Bir halk Ağrı Dağı’na gömülmüş ve mezar taşına da “Hayali Kürdistan burada meftundur” diye yazılmıştı. Dersim’de soykırım beyaz asimilasyonla başarı kazanmak üzereydi. Türk filmlerinde kırık Türkçe ile “geri kalmış insan tipi” olarak karikatürize ediliyordu. Kimse gerçek sorunun ne olduğunu söyleyemiyordu. Ta ki bir grup yoksul Kürt ve Türkiyeli genç çıkıp “Kürdistan vardır ve sömürgedir” diyene kadar. Sihirli söz sadece söylenmedi, aynı zamanda onun gereği olan görkemli bir direniş inşa edildi… O nedenle isyanın lideri diyordu ki, “önemli olan ilk kurşunun içinde biriken tarihsel ve toplumsal anlamdır. Kurşuna yön veren düşüncenin kendisi önemlidir.” Öyle de oldu. Bugün 30 yılını geride bırakan “ilk kurşun” etkisini her yerde sürdürüyor. Ama kolay olmadı.
1984 yılında PKK’nin silahlı mücadeleye başlamasından bugüne; Türkiye’de 5 Cumhurbaşkanı, 8 Başbakan; 15 hükümet, 11 Genelkurmay Başkanı, 23 İçişleri Bakanı değişti. Bütün iktidarlar “kökünü kazıyacağız” dedi. Ancak hiçbiri başaramadı. Siyasal olarak Türk devletinin “inkar-imha” siyaseti iflas etti. Kemalist anti-Kürt statükocu devlet iflas etti. TC askeri olarak başarısız kaldı. Hatta bazı “anlı-şanlı” generaller sadece başarısız kalmadılar, rezil rüsva oldular. PKK karşısında başarısız oldukları için zindanlara tıkıldılar. Tabii ki PKK’nin karşısında sadece Türk devleti yoktu, NATO’nun 5. Maddesi resmi olmasa da fiili olarak hayata geçirildi. ABD, İngiltere ve Almanya başta olmak üzere Türkiye’nin küresel müttefikleri bu savaşta PKK’ye karşı askeri, siyasi, diplomatik ve ekonomik olarak savaştılar. Sadece Batılı güçler değil, bölgesel olarak da Türkiye’nin anti-Kürt ittifakı vardı. İran, Suriye, Irak vb devletler de Türkiye’nin yanındaydı.
On yıllarca bu blok PKK’ye karşı Türkiye devletini destekledi. Ancak varılan nokta bölgesel ve küresel güçler için de büyük bir hezimete yol açtı. Türkiye’nin bölgesel anti-Kürt ittifakı çözüldü. Türkiye İran ve Suriye ile “düşman” konumuna geçti. Irak ile eski politikalarını yürütemedi. Mevcut duruma gelinmesi kolay olmadı. Devletler kendi yanlışlarını görerek birbirlerinden ayrılmadı. Kürtlerin askeri-siyasi-toplumsal alandaki direnişleri ile bu ittifaklar çözülmek zorunda kaldı. Çünkü “İlk kurşun” bir halkın kendi gerçeğini ortaya çıkarırken, karşıtlarının da yanlış olan politikalarını deşifre ediyordu. Tabii ki kolay olmadı. Hiç kolay değildi. Amed Zindanı ve diğer zindanlardaki zulümler, yakılan binlerce köy, katledilen on binlerce insan, göçertilen milyonlar büyük bedeller ödedi. PKK bir halk hareketine dönüştü. Her alanda Kürtlerin örgütlenmesini geliştirdi.
15 Ağustos 1984’teki “ilk kurşun” Kürtleri artık eski Kürt olmaktan çıkarmıştı. Yeni Kürt, PKK’nin ideolojik, siyasal ve tarih bilinci ile yoğruldu. PKK’nin kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan’ın önderliğinde 20. yüzyılın son çeyreğinde Kürtler direnişe geçmiş, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde ise Kürtler sadece kendi ülkeleri için değil, bölge halkları için de öncülük edecek bir devrim halkı haline geldi. Çünkü Kürtler, üstten iktidarı hedefleyen, milliyetçi ya da reel sosyalist kodların dışına çıktı. Halkları birbirine düşüren dar politik stratejiler yerine toplumsal özgürlüğü merkeze alan bir devrim stratejisi ile şimdi halkların zamanı olan bir devrimi inşa mücadelesine giriştiler.
Ve bunda da büyük başarılar kazandılar. Kuzey Kürdistan’da muhteşem direniş tabloları yarattı. Milyonların desteği her yıl giderek büyüdü. Güney Kürdistan’da mevcut kazanımların objektif ve subjektif şartlarını yarattı. Rojhilat’ta özgürlüğün bilincini biriktirdiler. Rojava’da ise halk devrimi olarak kendisini dünyanın gündemine taşıdı. Şimdi “Rojava” diye tanımlanan bir kelimenin içinde binlerce yıllık tarihe sahip kadim bir halkın özgürlük mücadelesi diğer halklara eşitlik, özgürlük, kardeşlik ve adalet için mücadeleye esin kaynağı oldu. 30 yıl önce Kuzey Kürdistan’daki ilk kurşun, bugün Rojava’da Ortadoğu halklarının umudu haline gelmiş durumda.
15 Ağustos 1984 ve Rojava
40 yıl, 40 bin ölüm. 4 bin köy. Milyonlarca insanın göçü… Bir halkın kendi kimliğini ve varlığını sürdürebilmek için ödediği bedel… Evet kolay olmadı Kürtlerin özgürleşmek için bir halk olarak tarih sahnesine çıkması. Kürtlerin tarihinde çok isyan oldu, çok örgüt kuruldu, çok lider çıktı. Ağır bedeller de ödendi. Samimi mücadele edenler de. Ancak 15 Ağustos 1984’e kadar da kimse Kürdün varlığından bahsetmiyordu… Ancak “ilk kurşun” birçok şeyi alt üst etti. Herşey başka bir zemine taşındı. Soykırım kıskacındaki halk artık Ortadoğu’daki demokrasi mücadelesinin temel dinamiği, öznesi haline geldi. Kimse hayal edemiyordu. Kimse beklemiyordu.