12 Eylül darbesinin üzerinden 39 yıl geçti. Ancak Türkiye o karanlık tünellerden bir türlü çıkamadı. Şimdi olan bitenler 12 Eylül’e rahmet okutacak düzeyde. Faşist Kenan Evren’den daha faşist ve soykırımcı Erdoğan ve Bahçeli ikilisi iktidarda. Türkiye’nin hapishaneleri yine Kürtlerle dolu. Aydınlar, basıncılar ve akademisyenler yine baskı altında, hapishane ve mahkeme koridorlarında.
12 Eylül faşizmine karşı direnen ve ayakta kalan Kürt Özgürlük Hareketi oldu. Darbecilerin oyunlarını bozan ve tam egemenlik kurmalarını önleyen Kürdistan özgürlük gerillası ve halkın serhildanlarıydı. Buna rağmen Türkiye hala 12 Eylül anayasasıyla yönetiliyor. Erdoğan, Kenan Evrenlerin tamamlayamadığı Kürt soykırımın tamamlamak istiyor. Demokratik bütün kazanımları ortadan kaldırıyor.
Faşizmin mantığı ve karakteri biliniyor. Kendisinden olmayan her şeye düşmandır ve ortadan kaldırmak ister. Doğal olarak özgürlük ve demokrasiye bağlı olan güçler faşizme karşı örgütlenmek ve mücadele etmekle yükümlüdürler. Türkiye’de demokrasi güçlerinin uzun yıllara dayanan bir mücadelesi ve birikimi vardır. Kürt halkı ve öncü gücü de oldukça deneyim ve bilinç kazanmıştır. Buna rağmen hala faşizm Türkiye’yi kasıp kavuruyorsa anti faşist güçlerin kendilerini sorgulamaları ve özeleştirel olmaları gerekiyor. Bedeli hep sol, demokratik güçler ve Kürtler ödedi, iktidarın nimetlerinden de de hep gerici faşist güçler yararlandı. Demokrasi güçleri zayıfladı, faşist ve ırkçı kesimler ise giderek palazlandı.
Faşizmin güçlenmesi bir kader midir, kaçınılmaz bir olgu mudur? Tabi ki, hayır. Militarist faşist güçler ırkçılığı ve milliyetçiliği sürekli güçlendirmeye, toplumu önünü göremez hale getirmeye, korku ve güvensizlik içinde tutmaya çalışırlar. Demagoji ve yalan, psikolojik savaş onların temel silahlarıdır. Ancak bu silahlar güçlü değil ve kalıcı olamazlar. Gerçeklere dayalı bir mücadele ve örgütlü bir çalışma faşizmin maskesini sürekli düşürür ve etkisiz kılar. Faşizm halkın örgütlenmesini önlemek için her türlü baskıyı ve yalanı kullanır. Şiddet ve terörü yaygınlaştırır. İçeride ve dışarıda sürekli savaşa ve düşmanlara ihtiyaç duyar. Faşizm toplumların normal yönetim biçimleri değildir. Onun bunalım ve krizleri süreklileştirmeye ihtiyacı vardır.
Dikkat edilirse son yerel seçimlerde Erdoğan seçimi kaybetti. Doğalında normal seçim zamanını beklemesi ya da istifa etmesi gerekirdi. Ancak faşist karakterinden ötürü savaşı, baskıyı ve krizi derinleştirmeye çalışıyor. HDP’nin çok zor şartlarda, açık bir oy farkıyla kazandığı belediyelere kayyum adı altında zor kullanarak el koyuyor. Orduya Irak’a sürüyor. Güney Kürdistan her gün bombalanıyor, işgal yaygınlaştırılıyor. Kuzey Suriye sürekli işgal tehdidi altında. Türk ordusu Efrîn’de etnik temizliği sürdürüyor. Kürtleri tümüyle Rojava’dan silip süpürmek istiyor. Bunu saklama gereği durmuyorlar. Basında açıkça soykırım yapacaklarını, demografiyi değiştireceklerini açıklıyorlar.
12 Eylül’den günümüze değişen ne, diye sorulursa savaşın daha yaygınlaştırıldığı ve ustaca yapıldığı söylenebilir. K. Evren zamanında sadece TRT vardı. Şimdi binlerce TV, sanal medya üzerinden yalanlar ve ırkçılık halkın üstüne boca ediliyor. MİT’in ve itin yetkileri artırılmış. Sedat Peker gibi mafya artıkları açıktan halkı ve aydınları katletmekle tehdit ediyor. Bunlar da ifade özgürlüğü kapsamına giriyor! Barış istiyoruz diyen doktorlar ve aydınlar ise hapse atılıyor! Bu anlatılanlar aslında faşizmin özünü açıklamaya yetiyor.
Şimdi de asıl sorun faşizme karşı ne yapılacağıdır. Erdoğan’ın yetkileri ele geçirmesi, kendisinden olmayanları ezmesi vb faşizmin ne olduğunu herkese göstermiş durumda. Erdoğan’ın maskesi düşmüş ve kanlı yüzü açığa çıkmıştır. Önemli olan buna karşı nasıl mücadele edileceğidir. Faşizmden zarar gören ve demokrasi, özgürlük isteyen bütün kesimlerin birleşmesi gerekir. Faşizme karşı savaşın bütün yükünü Kürtlere yükletmek haksızlık olur. Sadece Alevilere yüklemek de öyle. Kadınlar, gençler, ezilenler, emekçiler ve özgürlük isteyen herkes elini taşın altına koymak zorunda. Toplumun bu geniş kesimleri ortaklaşır ve aktifleşirse faşist yönetimin yapacağı bir şey kalmaz. Ama belediyene, iradene el koyduğunda seyredersen, başkaları tutuklandığında sessiz kalırsan faşizm bundan cesaret alıp daha saldırganlaşır. Ama halk harekete geçer ve haklarını savunursa faşizm çöker. Halkın karşısında hiçbir güç duramaz.