12 Eylül faşist askeri darbesi, Türkiye’ye bir karabasan gibi çöküp, devrimci hareketleri silindir gibi ezip, cezaevlerini doldurup işkenceyle insanları hizaya getirirken; ülkenin genelinde tam hakimiyeti sağlamışken, Amed E tipi zindanında işler istediği gibi gitmedi. Ağır işkencelerin 7-24 saat aralıksız sürdürüldüğü, insanlık dışı uygulamaların yıllarca devam ettiği Amed Zindanı, 12 Eylül faşizmiyle yüz yüze hesaplaşmanın arenası oldu. Faşizmin hüküm sürdüğü bu dönemde yaprak kıpırdamazken Amed E tipi zindanında çıplak bedenleriyle ve tabi ki tek silahları olan düşünceleriyle, faşizme karşı inanılmaz bir direniş sergilendi. “Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür” şiarı, yaşanan direnişi çok çarpıcı bir şekilde özetlemektedir.
14 Temmuz 1982 de başlayan Büyük Ölüm Orucu Direnişinin tek bir amacı vardır, o da savunma hakkıdır. Zindan direnişçileri, mensubu oldukları partiyi, partinin ideolojisini mahkemelerde savunma hakkını talep etmektedirler. Zindandaki hak kısıtlamalarının giderilmesi, yaşamın iyileştirilmesi gibi taleplere dönük bir direniş değildir. Zulmün kol gezdiği o kalın duvarlar arasında, yaşamın her anı işkenceye dönüştüğü Amed E tipi zindanında, devrimci direniş ile faşizm arasında süren bir mücadeledir. PKK Merkez Komite üyesi Mazlum Doğan’ın 21 Mart 1982’de tek başına gerçekleştirdiği eylem, 18 Mayıs 1982’de Dörtlerin kendilerini diri diri yakmaları ve nihayetinde 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu eylemi faşizme karşı bir onur savaşıdır. Faşist sisteme karşı bedenleriyle savaşan bir avuç insanın mücadelesidir.
Nerden bakarsak bakalım, büyük tarihi derslerle dolu Büyük Ölüm Orucu Direnişi üzerinden 38 geçmesine rağmen, özgürlük mücadelesini besleyen en önemli kaynaklardan biri olmaya devam ediyor. Direniş geleneğimizin önemli bir kilometre taşıdır. PKK’nin zindan direniş mücadelesi, Kürt özgürlük mücadelesinin yürütüldüğü her zeminde bir direniş geleneği yaratmıştır. Bu direniş geleneğini yaşamak ve yaşatmak için her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçmekteyiz. Çünkü ülkemiz Kürdistan’ın geneli Amed E tipi zindanına dönüştürülmüştür. Faşist AKP-MHP iktidarının Kürdistan’daki uygulamaları Amed E tipi zindanındaki uygulamalarından hiç bir farkı kalmamıştır.
Halk olarak savunma haklarımız elimizden alınmıştır. 12 Eylül askeri faşist rejimini kat be kat aşan baskı, işkence, hak ihlali ve katliamla karşı karşıyayız. Gün geçmiyor ki yeni bir darbe yaşamayalım. Her gün bedenimizden bir parça koparılıyor. Siyasi haklar birer birer ellerimizden alınıyor. Dağlarımıza, ovalarımıza, vadilerimize aralıksız bomba yağdırılıyor. Coğrafyamız yaşanmaz hale getiriliyor. Kürt’ün varlığı adeta devletin beka sorunu haline getirilmiştir. Bu nedenle Kürtlüğü bitirmek, tehlike olmaktan çıkarmak için katliam da dahil her türlü akıl almaz uygulamalar devreye sokulmuştur. Kısacası faşist devletin ne yaptığı ve ne yapmak istediği her kes tarafından bilinir hale gelmiştir. Sadece Kürtler değil bütün Türkiye halkları da aynı akıbeti yaşamaktadır. Bu durumdan kurtulmak için 38. Yıldönümünü geride bıraktığımız 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi günümüze ışık tutan bir meşale gibi bize yol göstermektedir.
Faşist rejimin zulmü her kese ve her yerde devam ederken pasif ve savunmasız kalmak ölümle eş anlamlıdır. Savunma hakkı insanın doğuştan gelen hakkıdır. Zorla alınamaz, devredilemez bir haktır. Bu hakkımızı 14 Temmuz keskinliğinde kullanmak gerekiyor. Halkımızın iradesini kırarak teslim almaya çalışan faşist iktidara karşı, yaşamın her alanını mücadele alanına çevirerek, savunma hakkımızı sonuna kadar kullanmak zorunlu bir hale gelmiştir. Saldırıya uğradığımız her yerde direnişi büyütmek gerekiyor. Halkımız üzerindeki tehlikeyi savuşturmak için mücadeleyi yaygınlaştırmak oldukça önemlidir. Zindanın dar hücrelerinde, eğer 14 Temmuz direnişi gibi tarihimizin en büyük direniş eylemlerinden biri gerçekleştirilmişse, dışarıdaki kitlelerin daha büyük eylem yapma kapasitesi vardır. Harekete geçen kitlelerin önünde hiç bir diktatörün ve hiç bir rejimin duramayacağı bilinmelidir.
Savunma savaşımımız hayatta kalma savaşıdır. Yaşam hakkımızı daha şiddetli ve daha yaygın bir şekilde savunmak için yaratıcı yöntem ve taktikleri devreye sokmak kaçınılmazdır. 14 Temmuz direniş ruhunun nelere kadir olduğu ispatlanmıştır. Bu ruhu taşıyan her birey kendi şahsında faşizmi yenmiştir. Halk olarak bu ruhu yaşamaya ve yaşatmaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır. Faşizmi yenecek yegane güç örgütlü güçtür. Çok yaygın ve çok yoğun bir savunma savaşını genişleterek sürdürmek durumundayız. Eylemlerin etkisi sinek ısırığı kabilinden de olsa yoğun ve yaygın olması halinde zafer kaçınılmazdır.
14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişini saygıyla yâd ediyoruz. M. Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek yoldaşlar şahsında bütün şehitlerimize, direniş mücadelesini yaygınlaştırıp, yükselterek borcumuzu ödeyelim.