
Halkımızın özgürlük yürüyüşünde bugün ulaştığı düzey tek kelimeyle muhteşemdir. Kuzey’de ve Rojava’da, Kerkük’te ve Şengal’de, Mahabad ve Sine’de artık özgürlükçü Kürdün, “Apo Kürdü”nün hükmü yürümektedir.
Bu hüküm, sömürgeci zorbaların eline geçmemek için kendini kayalıklardan atan, sulara bırakan, son mermisini kendisine sıkan Kürt kadınının hükmüdür.
Bu hüküm, darağacına yürürken Kürt gençliğinin hesap soracağına inancını haykıran Şêx Saitlerin, Seyid Rızaların hükmüdür.
Bu hüküm, katledilen, sürgün edilen, soykırımdan geçirilen mazlum Mezopotamya halklarının hükmüdür. Bedenlerini üç kibrit çöpüyle tutuşturanların, dirhem dirhem eriterek zindan duvarlarını parçalayanların hükmüdür.
Bu hüküm, özgürlüğün, kardeşliğin ve eşitliğin hükmüdür...
Bedeli büyük, çabası büyük, ruhu ve bilinci büyük, sonuçları halkımızı ayağa kaldıracak ve insanlığın yüzünü güldürecek kadar görkemlidir.
Rojava, Kobanê, Girê Sipî’de şaha kalkan özgürlük ve direniş ruhu bu hükmün eseridir.
Sosyalizm ve onun en temel ilkesi olan enternasyonalizmin bittiğini ilan edenlere karşı dünya halklarının “Daha yeni başlıyor” dediği Rojava Devrimi, bu hükmün eseridir.
Türkiye ve Kürdistan halklarının kurduğu demokrasi cephesi ve kazandığı seçim zaferi bu hükmün eseridir.
Kadının yaşamı yaratan kutsallığı yanında, onu koruyan ve geliştiren bir güç olarak kabul görmesi bu hükmün eseridir.
Bu hükmün yaratanı Önder Apo, yenilmezliğini ispatlayanı zindan direnişçilerimiz, dağlarda gerillanın zafer yürüyüşüne çevireni 15 Ağustos Atılımı ve onun büyük komutanı Agit (Mahsum Korkmaz) arkadaştır.
15 Ağustos bir kahramanlık destanı
Bugün dört parça Kürdistan ve dünyada halklarımız adına elde edilen kazanımlar, yükseltilen direniş, yaratılan özgürlükçü halk gerçeği, sahip olunan maddi ve manevi değerler, eldeki imkan ve olanaklar, kahramanlık çizgisinde yürüyenlerin hükmüdür.
Hayrilerin, Kemallerin, Agitlerin, Zilanların, Xebatların Arînlerin şahsında gürleşen PKK’nin hükmüdür, Önder Apo’nun hükmüdür.
15 Ağustos, herhangi bir tarih, Agit herhangi bir kişilik değildir.
PKK’nin doğuşu ve gelişimi başlı başına bir kahramanlık destanıdır. Sözüyle, eylemiyle, kararlı duruşuyla, yerinde, zamanında hayatını ortaya koyarak gelişmelere yol açmak, öncülük etmek, hiçbir fedakarlıktan kaçınmamak, kahraman kişiliklere hastır. Bu anlamda PKK tarihi, her koşul ve şartta “özgürlük” diyen, bu hükmü veren kahraman kişiliklerin tarihidir.
Kürt halkının günümüzde bölge ve dünya halklarına mal olan özgürlük tarihi, herhangi bir kişilikle değil Apocu kişilikle yazılmıştır. Apocu kişilik kazanan kişiliktir. Zafer yaratan kişiliktir, başaran kişiliktir.
Yaşamı sürdürmenin ve geliştirmenin koşullarının en az olduğu, yenilgi ve teslimiyetin kol gezdiği, olmazın dayatıldığı koşullarda zafer inancıyla yürümek, mücadeleye ivme kazandırmak, “olmaz” deneni “olur” kılmak, elbette ki sıradan kişiliklerin işi olamaz.
Bu tanımlama ışığında özgürlük ve demokrasi mücadelemizde sayısız kahramanlık örneği vardır. Bunlardan biri de şanlı 15 Ağustos Atılımı’nın komutanı Agit’tir. Çünkü Agit demek, 14 Temmuz Zindan Direnişi’nin dağa taşırılması ve mücadele ateşinin doruklarda büyütülmesi demektir.
Önder Apo’nun Kürdistan dağlarında yürümesi demektir.
Düşmanın üç aylık ömür biçtiği bir ortamda, her türlü iç ve dış koşulların olumsuzluğu içinde dağ direnişini, gerillayı ve silahlı mücadeleyi yükseltmek demektir.
Düşmanla aramızdaki aşırı güç dengesizliği karşısında sadece irade ve bilinç gücüyle dağa ve gerillaya yüklenmek demektir.
Dış koşulların olumsuzluğu kadar içerden gelişen kararsızlık, inançsızlık, ikircikli ruh hali gibi mücadeleyi gerileten bütün duruşlara karşı devrimci duruş sahibi olmak demektir.
Agit bir kişi değil, bir halktır
80’li yılların ortasında neye mal olursa olsun silahlı mücadelenin geliştirilmesinde ısrar etmek, kararlı bir duruş sergilemek, büyük önem taşımaktadır. İlk kurşun ile başlayan özgürlük ateşini ne pahasına olursa olsun devam ettirmek, özgürlük tarihimizin yazılmasında hayati önemdedir. Düşmanın “bitirdim”, birçok çevrenin “olmaz” dediği ve içteki münafıkların engellediği direnişe başarılı bir çıkış yaptırmak, özgürlük mücadelemiz için ölüm kalım meselesidir.
İşte böyle bir zamanda ve ortamda Agit arkadaşın fiilen önderlik ettiği, örgütlediği ve geliştirdiği silahlı direniş ve bu direnişle gerillaya hayat buldurması kahramancadır.
Apocu hareketin gelişim yasaları deyim yerindeyse “yoktan var etme” yasalarıdır.
Dayanılacak hiçbir zemin yokken, kullanılacak tek bir ilişki yokken bugünkü devasa kazanımların nasıl yaratıldığını anlamak büyük önem taşır. Anlaşıldığında görülecektir ki bu imkan ve olanaklara dayanarak hiçbir şey yapamamak, lanetlenmek anlamına gelmektedir. Çünkü olması gereken her şey en zor koşullarda en büyük emek, fedakarlık, onur ve bilinçle yani kahramanlık temelinde yaratılmıştır. Milyonlarca kitle gücümüz ayaktadır. Küçümsenmeyecek imkan ve olanaklar ortaya çıkarılmış; en önemlisi de 21. yüzyıla ışık tutan büyük düşünce gücümüz açığa çıkarılmıştır.
Geçmiş mücadele pratiğimizden çıkardığımız deney ve tecrübelerimiz dağlar kadardır. Hiçbir halka nasip olmayan ve “iğneyle kuyu kazarcasına” yoktan var etmeyi bilen ve sayısız kahramanlık örneğiyle kendini ispatlayan PKK’nin direniş tarihi bir okul gibidir. Bütün bu değerlere bağlı kalınarak ve bu değerlere dayanarak bu süreci zafere götürmemek için hiçbir neden kalmamıştır.
Mücadelemizin her aşamasında tarihi dönüm noktaları vardır. İçinden geçmekte olduğumuz süreç, her zamankinden daha kritik olmakla birlikte belki de zafere en yakın olduğumuz dönemdir. Bu dönemin görev ve sorumlulukları farklılık arz edebilir. Mücadele tarzımız ve taktiğimiz koşullara göre değişim gösterebilir. Ama değişmeyen bir yönümüzün var olduğunu asla unutmamak gerekir. Bu değişmez yönümüz, Agit arkadaş ve daha nice yoldaşımızın şahsında ispatlanmış Apocu direniş ruhudur.
PKK kahramanlık gerçeğine uygun yaşadığı müddetçe, hiçbir insanımızın aşamayacağı engel, yenemeyeceği düşman ve başaramayacağı görev yoktur.
ŞİYAR KOÇGİRİ / Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi
15 Ağustos ve iradeleşen kadın
Bilindiği gibi Kürt tarihi açısından PKK hareketinin çıkışı, büyük bir direniş ve ideolojik temelleri olan önderliksel bir çıkıştır. Felsefi temelleri güçlü ve ideolojik dayanakları olan özgürlük hareketinin PKK adına resmi ilanı, 1978’te gerçekleşmiştir. Kürtler adına daha önce de isyan şeklinde gerçekleşen ayaklanmalar bastırılmış ve tarihin derinliklerine gömülmüş olarak bilinmektedir. Fakat 1970’li yılların Türkiye gerçeğine baktığımızda, hem ulusal çapta hem de Ortadoğu genelinde Kürt halkı üzerinde egemen güçlerin baskıları yoğunlaşmış ve tüm sol demokratik güçlerin çabaları sindirilerek idamlarla sonuçsuz bırakılmak istenmiştir. 1980’li yıllara geldiğimizde ise özgürlük mücadelesinin öncüleri, cezaevlerine konularak idamla yargılanmış, böylece öncekilerde olduğu gibi PKK hareketi de sistem içileştirilerek ya da ölümlerle tarihten silinmek istenmiştir. Buna karşı güçlü direniş sahibi olan özgürlük hareketinin öncüleri, büyük bir azimle direnmiş ve teslimiyeti hiçbir şekilde kabul etmemiştir.
Askeri cunta adına 1980’li yıllarda oluşturulan rejim ile tüm toplumun sistemsel çıkarlar temelinde hapsedilerek teslim alınmak istenmesi, en büyük hedef olmuştur. Buna büyük öncü militanlarının yanıtı, 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişi olmuştur. Bakûr’daki Kürtler yaşanan bu süreçten en çok nasibini alan ulus gerçekliğini temsil etti. PKK’nin çıkış nedenleri her ne kadar Kürt ulusu kapsamında olmuşsa da ideolojik temelleri insanlık adına olan bir mücadeledir. Tüm insanlığı kendi içinde barındıran PKK’nin Türkiye sınırları dahilinde başlayarak Ortadoğu’ya ve giderek tüm dünya insanlık mücadelesi gerçeğine kavuştuğunu, yaşadığımız Ortadoğu ve dünya gerçeğinde çok bariz bir şekilde görmekteyiz. 1980’li yılların Türkiyesindeki askeri cunta rejimi karşısında Kürt Özgürlük Hareketi olarak verilen ideolojik, felsefi mücadelenin yetersiz kaldığı ve artık kendi öz savunmasını kendi öz gücü ile yapması gerektiği gerçekliği yakıcı bir biçimde kendisini dayatıyordu. Bunun üzerinden Kürt Özgürlük Hareketi, 15 Ağustos 1984 yılında yaptığı askeri öz savunması ile birlikte gücünü silahlandırmış ve kendi savunmasını tüm faşist güçlerin karşısında devreye koymuştur.
15 Ağustos Atılımı ile Kürtler bir kez daha ölüm kuyusunun betonlarını kırmış ve kendi özgürlüğü için savaşmaya, mücadele etmeye başlamıştır. Elbette bu atılım Kürtler açısından önemli olduğu kadar Ortadoğu halkları ve kadınları açısından da devrimsel bir atılım niteliğinde olmuştur. Kürt halkının uyanması kadar Kürt kadını da binlerce yıllık mezarlığını yıkmış ve köleliğin özgürlüğe evrilmesi için kendi cins mücadelesini vermiştir. PKK’ye kölelik zincirlerini kırmak için akın eden başta Kürt kadınlarının mücadelesi sonucu günümüz dünyasında kadın özgürlük mücadelesi evrenselleşmiştir. Yine kendi ideolojisini yarattığı gibi kendi öz askeri savunması temelinde de ordusunu kurarak tüm erkek egemenlikli sistem zihniyetlerinin kalıplarına karşı çetin ve amansız bir mücadelenin sahibi olmuştur. PKK hareketine katılan kadının savaşa yoğun ilgisi ve kendi savunmasını kendisinin yapması, tarihte bir ilk olduğu gibi beş bin yıllık toplumsal zihniyet kodlarını kırmış ve savaşın salt erkek işi olmadığını, kadının da kendi öz iradesiyle özgürlüğünü sağlayacağını göstermiştir. İradeleşen kadın, zamanla özgür irade sahibi olmuş ve kendini, kendi kökleri üzerinden yaratmasının ideolojik, felsefi ve ahlaki boyutlarını da güçlendirerek toplumsal bir güç olduğu kadar evrenselleşen bir kadın özgürlük hareketine dönüşmüştür. Burada 15 Ağustos Atılımı’yla birlikte Kürt hareketinde olduğu gibi kadın cephesinden de toplumsal ve askeri anlamda müthiş bir gelişme başladı. “Güvensiz, yapamaz” sözlerinin algısıyla hep ikinci planda tutulan kadın, hem fiziksel olarak hem de toplumsal, ideolojik ve felsefi olarak erkekten daha iyi yapacağını, aktif ve iradeli katılımı, istemi ve ısrarı ile ispatlamış durumdadır. Kadının gelişen bu özgüveni, öz iradesi ve cins bilinci, tüm toplumsal çalışma mekanizmalarına taşarak aktif katılımda büyük bir gelişim sağlamıştır. Azime, Binevş, Zelal, Berîtan, Zîlan ve Sema ile sembolleşen PKK’deki kadının direnişi, erkek egemenlikli sisteme boyun eğmemesi ve özgürlükteki ısrarı, tarihe geçmiş bir gerçektir. Kadın artık iradeleşmiş ve kendi öz savunmasını kendisi yapıyor. Bu şekilde tüm geri geleneksel yaşam tarzı kurbanı olan genç kızları kendisine çekerek özgürlük bilincini kazandırıyor; özgür yaşamda mücadele iddiasını güçlendirerek özgür kadın hareketi etrafında toplanmasını sağlıyor. Kadının kendi savaşımı toplumsal değer yargılarında da yeni bir yaşam tarzına kavuşmuş bulunuyor.
Bu gerçeklik, günümüzde Rojava Devrimi’ne böylesine akın eden YPJ’li genç kadınları, toplumsal ahlakı ve değerleri korumakla yükümlü bırakıyor. Bunun ötesinde kadın, özgürlükteki ısrarı güçlendirerek halkını, kardeşlerini savunup çetin bir savaş içerisinde bulunuyor.
İdeolojik temelleri kendi cins mücadelesine dayanan kadın özgürlük hareketinin gün geçtikçe zirvesel ivme kazanması, somut olarak Rojava’daki kadın öz savunma güçleri olan YPJ’de ifadesini bulmuştur. YPJ’de yer alarak direniş ruhuna yeni canlar katan Şehit Arîn Mîrkan yoldaş şahsında tüm dünyaya PKK fedai kadın direniş ruhunu bir kez daha çok açık bir şekilde göstermiştir. PKK ideolojisiyle şekillenen Kürt kadının bu fedai, kurtuluşçu duruşunun tarihte eşine, benzerine rastlanmamaktadır.
PKK’deki kadın, militan duruşuyla öz savunmasını oluşturup ordulaşarak başta fiziksel kırımlardan kendini kurtarmış; erkek egemenlikli sistemin ideolojik bombardımanı karşısında ise kadınları örgütlemiş, bilinçlendirmiş ve cins savaşımını derinleştirip ayakta kalmayı amansız direnişiyle başarmıştır. Kapitalist modernitenin ayakta kalabilmek için en çok saldırdığı kadın ve genç kadınlar, PKK kadınının ideolojik argümanları etrafında kenetlenerek tecavüz kültürünü barındıran bu sisteme “dur” demeyi bilmiş ve herkese, tüm dünyaya bir kez daha kadının kendi kökleri üzerinden kendini var edeceğini ispatlamış durumdadır. Kadın mücadelesinin gün geçtikçe evrenselleşerek insanlığın mücadelesine büyük ivmeler kazandırdığı göz ardı edilemeyecek bir realite olmuştur.
Günümüzde, Ortadoğu ve dünyanın dört bir yanından Rojava Devrimi’ne akın eden kadınların direnişleri, tüm insanlığın gözünde inkar edilemez bir gerçekliktir. Kadının kurtuluşunu tüm insanlığın kurtuluşunda gören genç kızlar, kadınlar ve anneler, sadece cinslerini değil tüm insanlığı kurtarmaya girişmektedir. Rojava Devrimi’ndeki kadının fedai duruşu da, PKK’nin direnişçi, eşitlikçi hakikat savaşçılığının ve kölelik zincirlerine karşı verilen özgürlük mücadelesinin nüvelerini ortaya sermiştir.
O mücadele, bugün dünyayı sarmış durumda. Kürdistan’da kadınlar, bir yandan insanlık düşmanı DAİŞ’e karşı savaşırken diğer yandan DAİŞ’in ortağı Türk devletinin faşist, soykırımcı, insanlık değerlerini ayaklar altına alan zihniyetine karşı amansız direniş veriyor. Başta PKK öncülerinin, fedai ruhun sahibi olan 15 Ağustos Atılımı’nın kahraman şehitlerinin olmak üzere özgürlük mücadelesinde yaşamını yitiren tüm yoldaşların şahsında bizler, kadın özgürlük mücadelesinin militanları olarak, bağlılık sözümüzü yineliyoruz. Mücadelelerini büyüteceğiz. Önderliğimizin özgürlüğünü elde edene, Kürdistan’ı özgürleştirene dek mücadele içinde olacağız. Özgür yaşamı yaratma iddiasında her zamankinden daha güçlüyüz, daha kararlıyız.
ZOZAN ÇIYA