'un gücü de burada: İnsanlar onun üzerinden bir siyasi partiye oy vermeden, herhangi bir örgüte üye olmadan, bir mitinge katılmadan da kendi kimliklerine ilişkin bir duygu ifade edebiliyor. Bu yüzden Amedspor'u yalnızca siyasallaştırmak da yanlış, tamamen siyasetten arındırmaya çalışmak da yanlış. Amedspor'un gerçekliği bu ikisinin arasındadır.

Loca büyürken tribün küçülmemeli

Nihayetinde bütün bu hikaye bizi yeniden sermayeye getiriyor. Çünkü Amedspor artık büyümek zorundadır. Ama büyüdükçe endüstriyel futbolun kurallarını kabul etmek zorunda kalacak. Bu sistemde kulüp artık yalnızca toplumsal bir kurum değil, aynı zamanda ekonomik bir organizasyondur. Burada ciddi para var ve para beraberinde güç getiriyor, güç ise beraberinde söz hakkı getiriyor. İşte Amedspor'un dikkat etmesi gereken zincir bu: Sermaye-güç ilişkisi ve yönetim-karar ilişkisi. Bu zincirin son halkasında sermaye belirleyici hale gelirse Amedspor'un toplumsal karakteri aşınmaya başlayabilir. İstişare Kurulu'nun anlamı da tam burada ortaya çıkıyor. Kurul, sermayenin kulübe girmesine engel olmak için değil, sermayenin kulübün bütün iradesine dönüşmesini engellemek için önemli. Çünkü Amedspor'un geleceği birkaç sermayedarın vizyonuna bırakılacak kadar basit bir mesele değil. Amedspor'un bir marka olarak büyümesi elbette istenmeli ama marka büyürken taraftar küçülmemeli, loca büyürken tribün küçülmemeli, sponsor büyürken toplum küçülmemeli ve kulübün bütçesi büyürken kulübün toplumsal hafızası küçülmemeli.

Amedspor'un önünde aslında iki ayrı mücadele var.

* Birincisi futbol mücadelesi: Süper Lig'de kalmak, güçlü kadro kurmak, tesisleşmek, kurumsallaşmak ve ekonomik olarak büyümek.

* İkincisi ise bundan çok daha zor: Kendi kimliğini koruyarak büyümek. Çünkü Amedspor'un artık yalnızca rakipleriyle değil, endüstriyel futbolun kendisiyle de mücadele etmesi gerekiyor. Sermaye gerekli, profesyonellik gerekli, kurumsallaşma gerekli, büyük sponsorlar gerekli ama bunların hiçbiri Amedspor'un toplumsal iradesinin yerine geçmemeli. Çünkü Amedspor'un hikayesi sadece parayla yazılmadı. Bunun içerisinde Diyarbakır'ın yoksulluğu da var Kürtlerin hafızası da var yasaklar da var tribünler de var çözüm sürecinin umutları da var sonrasındaki kırılmalar da var; Kürdistan'ın parçalanmışlığına rağmen ortak bir kimlik arayışı da var. Kürtlerin kendi içerisindeki siyasi ve sınıfsal çelişkileri de var. Ve bütün bu çelişkilerin ortasında insanları aynı tribünde buluşturan bir arma var. Bu nedenle Amedspor'un geleceğine bakarken bizim için en önemli soru şu: Amedspor ne kadar büyüyecek değil, Amedspor büyüdüğünde kimin takımı olacak? Çünkü sermaye Amedspor'u büyütebilir, profesyonel yöneticiler başarı getirebilir, yıldız futbolcular kupalar kazandırabilir ama Amedspor'u Amedspor yapan şeyi hiçbir sermaye satın alamaz. O şey, toplumun kulübe yüklediği anlamdır. Ve o anlam kaybedilirse, ekonomik olarak dünyanın en zengin kulüplerinden biri olsanız bile artık aynı Amedspor olmazsınız.

Bizim açımızdan mesele tam olarak burada düğümleniyor: Amedspor endüstriyel futbolun içine girmeli ama onun içinde erimemeli. Sermayeyle büyümeli ama sermayenin kulübü olmamalı. Kürt kimliğini taşımalı ama kimliği ticari bir pazarlama malzemesine indirgememeli. Kürdistan'ın hafızasını yaşatmalı ama sermaye gruplarının mülkü haline gelmemeli. Hepsinden önemlisi Amedspor büyüdükçe tribününü kaybetmemeli çünkü Amedspor'u Süper Lig'e taşıyan şey yalnızca futbolcuların ayağı değil, o tribünün yıllardır taşıdığı toplumsal hafızadır.

Asıl mesele şimdi başlıyor.

Süper Lig'e çıkmak başarıdır Amedspor olarak kalmak ise mücadeledir.