- Zor dönemlerden geçti Kürtler: İlk festivalde "illegal“ son festivalde "meşru halk“a varmanın öyküsü bu. Bilinçli, ayakları üzerinde duran, dengeli onlarca Kürdistanlı ile konuştum.
SELİM FERAT
Kürt halkının mutlak reddedildiği, yasak ve illegalitede olduğu dönemde, Birinci Kürdistan Festivali gerçekleşmişti.
Silahlı mücadelenin Kürtlerin kimliğini yazdığı yıllardı bunlar.
Kurşun güzergahındaki ritim, Kürdistan’ı ve Kürtleri hafızaya işliyor; o dönemde, slogan, coşku, üst düzeyde güç hissi, politikleşmiş Kürt'ün resmi olmayan "kimlik kartı" oluyordu.
İlk festivalden bu yana, dördü dışında tüm festivallere katıldım. Birinci festivalde 60 bin kapasiteli Bochum Ruhr Stadyumu'na gelenlerin yarısı için "buradakilerin sayısı 30 bin“ dediğimde, "Heval, ya siz körsünüz ya da rakam bilmiyorsunuz, burada bir milyon insan var“ diyen;
Kürt Haberler Ajansı'nın Telekom’dan kiraladığı telefon hattından: "Gerillaların Şırnak’ta gerçekleştiği eylemde 7 Türk askeri cezalandırıldı“ haberini, birbirine aktaran Kürtlerin, 5 dakika sonra sayıyı yükselterek, "30 Türk askeri cezalandırıldı“ coşkusuyla yola devam ettikleri bir süreçti, 90’lı yılların ilk yarısı.
Vakti zamanında yazarı olduğum Berxwedan gazetesinin, 1 Ağustos 1992'de Bochum Ruhr Stadyumu'nda gerçekleşen Birinci Uluslararası Kürdistan Festivalinden 15 gün sonraki manşeti: İŞTE PKK.
İlk festivalden bir buçuk ay sonra, Berxwedan’ın 18 Eylül 1992 sayısının "Şırnak sizin olsun DAĞLAR BİZİMDİR“ manşetinin kelime seçiminde emeğim olduğu için hâlâ nostaljik bir gurur duyduğumu itiraf etmeliyim.
Bu ve benzeri manşetler, hangi tarihi tünelden geçtiğimizi karakterize eden örnekler.
Aynı dönemde: "Dünyanın tümü karşımızda dursa da halkımız kendi gücünü kullanacak ve mutlaka zafere ulaşacaktır“ (Serxwebûn Özel Sayı 20) manşeti, varolmayı dayatan yüksek perdede "zorun rolü“nün tercümesiydi.
34 yıl sonra katıldığım 34. Uluslararası Kürt Kültür Festivali, Dortmund’daydı.
Bu festivalde, bilinç yüklü kafalarını iki omuzun üstünde taşıyan, ayakları üzerinde duran, dengeli onlarca Kürdistanlıyla konuşma fırsatı buldum.
Silahsızken daha güçlü olduğunu;
Silahsızken güçlü olmayı, daha önce silahlı olmaya burçlu olduklarını bilen, aklı başında kolektif sesler dinledim.
Zor dönemlerden geçti Kürtler: İlk festivalde "illegal“ son festivalde "meşru halk“a varmanın öyküsü bu.
Özellikle 2000'lerin ilk 20 yılının Öcalansız geçtiğini festivallerin manşetinden okuyoruz:
"Muhatap Öcalan“ (2009);
“Öcalan'a özgürlük, Kürdistan'a statü” (2011-2013-2014);
“Öcalan'ın özgürlüğü, Rojava'nın statüsü için ve kayyum rejime karşı direnişi yükselt!” (2019).
1994'te Hollanda’nın Maastrich kentinde gerçekleşen 4. Festival'de MED-TV’nin kuruluşu duyurulmuştu; bu da medya alanında tarihi bir başlangıç olmuştu.
Gözlemim: Dördü Köln kentinde (1997, 2000, 2005, 2010 yıllarında) yapılan Uluslararası Kürt Kültür Festivali giderek merkezileştirilmiş bulunuyor; her Avrupa ülkesi kendi çabalarıyla, değişik isimlerde kutlamalar yapıyor.
34. Festival'de Dortmund’daki yeni başlangıç:
42 yıllık silahlı mücadelenin kazanımlarının toplumu var etmesi ve Kürdistan’da pratiğe geçmesi için START.
Dortmund’da konuşan dilin, denenmiş bir bilincin sesi olduğunu öğrenerek ayrıldım.
Bundan sonra gidilecek yolda aynı zamanda tuzaklar olduğunun da farkında olanları izledim.
Hileye, oyuna, tuzağa rağmen yürümekte kararlı olanların dik duruşunu seyrettim.
Gerilime ve korku senaryolarına rağmen hayallerini gerçekleştirmekte kararlı olanlarla tokalaştım.
Her şeye rağmen varız, varlığımızı kabul edenlerle, onlar "evet“ diyene kadar tokalaşacağız.
Bize kapanacak olan kapı dışında, gökyüzüne açılan penceremiz ve yeniden açacağımız kapımız da var.
Bize "hayır" diyeceklere "Şevbaş!“; "evet“ diyeceklere ise "Rojbaş!“