12 Eylül cuntasının üzerinden 35 yıl geçmiş olmasına rağmen; Kenan Evren’in ölümüne verilen tepkilere bakınca aslında 12 Eylül darbesinin Türkiye toplumunda yarattığı travmanın devam ettiğini görülüyor.
Darbenin Türkiye solu, tüm muhalif kesimler, demokrasi güçleri ve diğer toplumsal kesimlerin kolektif hafızasında çok önemli bir yeri var.
Türkiye’de 12 Eylül’e sadece sosyalistler tepkili değil; neredeyse bütün çevreler en azından 12 Eylül ve darbeci generallerle arasına mesafe koymaya çalışıyor. Hatta birebir 12 Eylül müdahalesinin oluşturduğu sosyo/ekonomik koşulların ürünü olmasına rağmen AKP ve ona bağlı İslamcı çevreler bile doğrudan 12 Eylül’e sahip çıkamıyor.
Bu tepkilere bakıp, Türkiye’de 12 Eylül zihniyetinden bir kopuş olduğunu düşünmek isabetli olmaz. Son 35 yılın politika ve uygulamaları da bunu kanıtlıyor.
Kimileri 12 Eylül’ün sadece yaptığı anayasada yaşadığını iddia etmekte; ancak 12 Eylül ardından Türkiye’yi yöneten bütün hükümetlerin zihniyetinde varlığını sürdürdü. Asıl tehlikeli olan da budur.
Sivil olmak, ordu içinde yer almamakla sınırlı bir durum değil. Hitler ve Mussolini de doğrudan ordu kökenli değillerdi ama kurdukları düzen en değme askeri diktatörlüklere rahmet okuturdu.
Zihin dünyanızda size benzemeyene saygı duymuyor, farklı olan her şeyden korkuyor; hatta nefret ediyorsanız; asker kökenli veya üniformasız olmanız çok önemli olmaz. Özellikle 20. yüzyıl siyasal tarihi askerlerin doğrudan görünür olmadığı sayısız diktatörlüklerle doludur.
Bu koşullarda Kenan Evren’nin cenazesine katılmamak onun temsil ettiği zihniyetini sürdürmemek ya da buna karşı olmak anlamına gelmez. İçten içe hala birçok çevrenin 12 Eylül zihniyetini desteklediğine, başta Kürt sorunu olmak üzere birikmiş birçok sorunu 12 Eylül benzeri metotlarla çözmek istediklerine tanık oluyoruz.
Ancak burada çok küçük bir fark var; bazı çevreler yeni 12 Eylül’ü sivil bir generalle gerçekleştirmek istiyorlar. Şöyle düşünün: Türkiye’de 13 yıldır; Avrupa Birliği, adaletli gelir dağılımı, yolsuzlukların önlenmesi, temiz toplum, inanç özgürlüğü gibi sorunları çözmek iddiasıyla iktidarda olan bir parti var. Bu parti 13 yıl sonra seçim programını sadece Recep Tayyip Erdoğan’ı başkan yapmak üzerine inşa ediyor!
Bu durum aslında sözünü ettiğimiz sorunların çözümü konusunda sadece AKP hükümetinin değil, Türk devlet geleneğinin de mevcut sorunlar karşısındaki çözümsüzlüğünü ifade etmektedir. Normal demokratik metodlarla sorun çözemeyen devlet geleneği şimdi de başkanlık adı altında asgari demokratik uygulamalara son vermek, Türkiye’yi “Başkanlık Sistemi” adı altında 12 Eylül yöntemleriyle yönetmek istemektedir.
AKP hükümetleri iktidardaki süreleri boyunca Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, inanç sorunu, Ermeni sorunu gibi tabu kılınmış temel meselelerde bunların adını zikretmekten başka bir şey yapmadı, hiçbir çözüm geliştirmedi.
Sanki sorunları çözüyormuş gibi davranırken, bu yolla hem içeride, hem de dışarda çözüm bekleyen çevreleri oyalamayı tercih etti. Hiçbir sorunun bu yöntemle çözüm bulması mümkün olmadığı gibi bu tür hayati sorunların da adı zikredilerek çözümlenmesi imkansız. Bundan neredeyse 10 yıl önce bu ülkede “Kürt Sorunu vardır” demiş olmakla övünemezsiniz. Ya da bunu dile getirmişseniz, “O halde 10 yıldır niye çözmediniz” sorusunun cevabını da vermek durumundasınız.
13 yıllık iktidarı boyunca AKP hükümetinin önünde iki yol bulunmaktaydı. Birincisi, içerde çözüm yönünde oluşmuş kamuoyu desteği ve biraz da Avrupa Birliği üzerinden oluşan uluslararası desteği değerlendirip, bir tür restorasyon hükümeti gibi davranabilirdi. Ancak AKP hükümetleri ve Erdoğan bu şansı Türkiye halkları lehine kullanmak yerine kişiselleştirerek kendi politik ve ekonomik ikballeri için kullanmayı tercih etti.
Erdoğan ve AKP, toplumun geniş kesimlerinin itirazlarına rağmen başkanlık rejiminde ısrar etmekte. Özellikle son iki yıllık uygulamalara ve “Türk tipi” diye tarif edilen ucube sisteme bakınca AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’ın aslında ne istediklerini anlamak zor değil.
Yasama, yürütme ve yargı tek adamın iki dudağı arasına bırakılacak; başkan baba ne derse o olacak! Bu nasıl tanımlanmalı? Bunun Kenan Evren ve onun 12 Eylül rejiminden bir farkı var mı?